Dinler Laboratuvarı Şanlıurfa Soğmatar
Yine tam tesadüfen karşıma çıkan bir yer; ki biz biliyoruz tesadüf diye bir şey yoktur, hazırlanmış ortamlar vardır. Esasen amacım yine Göbeklitepe ve Karahantepe’ydi. Yolda; Nahrin Otel’in sahibi Ahmet Bey “Sinem Hanım, sizin Soğmatar’ı mutlaka görmeniz lazım, orası çok önemli.” demesiyle navigasyona ilk kez duyduğum adı girdim.
Hatırı sayılır mesafeler aştık ve “hiçbir yerin ortasında” dediğimiz bir yerde, bir köy okulunun önünde durduk. Öğrencilerin dağılma saatiydi ve marşımızı okuduklarını duydum biz kayalarda yukarılara doğru tırmanırken. Türkiye’min güzelliğini dinledim rüzgârlı ve kaygan kayalardan tırmandığımız tepelerde. Az sonra ne göreceğimi bilmiyordum tırmanırken, çünkü hakkında değil bir şey bilmek, adını dahi yeni duyduğum bir yere gelmiştim aniden ve hiç bilmeden.
Soğmatar’ın tarihi milattan önce yaklaşık 1. yüzyıla kadar uzanıyor. Özellikle yıldızlara tapınma, yani “astroteoloji” ve eski Mezopotamya inanç sistemleri ile bağlantısı nedeniyle gerçekten çok dikkat çekici. Buna rağmen en az bilinen ama en mistik yerlerden biri.
Bölge tek bir döneme ait değil. Binlerce yıl boyunca kesintili değişik yerleşimler görmüş. MÖ 5000’de ilk yerleşim izlerini taşıyor, ki bu Kalkolitik Çağ. MÖ 3000 ile 1200 arasında Tunç Çağı’nda yerleşimler devam ediyor. MÖ 1000’de, yani Demir Çağı’nda bölge önemli bir hâle geliyor. Ve Roma dönemi MS 2. yüzyılda en parlak dönemini yaşıyor. Soğmatar 7000 yıllık kesintili kültürel birikime sahip bir yer.
Soğmatar’ın en kritik özelliği, Ay Tanrısı Sin kült merkezi olması. Mezopotamya’da Sin (Nanna), Ay tanrısıdır. Soğmatar işte bu tanrıya adanmış kutsal bir ibadet alanı. Bölgede aynı zamanda Güneş Tanrısı Şamaş, gezegenler ve tanrı kültleri de var. Özellikle mağaranın içindeki on iki kabartma heykel çok etkileyiciydi.
Mabetler Şehri Soğmatar
Pek çok mabet alanı var ülkemizde ve dünyada ama burası sıradan bir tapınak alanı değil. Burada gökyüzündeki tüm cisimler kutsal kabul ediliyor; Ay, Güneş, tüm gezegenler… Öyle ki her yere onların kabartmaları yapılmış. Bu bağlamda Soğmatar, Göbeklitepe’den daha genç bir astral din versiyonu gibi yorumlanmış.
Kutsal bir tepeye tırmandık, hatta inişte arkadaşım düştü ve çok korktum bir yeri kırıldı mı diye. Tanrılar onu korumuştu belli ki; biraz sıyrık ve morluk dışında bir şey olmadı. Tepede kayalara oyulmuş yazıtlar, tanrı kabartmaları ve ritüel alanı vardı. Kabartmalar gerçekten çok etkileyici, bunun altını çizmem şart.
Pognon mağarası, Ay Tanrısı Sin’e adanmış. İçinde yazıtlar ve semboller var. Soğmatar’ın kalbi işte tam burası.
Civarda çok sayıda, bazıları anıtsal olan mezarlar var. Altı adet büyük yapıya sahip; bazıları kare, bazıları yuvarlak planlı. Su depolama sistemleri gelişmiş, zira sarnıçlar ve kuyular var. Bölgenin adı buradan geliyor zaten: Soğmatar, yağmur suyu demek. Burada 5000 yıllık bir oyuncak araba bulunmuş arkeolojik kazılarda -ki bu çok ilginç. Kaya mezarlarda insan yüzleri var. Süryanice yazıtlar ve 3000 yıllık bir kamu kapısı bulunmuş. Yani bunlar buranın sadece dinî bir yer olmadığını, aynı zamanda sosyal bir merkez olduğunu da gösteriyor bize. Bulunan Süryanice yazıtlar, tanrılara adanmış metinler, astral semboller bölgenin Mezopotamya, Roma ve yerel Arami kültürlerin bir birleşimi olduğunu gösteriyor.
Soğmatar aynı zamanda Harran ile Edessa, yani Şanlıurfa arasında kült bir ticaret köprüsü de. Ve yöreye ait bazı inanışlar da var. Mesela Hz. Musa’nın burada yaşadığına inanılıyor ve burada Musa’nın asasını vurup su çıkardığı bir kuyu olduğu söyleniyor. Yani pagan ve semavi dinler içi içe geçmiş burada.
Soğmatar bir köy değil, antik bir kutsal kompleks; bir şehir değil, ritüeller merkezi ve sadece arkeolojik bir yer değil, resmen bir dinler tarihi laboratuvarı. Türkiye’de maalesef çok az biliniyor. Umarım bilinirliği için Soğmatar’a bir yol açabilirim bu yazımla.
Yapay zekânın eski yaşamları nasıl canlandırdığını ve o dönemde yataktan kaldırıp günlük işleri yaptırdığı videolarını izlemişsinizdir. Urfa Soğmatar’ın da böyle canlandırılmasını istiyorum ki dokunduğum o kabartmaların, tırmandığım o tepenin ve bastığım o toprakların, o kutsal, o büyüleyici hâlinin canlısını da görebileyim.
Ben çok etkilendim ve çok değerli olmasına rağmen orayı çok korumasız, çok sahipsiz hissettim. Umarım Soğmatar’ı siz de gidip görürsünüz bu yazım vasıtasıyla.