Uzm. Dr. Özge Banu Öztürk Dekolte ve Göğüs Bölgesini Gençleştirmek
Dermatoloji Uzmanı Dr. Özge Banu Öztürk, dekolte bölgesinde cilt kalitesini artırmaya yönelik gençleştirme yöntemlerini ve göğüs dokusuna hacim vermek amacıyla yapılan işlemlerin detaylarını MAG Okurları için anlatıyor.
Estetik tıpta son yıllarda yalnızca yüze odaklanmıyoruz. Artık yaş alma belirtilerini değerlendirirken yüz, boyun, eller ve dekolte bölgesini birlikte ele alıyoruz. Çünkü yaşımızı çoğu zaman yalnızca yüzümüz değil, güneşe açık kalan göğüs üstü derisi, ince kırışıklıklar, lekelenmeler, elastikiyet kaybı ve cilt kalitesindeki bozulma da gösterir. Ve göğüs sarkması sadece yağ dokunun yer değiştirmesi olmadığından, göğüs cildinin gençleştirilmesiyle ve sporla kas dokusunu destekleyerek göğüs sarkmasının önüne geçilebilir.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır: Göğüs üstü ve dekolte derisinin gençleştirilmesi ile meme dokusuna hacim vermek amacıyla dolgu enjeksiyonu yapılması aynı şey değildir. Birincisi; cildin kalitesini, elastikiyetini, lekelenmesini ve ince kırışıklıklarını hedefleyen medikal estetik yaklaşımlarını kapsar. İkincisi ise meme hacmini artırmak amacıyla meme dokusuna ya da çevresine dolgu maddesi verilmesidir ve literatürde ciddi komplikasyonlarla birlikte tartışılmaktadır.
Dekolte Bölgesi Neden Hızlı Yaşlanır?
Dekolte bölgesi ince derili, güneşe açık ve çoğu zaman günlük bakım rutinlerinde ihmal edilen bir alandır. Yüzümüze sürdüğümüz güneş koruyucu, antioksidan veya retinoidleri çoğu zaman boyun ve göğüs üstüne taşımayız. Oysa bu bölge yıllar içinde ultraviyole ışınları, uyku pozisyonu, kilo değişimleri, hormonal değişiklikler, gebelik, emzirme, yer çekimi ve kolajen kaybından etkilenir. Sonuçta üç ana tablo gelişir: İnce çizgiler, ciltte krepleşme ve elastikiyet kaybı. Buna bazen güneş lekeleri, kızarıklık, kılcal damar görünümü ve deri incelmesi de eşlik eder. Bu nedenle “dekolte ve göğüs gençleştirme” denildiğinde ilk hedef çoğu zaman meme hacmini büyütmek değil, bu iki bölgenin deri kalitesini yeniden yapılandırmaktır.
Güvenli Gençleştirme Yaklaşımı: Deri Kalitesi, Kolajen ve Biyostimülasyon
Dekolte gençleştirmesinde en güvenli yaklaşım, basamaklı ve kişiye özel planlamadır. İlk basamak her zaman fotoproteksiyondur. Güneş koruyucu, antioksidan içerikler, retinoidler, nem bariyerini güçlendiren ürünler ve gerekirse leke karşıtı tedaviler temel zemini oluşturur. Ev bakımının düzenli olmadığı bir hastada cihaz veya enjeksiyon tedavilerinden alınan sonuç da sınırlı kalır.
İkinci basamak kolajen uyarımıdır. Fraksiyonel lazerler, doğru hasta ve doğru parametre seçimiyle dekolte derisinde sıkılaşma, kırışıklıkta azalma ve cilt dokusunda iyileşme sağlayabilir. Bu uygulamalarda amaç cilt kalitesini arttırmaktır, meme dokusunu büyütemez veya küçültemez, cildi onarır, fotoyaşlanmaya karşı da etkili olur.
Üçüncü basamak biyostimülan enjeksiyonlardır. Dilüe veya hiperdilüe kalsiyum hidroksiapatit, poli-L-laktik asit gibi biyostimülanlar bazı seçilmiş hastalarda dekolte derisinin kalitesini artırmak için kullanılabilir. Burada kritik nokta, uygulamanın yüz dolgusu mantığıyla “hacim verme” şeklinde değil, çok yüzeysel ve kontrollü bir cilt kalitesi protokolü olarak planlanmasıdır. Biyostimülan uygulamalar, göğüs dokusu içine uygulanmamalıdır.
Meme Dokusuna Dolgu-Biostimülan Enjeksiyonu Neden Sorunlu?
Meme, yalnızca estetik bir alan değildir; aynı zamanda düzenli radyolojik takip gerektiren, meme kanseri açısından toplum sağlığı önemi taşıyan bir organdır. Bu nedenle meme dokusuna verilen herhangi bir yabancı madde, yalancı kitle görünümüne sebep olabilir ve gelecekte yapılacak ultrason, mamografi ve MR değerlendirmeleri açısından da düşünülmelidir.
Meme büyütme amacıyla kullanılan dolgu maddeleri tarihsel olarak farklı grupları içermiştir: Sıvı silikon, parafin benzeri maddeler, poliakrilamid hidrojel, copolyamide içerikli ürünler, aquafilling benzeri dolgular ve yüksek hacimli hyalüronik asit uygulamaları. Bu uygulamaların ortak sorunu, başlangıçta “ameliyatsız, kolay, hızlı” gibi görünmeleri; ancak aylar, hatta yıllar sonra çok daha karmaşık komplikasyonlarla karşımıza çıkabilmeleridir.
En Sık Bildirilen Komplikasyonlar
Meme dolgularından sonra literatürde bildirilen komplikasyonlar arasında; ele gelen kitleler, nodüller, ağrı, hassasiyet, asimetri, sertlik, inflamasyon, enfeksiyon, apse, yabancı cisim reaksiyonu, granülom oluşumu ve ürün migrasyonu yer alır. Bazı dolgular meme dokusu içinde dağınık şekilde ilerleyebilir; bu durumda ürünü tamamen çıkarmak çoğu zaman mümkün olmaz. Kalıcı veya uzun süre kalan dolgularda komplikasyonlar daha da zor yönetilir. Dolgu maddesi yalnızca meme içinde kalmayabilir; göğüs duvarına, karın bölgesine, kas dokularına, koltuk altına veya daha uzak bölgelere doğru göç edebilir. Bu tablo hem hastada fiziksel şikâyet yaratır hem de cerrahi tedaviyi karmaşıklaştırır. En önemli problemlerden biri de radyolojik görüntüleme zorluğudur. Meme dokusunda dolguya bağlı kistler, yoğunluk artışı, kalsifikasyon, yağ nekrozu benzeri değişiklikler veya yabancı madde reaksiyonları geliştiğinde, bu görüntüler kanser taraması sırasında kafa karıştırabilir. Gereksiz biyopsiler yapılabilir; daha kötüsü, gerçek bir meme kanseri bulgusu dolguya bağlı değişikliklerin arasında geç fark edilebilir.
Hyalüronik Asit Dolgular Daha mı Güvenli?
Meme dokusu için hayır! Hyalüronik asit dolgular yüz bölgesinde uzun yıllardır kullanılan, doğru endikasyon ve doğru teknikle güvenli kabul edilen ürünlerdir. Ancak yüz için geçerli olan güvenlik bilgisi, otomatik olarak meme dokusu için geçerli değildir. Meme hacmini artırmak için çok yüksek miktarda hyalüronik asit enjeksiyonu yapılması, asla uygun değildir. Geçmişte Macrolane gibi yüksek hacimli hyalüronik asit ürünleri meme büyütme amacıyla kullanılmış, fakat sonrasında görüntüleme kalitesini bozma, nodül, yer değiştirme, enfeksiyon, kalıcılık süresinin öngörülememesi ve meme hastalıklarının tanısını zorlaştırma gibi nedenlerle ciddi tartışmalara yol açmıştır. Bu nedenle “eriyebilir dolgu” ifadesi meme uygulamaları için tek başına güvenlik garantisi olarak görülmüyor.
Yağ Enjeksiyonu Aynı Kategoriye Girer mi?
Otolog yağ enjeksiyonu, yani kişinin kendi yağ dokusunun alınarak memeye verilmesi, sentetik dolgulardan farklı bir konudur. Plastik cerrahide meme rekonstrüksiyonu ve seçilmiş estetik endikasyonlarda kullanılmaktadır. Ancak bu işlem de risksiz değildir. Yağ nekrozu, yağ kisti, kalsifikasyon, enfeksiyon, asimetri ve ek radyolojik inceleme ihtiyacı görülebilir. Bu nedenle yağ enjeksiyonu da sıradan bir “dolgu işlemi” gibi sunulmamalıdır. Cerrahi deneyim, steril koşullar, uygun hasta seçimi, işlem öncesi ve sonrası meme görüntüleme planı ve multidisipliner takip gerektirir.
Hastaya Doğru Mesaj Ne Olmalı?
Göğüs bölgesinde gençleşme isteyen bir hastaya verilecek en doğru mesaj şudur: Dekolte ve göğüs derisinin gençleştirilmesi mümkündür; ancak, meme dokusunu dolgu ile büyütmek risklidir. Dekolte cildinin kalitesini artırmak için güneş koruması, medikal cilt bakımı, lazerler, radyofrekans, mikrofocused ultrasound ve seçilmiş biyostimülan protokoller hekim kontrolünde değerlendirilebilir. Meme dokusu gençleştirme için en güvenilir cihaz uygulaması fraksiyonel lazer, özellikle de güçlü kolajen uyarıcı etkiyle Er:Glass lazer uygulamasıdır. Fakat meme hacmi isteniyorsa hasta, dermatolojik dolgu mantığıyla değil, meme cerrahisi ve radyolojik takip gerekliliğiyle değerlendirilmelidir. Meme bölgesine herhangi bir enjeksiyon planlanmadan önce hastanın yaşı, aile öyküsü, meme kanseri riski, önceki meme ameliyatları, gebelik ve emzirme öyküsü, mamografi/ultrason geçmişi ve mevcut radyolojik durumu bilinmelidir. Daha önce meme dolgusu yaptırmış hastalarda ise radyoloji ekibine mutlaka kullanılan ürün, uygulama tarihi ve uygulama bölgesi bildirilmelidir.
Özetle, göğüs gençleştirmesinde en doğru yaklaşım; cilt kalitesini hedefleyen, meme dokusuna zarar vermeyen, radyolojik takibi engellemeyen, kanıta dayalı ve hekim kontrolünde planlanan kişiselleştirilmiş protokollerdir. Bu anlamda fraksiyonel Er:Glass lazer en güvenlisi denilebilir.