© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Kadın Hastalıklarındaki Her Enfeksiyon Aynı Değil – Prof. Dr. Mustafa Ulubay

Kadın Hastalıklarındaki Her Enfeksiyon Aynı Değil – Prof. Dr. Mustafa Ulubay

 

Prof. Dr. Mustafa Ulubay, kadınlarda sık karşılaşılan genital enfeksiyonlar ve candida mantarı konusunda doğru tanı ve kişiye özel tedavinin önemine dikkat çekiyor.

 

Candida mantarının insan vücudunda doğal olarak bulunduğu biliniyor. Peki, ne oluyor da kontrolden çıkıp kadınlarda vajinal akıntılara ve kaşıntılara sebep olmaya başlıyor?

Candida mantarı, kadın fizyolojisinde doğal olarak yer alan ve normal şartlar altında zararsız, hatta faydalı kabul edilen bir mikroorganizmadır. Ancak çeşitli faktörlere bağlı olarak bazı bireylerde kontrolsüz biçimde çoğalmaya başlayabilmektedir. Bu aşırı çoğalma, çoğunlukla vajinal mikroflora dengesinin bozulmasından kaynaklanır. Sağlıklı bir vajinal flora, pH değeri 3 ila 5 arasında değişen asidik bir ortama sahiptir. Çeşitli etkenler neticesinde pH seviyesinin 5’in üzerine çıkmasıyla ortam alkali bir yapı kazanır. Alkali koşullar, candida türlerinin çoğalması için son derece elverişlidir. Popülasyondaki bu artış, mantarın türüne bağlı olarak belirgin akıntı, koku, yanma hissi ve ağrı gibi klinik belirtilerin ortaya çıkmasına yol açar.

 

Vajinal pH dengesini olumsuz etkileyen başlıca hususlar arasında, uygun olmayan iç çamaşırı kullanımı ve vajinal duş uygulamaları yer almaktadır. Bu koşullar altında çoğalan candida mantarı nedeniyle oluşan şikâyetler, floradaki doğal denge yeniden sağlanmadığı sürece varlığını sürdürebilir.

 

Tüketilen gıdalarla, özellikle tatlılar ve hamur işleriyle bu mantarın doğrudan bir ilişkisi var mı?

Beslenme alışkanlıkları ile candida mantarı arasında belirli düzeyde bir etkileşim bulunmakla birlikte, tüketilen gıdalarla —özellikle tatlı ve hamur işi tüketimiyle— mantarın kontrolsüz çoğalması arasında doğrudan ve tek başına bir nedensellik ilişkisi bulunmamaktadır. Klinik pratikte sıklıkla gözlemlendiği üzere, pek çok kadın candida enfeksiyonundan kurtulmak amacıyla oldukça katı “candida diyetlerine” başvurmaktadır. Karbonhidrat ve şeker alımını tamamen kısıtlayarak mantarın çoğalmasını engelleyeceğini düşünen hastalar, bu süreçte sıklıkla gereksiz ve fizyolojik açıdan riskli düzeylerde kilo kaybı yaşamakta, vücut dirençlerini düşürmektedirler. Yürütülen bu kısıtlayıcı diyet süreçlerinin neticesinde dahi candida enfeksiyonunun gerilemediği, akıntı ve kaşıntı gibi klinik şikâyetlerin varlığını sürdürdüğü tespit edilmektedir. Nitekim temel etken, mantarın beslenme öğeleriyle desteklenmesi değil, vajinal mikrofloradaki pH dengesinin bozulmasıdır. Odak noktası olan flora dengesi tıbbi yöntemlerle rekonstitüe edilmediği ve asidik ortam yeniden sağlanmadığı sürece, yalnızca beslenme düzeninde değişikliğe gidilmesi veya şeker tüketiminin sonlandırılması kalıcı bir tedavi sağlamamaktadır.

 

Bazı kadınlar bu sorunu hayatında bir kez yaşayıp atlatırken, neden bazılarının hayatında bitmek bilmeyen, sürekli tekrarlayan bir duruma dönüşüyor? Bu, kadınların yaptıkları ve gündelik alışkanlıkları ile ilgili bir durum mu?

Bu durumun asıl sorumlusu her zaman kadınların gündelik alışkanlıkları veya tekrarladıkları hatalar değildir; aslında karşımızda çok daha stratejik davranan ve inatçı bir yapı bulunmaktadır. Birçok kadın bu enfeksiyonu hayatında bir kez yaşayıp kolayca atlatır. Ancak yılda dördün üzerinde bu akıntılar tekrarladığında biz bu durumu “tedaviye dirençli vajinal enfeksiyonlar” olarak tanımlarız. Bu direncin ve tekrarlamanın sıklıkla nedeni biyofilm adını verdiğimiz mekanizmadır.

 

Biyofilm, candida mantarının hayatta kalmak ve tedavi edilmekten kaçınmak için kendi etrafına ördüğü jelatinimsi, zırh benzeri bir kalkandır. Bu savunma kalkanı öylesine güçlüdür ki, mantarı dışarıdan gelen müdahalelere karşı ciddi anlamda koruma altına alır. Hikâyenin en can sıkıcı kısmı da tam olarak burada başlar. Yılda dört defadan fazla tekrarlayan bu inatçı enfeksiyonlarda, hastalarımız genellikle daha önce kullandıkları standart mantar ilaçlarına, kremlere veya fitillere tekrar tekrar başvururlar. Ancak biyofilm tarafından korunan mantar, sürekli maruz kaldığı bu ilaçlara karşı zamanla çok güçlü bir direnç kazanır. Kullanılan klasik ilaçlar biyofilm tabakasını aşıp içeri giremediği gibi, mantar bu etken maddeleri tanıyarak diğer ilaçlara karşı da bağışıklık geliştirir.

 

Sonuç olarak ortada basit bir günlük alışkanlık hatasından ziyade, tedavilere direnç kazanmış ve ilaç tedavilerinin artık işe yaramadığı bir tablo vardır. Bu durumlarda hastalara bireysel, kişiye özel tedaviler hazırlanması ve vajinal floranın yeniden düzenlenmesi gerekebilmektedir.

 

Candida mantarının sebep olduğu akıntılar sadece bedensel bir sorun değil, çoğu zaman konuşulmayan bir utanç kaynağı. Sürekli akıntı ve rahatsızlık hissi, kadınların öz güvenini, sosyal hayatını ve partnerleriyle olan ilişkilerini sizce nasıl etkiliyor?

Bu gerçekten çok değerli ve poliklinikte kapılar kapandığında çoğu zaman gözyaşlarıyla dinlediğim bir konu. Candida mantarı sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, aynı zamanda kadının yaşam kalitesini ve psikolojisini derinden sarsan bir tablodur. Sürekli devam eden akıntı, kaşıntı ve ıslaklık hissi, öncelikle kadının günlük hayattaki konforunu ve öz güvenini derinden etkiler. Sosyal ortamlarda “Acaba koku oluyor mu?”, “Kıyafetimden belli olur mu?” endişesiyle sürekli tetikte olma hâli, kadınları yavaş yavaş sosyal hayattan izole edebilir. Hatta, sırf bu yüzden istedikleri kıyafetleri giymekten çekinen, sürekli günlük ped kullanmak zorunda hisseden hastalarımız var. Bu durum, kadının kendi bedeniyle olan barışıklığını ciddi şekilde zedeler.

 

Partner ilişkilerinde ise tablo çok daha yıpratıcı bir hâl alabiliyor. Mantarın yarattığı tahriş, yanma ve doku hassasiyeti cinsel birlikteliği fiziksel bir eziyete dönüştürür. Buna bir de akıntının veya olası bir kokunun yarattığı estetik kaygılar ve utanç duygusu eklendiğinde, kadın haklı olarak partnerinden uzaklaşmaya başlar. Cinsel isteksizlik baş gösterir ve bu durum açıkça konuşulmadığı zaman, çiftler arasında anlamsız gerginliklere ve duygusal kopukluklara yol açar.

 

Burada en çok üzüldüğüm noktalardan birisi, birçok kadının bu durumu bir hijyen eksikliği veya kendi kusuru gibi algılayıp bu duruma katlanmasıdır. Oysa bu, önceki sorularda da konuştuğumuz gibi tamamen tıbbi bir flora problemidir. Utanılacak, saklanacak veya suçluluk

 

duyulacak hiçbir yanı yoktur, bedensel bir dengesizliktir; doğru yaklaşımla ve bireysel tedaviler ile tamamen çözülebilir.

 

Kadınların her akıntı veya kaşıntıda “mantar oldum” diyerek kendi kendilerine teşhis koyup eczaneye koşması ne kadar doğru? Bu alışkanlık daha tehlikeli başka hastalıkların gözden kaçmasına yol açar mı?

Kadınlar maalesef yaşadıkları her türlü akıntı probleminde -ki aslında birbirinden çok farklı yapı ve renkte akıntı tipleri bulunmaktadır- hemen kendi kendilerine teşhis koyup eczaneye giderek standart bir mantar ilacı veya fitille durumu çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu sıklıkla yapılan, çok büyük bir hatadır. Başlangıçta bu standart ilaçlar şikâyetleri bir hafta kadar azaltsa da en geç ikinci haftada akıntıların yeniden başladığını görürüz. Şunu çok net anlamamız gerekiyor: Akıntılara neden olan tek bir bakteri veya tek bir mantar türü yoktur. Çok çeşitli mikroorganizmalar bu duruma yol açabilir. Konu sadece candida mantarı olduğunda bile durum sandığımızdan daha karmaşıktır; çünkü candidanın kendi içinde birden fazla alt tipi bulunur. Eczaneden kendi başınıza aldığınız o standart mantar ilaçları, genellikle sadece candida albicans türünde işe yarar. Ancak non-albicans olarak tanımladığımız, yani albicans olmayan farklı mantar türlerinde bu ilaçlar hiçbir işe yaramadığı gibi, mevcut tabloyu kötüleştirerek akıntıyı daha da arttırabilirler. Bu nedenle, özellikle de akıntısı sürekli tekrar eden kadınların bilinçsizce eczaneye gidip bu ezbere ilaçları kullanmaları kesinlikle doğru bir yaklaşım değildir. Hatalı ilaç kullanımları, altta yatan asıl problemin büyümesine ve gizli kalmasına zemin hazırlar.

 

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) de tavsiye ettiği üzere, kulaktan dolma bilgilerle değil; tamamen kadının kendi florasına ve etken mikroorganizmaya yönelik bireysel tedavilere başvurmak şarttır. Doğru ve kişiye özel bir tedavi planlamasıyla bu inatçı akıntılardan kalıcı olarak kurtulmak pek tabii mümkündür.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.