Hayallerden İmzaya, Kusursuz Davetler – Event By Heval Zengoğlu
Heval Zengoğlu, yıllar içinde kendi estetik dilini oluşturduğu tasarım yolculuğunu, davetleri kişisel hikâyelere dönüştüren yaklaşımını ve zamansız güzellik arayışını MAG Okurları ile paylaşıyor.
Bugün isminiz artık bir marka hâline geldi. Sektöre adım attığınız ilk anları anlatır mısınız? Nasıl bir yol izlemiştiniz, hikâyeniz nedir?
Benim hikâyem aslında bir marka kurma hedefiyle değil, güzel olanı kendime ait bir dille yorumlama isteğiyle başladı. İlk günden beri, bir daveti yalnızca dekore edilecek bir alan olarak görmedim. Benim için her davet, insanların hayatında bir kez yaşanacak bir anın tasarımıydı. Bu yüzden hazır kalıpların içinde ilerlemek yerine kendi estetik dilimi oluşturmaya çalıştım. Yıllar içinde en büyük yatırımım detaylara, gözlemlemeye ve sürekli yenilenmeye oldu. Zamanla insanlar, bir tasarımı, ismimi görmeden de bana ait hissedebilmeye başladılar. Bence bir ismin markaya dönüşmesi de tam olarak böyle bir şey.
Bugün geriye baktığımda beni en çok gururlandıran şey ise büyürken kendi çizgimi kaybetmemiş olmaktır. Bugün Event by Heval Zengoğlu benim için yalnızca bir marka değil, yıllar içinde şekillenen estetik anlayışımın ve hayata bakışımın bir yansıması.
Size gelen bir çiftin veya kurumun hayalini gerçeğe dönüştürürken nasıl bir yaratım sürecinden geçiyorsunuz?
Her şey dinlemekle başlıyor, çünkü iyi bir tasarımın, doğru soruları sormakla başladığına inanıyorum. Karşımdaki kişinin bana ne istediğini anlatması kadar, anlatmadığı detayları yakalamayı da önemsiyorum. Yaşam biçimleri, karakterleri, sevdikleri mekânlar, renkler, dokular… Bazen bütün bir projenin çıkış noktası, sohbet sırasında söylenen tek bir cümle olabiliyor.
Ardından bütün bu detayları kendi tasarım dünyamdan geçirerek bir hikâyeye dönüştürüyorum. Çiçekten ışığa, kumaştan masa düzenine kadar her unsurun aynı hikâyeyi anlatmasını istiyorum. Benim için gerçek lüks, fazlalık değil; seçiciliktir. Doğru detayın doğru yerde kullanılması, bazen çok daha görkemli bir etki yaratır. Sonunda ortaya çıkan davetin yalnızca “çok güzel” denilen bir organizasyon olmasını değil, başka hiç kimseye ait olamayacak kadar kişisel olmasını istiyorum.
Tasarımlarınızda “Heval Zengoğlu imzası” diyebileceğimiz en belirgin dokunuş nedir?
Kontrollü ihtişam. Görkemi seviyorum fakat hiçbir zaman fazlalığı ihtişam olarak görmedim. Benim için güçlü bir tasarım, kendini göstermek için bağırmak zorunda değildir. Renk, ışık, doku ve mimari arasında kurduğum denge benim için çok önemli. Bazen bir çiçeğin tonu, bazen kumaşın düşüşü, bazen de masadaki birkaç santimetrelik bir detay bütün kompozisyonun hissini değiştirebilir. Detaylara karşı oldukça hassasım. Belki misafir o küçük ayrıntıların her birini fark etmeyecek; fakat hepsi doğru olduğunda ortaya çıkan hissi mutlaka fark edecektir. Heval Zengoğlu imzası benim için tam da bu: Gösterişli ama asla yorucu olmayan, zarif ama unutulmayacak kadar güçlü bir atmosfer.
Değişen trendleri mi takip ediyorsunuz, yoksa kendi trendlerinizi mi yaratıyorsunuz?
Trendleri takip etmekten çok, dünyayı takip ediyorum. Moda, mimari, sanat, iç mekân tasarımı, seyahat… İlhamımı yalnızca kendi sektörümün içinden almıyorum. Bir binanın cephesi, eski bir Avrupa otelindeki kumaş, bir moda koleksiyonunun renk paleti ya da seyahatte karşıma çıkan küçücük bir detay yeni bir projenin başlangıcı olabiliyor. Trendleri bilmek gerektiğine inanıyorum fakat onları olduğu gibi uygulamayı sevmiyorum. Gördüğüm her şeyi kendi estetik süzgecimden geçiriyorum. Bu nedenle, “trendleri takip ediyorum” demektense, “çağın ruhunu takip ediyor, kendi yorumumu yaratıyorum” demeyi tercih ederim, çünkü trendler değişir; benim için önemli olan, yıllar sonra fotoğraflara bakıldığında hâlâ güzel ve zamansız görünen işler bırakabilmek.
Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz organizasyonlar arasında sizin için en unutulmaz veya en sıra dışı olanı hangisiydi?
Her projenin bende bıraktığı başka bir iz var; bu nedenle tek bir organizasyonu seçmek benim için çok zor. Fakat beni en fazla heyecanlandıran projeler, ilk bakışta gerçekleştirilmesi zor görünenler oluyor. Boş bir mekâna girip onu birkaç gün içinde bambaşka bir atmosfere dönüştürmek ve aylar önce kâğıt üzerinde başlayan bir hayalin gerçeğe dönüştüğünü görmek hâlâ işimin en sevdiğim taraflarından biri.
Ben özellikle mekânın mimarisini değiştiren, misafire daha ilk adımında başka bir dünyaya girdiğini hissettiren projeleri seviyorum. Çünkü benim için organizasyon tasarımının en büyüleyici tarafı tam olarak bu: Var olan bir mekânı dekore etmek değil, birkaç saatliğine yeni bir dünya yaratmak Ben bir mekânı yalnızca süslemekten ziyade onun kimliğini değiştirmeyi seviyorum. Misafir içeri girdiği anda birkaç saatliğine başka bir dünyaya geçtiğini hissetsin istiyorum. Bu nedenle benim için en unutulmaz proje belki de henüz gerçekleşmedi, çünkü en çok heyecanlandığım organizasyon, hâlâ hayalini kurduğum organizasyon.
Kusursuz bir düğün ya da davet hayali kuran ama nereden başlayacağını bilemeyen birine ilk tavsiyeniz ne olur?
Önce Pinterest’i kapatmalarını söylerdim. Çünkü çok fazla güzel şey görmek bazen insanın kendi hikâyesini duymasını zorlaştırıyor. İlk sorum her zaman şu olur: O gece nasıl hissettirsin? Romantik, sofistike, zamansız, görkemli ya da çok samimi… Önce duyguyu belirlediğinizde mekândan renk paletine kadar bütün kararlar çok daha doğal biçimde oluşuyor.
Ve her beğendiğiniz şeyi aynı davete koymamak gerekiyor. Bence zarafetin en önemli kurallarından biri, nerede duracağını bilmektir, çünkü insanlar yıllar sonra masa üzerindeki bir objenin modelini ya da kullanılan çiçeğin sayısını unutabilirler; ama o gece nasıl hissettiklerini unutmazlar. Bir diğer tavsiyem de her güzel fikri aynı organizasyonun içine koymaya çalışmamaları olur. İyi tasarım biraz da neyi kullanmayacağını bilmektir. Ve elbette doğru profesyonellerle çalışmak çok önemli. Çünkü kusursuz görünen bir davetin arkasında, misafirin hiçbir zaman görmediği yüzlerce detay ve çok ciddi bir koordinasyon vardır. Ben her zaman şuna inanıyorum: En güzel davet, en çok şeyin yapıldığı değil; her şeyin olması gerektiği kadar ve size ait olduğu davettir. Kusursuzluk; hiçbir şeyi eksiltmek ya da eklemek istemediğiniz o dengedir.