© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Yaz Sonrası Sistemik ve Cilt Anti-Aging Uygulamaları – Uzm. Dr. Özge Banu Öztürk

Yaz Sonrası Sistemik ve Cilt Anti-Aging Uygulamaları – Uzm. Dr. Özge Banu Öztürk

 

Yazın ardından ciltte ve bedende oluşan değişimleri ele alan Dermatoloji Uzmanı Dr. Özge Banu Öztürk, sonbaharla birlikte bakım rutinini yeniden şekillendirirken dikkat edilmesi gerekenleri ve öne çıkan uygulamaları MAG Okurları ile paylaşıyor.

 

Yaz ayları bize iyi hissettirse de güneş, sıcak, düzensiz beslenme, seyahatler ve uyku düzenindeki değişiklikler bedenimiz ve cildimiz üzerinde küçük izler bırakıyor. Özellikle yoğun UV maruziyeti; oksidatif stresi arttırırken ciltte lekelenme, nem kaybı, kolajen hasarı ve fotoyaşlanmayı hızlandırabiliyor. Bu nedenle sonbaharı yalnızca cildimizi değil, bedenimizi de yeniden dengelediğimiz bir yenilenme dönemi olarak değerlendirebiliriz.

 

Önce içeriden başlayalım. Anti-aging söz konusu olduğunda yalnızca dışarıdan yapılan uygulamaları düşünmemek gerekiyor. Hücresel yaşlanmanın önemli bileşenlerinden biri oksidatif stres ve redoks dengesinin bozulması. Bu noktada intravenöz C vitamini, alfa-lipoik asit, glutatyon ve medikal ozon uygulamaları gündeme geliyor. IV C vitamini, oral kullanımdan farklı olarak çok daha yüksek plazma konsantrasyonlarına ulaşabiliyor. Güçlü antioksidan özelliklerinin yanı sıra kolajen sentezindeki rolü nedeniyle cilt sağlığı açısından da önemli. Çalışmalar intravenöz C vitamininin bazı oksidatif stres göstergelerini azaltabildiğini gösteriyor. Alfa-lipoik asit ise mitokondriyal enerji metabolizması ve antioksidan sistemlerle ilişkili. C ve E vitamini ile glutatyon gibi diğer antioksidan sistemlerin redoks döngüsüne de katkıda bulunuyor. Bir diğer önemli molekülümüz glutatyon. Hücrenin en önemli endojen antioksidan savunma sistemlerinden biri. Ancak burada küçük bir bilimsel parantez açmak gerekiyor: Glutatyonun biyolojik önemi çok iyi bilinmesine rağmen, sağlıklı bireylerde intravenöz glutatyonun “anti-aging” amacıyla kullanımına ilişkin klinik kanıt henüz sınırlı. Medikal ozon ise diğerlerinden biraz farklı çalışıyor. Doğrudan bir antioksidan vermek yerine kontrollü oksidatif uyarı oluşturarak Nrf2 gibi hücrenin kendi antioksidan savunma mekanizmalarını aktive edebileceği düşünülüyor. Buna hormetik yanıt diyoruz. Medikal ozonun farklı hastalıklardaki etkileri araştırılıyor olmakla birlikte, sistemik longevity tedavisi olarak kabul edilebilmesi için daha güçlü klinik çalışmalara ihtiyacımız var.

 

Dolayısıyla amaç; gelişigüzel “vitamin serumları” yaptırmak değil, kişinin sağlık durumu ve laboratuvar değerleri değerlendirilerek ihtiyaca yönelik bir sistemik destek programı oluşturmak olmalı.

 

Peki yazdan çıkan cildimize ne yapacağız? Burada tedaviyi üç aşamada düşünmeyi seviyorum: Önce yazın bıraktığı fotohasarı azaltacağız, sonra cildi yeniden yapılandıracağız, en sonunda rejenerasyonu destekleyeceğiz.

 

İlk Adım: BBL

Yaz sonunda karşımıza en sık çıkan tablo; güneş lekeleri, ton farklılıkları, kızarıklık, kılcal damarlar ve genel olarak matlaşmış bir cilt. BBL/IPL teknolojileri pigment ve vasküler yapıları hedefleyerek bu aşamada oldukça etkili seçenekler. BBL ile ilgili en ilginç çalışmalardan birinde, fotoyaşlanmış insan derisindeki gen ekspresyonunun tedavi sonrasında daha genç deride görülen ekspresyon profiline doğru değişebildiği gösterildi. Bu çalışma bize BBL’nin yalnızca lekeleri azaltan kozmetik bir işlem olmadığını; cildin yaşlanma biyolojisi üzerinde de araştırılmaya değer etkileri olabileceğini düşündürüyor.

 

İkinci Adım: Fraxel

BBL ile yüzeydeki fotohasarı hedefledikten sonra sıra epidermal ve dermal yeniden yapılanmaya geliyor. Burada Fraxel Dual’ın iki farklı dalga boyundan yararlanabiliyoruz. 1927 nm Thulium, daha yüzeysel fotohasar, pigmentasyon ve cilt tonu düzensizliklerinde çalışırken; 1550 nm Er:Glass daha derine ulaşarak dermal kolajen remodelingini hedefliyor. Basitçe söylersek:

 

  • 1927 nm ile epidermal reset
  • 1550 nm ile dermal reset

 

Son Dokunuş: Somon DNA – PN/PDRN

Son yıllarda rejeneratif dermatolojinin en çok konuşulan uygulamalarından biri de “somon DNA” olarak bilinen polinükleotid (PN) ve PDRN uygulamaları. Amaç hacim vermek değil; cildin kalitesini artırmak. Çalışmalarda polinükleotid enjeksiyonlarının cildin nemi, elastikiyeti, tekstürü ve ince kırışıklıkları üzerinde olumlu sonuçları bildiriliyor. Özellikle lazer uygulamalarından sonra cildin yeniden yapılanma döneminde rejeneratif tedavilerin kullanılması giderek daha fazla ilgi görüyor. Ancak burada da bilimsel gerçekliği korumamız gerekiyor: Sonuçlar umut verici olmakla birlikte PN/PDRN konusunda daha büyük ve uzun süreli kontrollü çalışmalara hâlâ ihtiyacımız var.

 

Sonbaharı bir “reset” dönemi olarak düşünün. Anti-aging aslında tek bir serum, tek bir lazer veya tek bir enjeksiyon değil. Önce bedenin redoks ve metabolik dengesini değerlendiriyoruz. Sonra yazın bıraktığı fotohasarı BBL ile hedefliyoruz. FRAXEL ile epidermal ve dermal yeniden yapılanmayı uyarıyoruz. PN/PDRN ile cildin rejenerasyon sürecini destekliyoruz. Çünkü sağlıklı yaş almak yalnızca kırışıklıkları azaltmak değil; hücrenin, dokunun ve bütün bedenin yaşlanma hızını mümkün olduğunca sağlıklı yönetebilmek demek. Sonbahar da bunun için güzel bir başlangıç zamanı.

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.