© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Elif Zorlu Tapan – Genç Kadınların İçindeki Liderlik Kıvılcımını Ateşleyen İsim: Sema Başol

Elif Zorlu Tapan – Genç Kadınların İçindeki Liderlik Kıvılcımını Ateşleyen İsim: Sema Başol

Türk-Amerikan toplumunun kıymetli üyelerinden Sema Başol, yalnızca başarılarıyla değil, bilgi birikimi, emeği ve özverisiyle de genç kadınların hayatına dokunan biri. Mattel gibi dev bir şirkette kazandığı kurumsal deneyimini toplumsal faydaya dönüştüren Sema Hanım, dokunduğu her kadında umut, cesaret ve değişim yaratıyor. Sema Hanım’la, kadınların hayatlarına ışık tutan yolculuğunu konuştuk.

 

 

Önce sizi tanıyalım. İstanbul’da doğdunuz, büyüdünüz. Genç Sema’nın en büyük hayali neydi? O yıllarda kendinizi nasıl bir geleceğin içinde görüyordunuz?

İstanbul’da eğitimli bir ailede yetiştim. Ailem, mütevazı şartlarına rağmen iyi okullarda eğitim almam için çaba gösterdi. Ortaöğrenimimi Üsküdar Amerikan Kolejinde, yükseköğrenimimi ise Boğaziçi Üniversitesinde tamamladım. Annem ve babam Fransızca ve Almanca konuşurdu. Doğup büyüdüğüm Moda’nın çok sayıda azınlığın yaşadığı bir bölge olması nedeniyle, oldukça kültürlü bir ortamda yetiştiğimi söyleyebilirim. İngilizce ve Almanca öğrendim. Yazları ağabeyimi ziyaret edip, Avrupa’da mütevazı öğrenciler olarak seyahat etmeye çalışırdık. Dünyayı tanımanın ötesinde belirli bir gelecek planım yoktu. Zaten o dönemde rol modeli veya meslek seçimleri gibi konularda okullarda bizlere sunulan imkânlar mevcut değildi ancak, okulda, ailemde veya çevremde “Sen kızsın, bunu yapamazsın.” denmedi.

 

Amerika Birleşik Devletleri’ne gelip, burada yüksek lisans eğitimimi tamamlayıp çalışmaya başladığımda ilk dönüşümümü yaşadığımı söyleyebilirim. Kendimi, yetişme tarzımı ve doğup büyüdüğüm kültürü başka bir gözle görmeye, her şeyi sorgulamaya başladım.

 

Türk Eğitim Vakfı bursuyla Amerika’ya gittiniz, evlendiniz. Hem yeni bir hayatı hem de kariyeri aynı anda kurduğunuz o dönemi kısaca anlatır mısınız?

Eşim Bülent ile Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles kampüsünde (UCLA) tanıştım. Kendisi o dönemde Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde doktora çalışmalarını sürdürmekteydi. Yetişme tarzım ve ülkemde aldığım kaliteli eğitim sayesinde, oradaki yaşama uyum sürecinde herhangi bir zorlukla karşılaşmadım. Amerika Birleşik Devletleri’nin en prestijli MBA programlarından biri olan UCLA Anderson School of Management’ta eğitimime devam ederken herhangi bir zorluk yaşamadım. Bülent de doktorasını bitirdikten sonra güneş enerjisi konusunda geliştirdiği bir teknolojiyi hayata geçirmek için iş hayatına atıldı. Eşim ve ben sosyal bireyler olduğumuz için, Türk ve yabancı öğrenciler ve gençlerle birlikte kendimize uygun bir ortam oluşturabildik. Türk asıllı Amerikalıların faaliyetlerine katıldık ve katkıda bulunduk.

Mattel gibi dev bir şirkete nasıl giriş yaptınız? Bir Türk kadını olarak Amerikan kurumsal hayatında tutunmak zor muydu?

Büyük bir uluslararası şirkette çalışma arzum, Mattel’in Los Angeles gibi önemli bir metropolde bulunmasıyla daha da pekişti. Uluslararası pazarlama alanında yüksek lisans derecesine sahip olmama rağmen, Amerika Birleşik Devletleri’nde iş tecrübem olmadığı için finans departmanında giriş seviyesinde bir pozisyona başladım. Çalışkanlığım ve azmim sayesinde kısa sürede pazarlama bölümüne geçiş yaptım. Mattel; Barbie ve Hot Wheels gibi tanınmış markalarını lisanslama yoluyla yeni ürün ve pazar alanlarına girmeye karar verdiğinde, bu yeni kurulan Mattel Consumer Products bölümünün kuruluşunda görevlendirildim. Amerika Birleşik Devletleri dışındaki tüm uluslararası pazarlardan sorumlu oldum. Bu girişim, kısa sürede milyonlarca dolarlık satışa ulaştı ve hâlâ büyümeye devam ediyor.

 

Mattel, kadınları ve kadın liderleri destekleyen bir şirketti. Şirkette çok sayıda kadın çalışan vardı. Üst yönetim kademelerinde de birçok kadın yönetici yer almaktaydı. Barbie bölümünün başkanı kadındı ve bir süre sonra şirketin yönetim kurulu başkanı da kadın oldu.

Ayrıca, uluslararası bir şirket olması nedeniyle idari kademelerde benim gibi farklı ülkelerde doğup büyümüş kişiler de bulunmaktaydı.

 

Kurumsal hayatta tutunmak zor gelmedi; ancak, istediğim gibi ilerlemek için gerekli olan liderlik becerilerimin eksikliğini hissettim. Bu becerileri kazanmak için şirket içi ve dışı olanaklardan faydalanarak kendimi geliştirmek adına büyük çaba sarf ettim.

Barbie sadece bir oyuncak değil, pop kültürü sembolü. Bugün genç kadınların kendi seslerini bulmaları ve kadın liderleri yaratmak için çalışan biri olarak, o dönemin Barbie imajına şimdi nasıl bakıyorsunuz?

Evet, kusursuz hatlarıyla Barbie’nin küçük kızlara iyi bir örnek olmadığını düşünen çok insan vardır. Dışarıdan bakınca biraz ironik gelebilir, ama Mattel’de kadınları güçlendiren bir kültür vardı. Barbie markasının mottosu da “We girls can be anything”, yani “Biz kızlar her şey olabiliriz” idi. Ürün geliştirilmesinde de buna özen gösterilirdi. Mesela Başkan Barbie, Astronot Barbie gibi ilham verecek yeni Barbie’lerin geliştirilmesi planlanırdı. O senelerdeki iş tecrübeme baktığımda Barbie’den ziyade kadın yöneticilerin bana ilham verdiğini çok açık görebiliyorum.

 

Gelelim ana konumuza: Vakıf fikri ilk kez zihninizde ne zaman ve nasıl doğdu? Tam olarak neler yapıyorsunuz?

Mattel’den sonra, Ege Serbest Bölgesi’nin kurucu sahibi merhum Kaya Tuncer bana kurmak istediği vakfın yöneticisi olmamı teklif etti. Böylece onun İzmir’de kurduğu uzay kampının, dünya gençlerini dostluk ve barış için bir araya getiren bir kamp olarak geliştirilmesinde çalıştım. NASA müfredatını kullanarak, farklı ülkelerden gençlerin bilim ve kültür yoluyla ortak projeler geliştirdiği bir eğitim programı oluşturduk. Ülkemle bağımı devam ettirebilmek, somut bir fayda sağlayabilmek, bunların hepsi beni çok mutlu etti.

 

Bülent ve ben, Amerika’daki Türk sivil toplumunda aktif bir şekilde yer aldık. Bülent, Güney Kaliforniya Türk Amerikan Derneğinin (ATA-SC) ve Washington, DC’deki üst kuruluş ATAA’nın başkanlığını yaptı. Ayrıca Türk Amerikan Bilim Adamları ve Akademisyenleri Derneğinin yönetim kurulunda görev aldı. Yani, ikimiz de Türkiye’ye bağlı ve yaşadığımız çevrede olumlu etki yaratmaya çalışan bir çiftiz. Cumhuriyet Türkiye’sinin eğitim sisteminin bize kattığı değerlerin farkındayız ve bu sayede Amerika’da başarılı bir kariyer yapabildik.

 

Bülent kısa sürede kendi uzmanlık alanında tanınan başarılı bir bilim insanı ve girişimci oldu. Silikon Vadisi’nde yeni bir girişim fırsatı çıkınca, Güney Kaliforniya’dan ayrılıp yaklaşık on beş sene orada yaşadık. Silikon Vadisi’nde geçirdiğimiz bu yıllarda, Bülent elektronik teknolojileri ve güneş enerjisi konularında teknoloji şirketleri kurarken, ben de bundan sonra ne yapacağım konusunda derinlemesine araştırma yapma fırsatı buldum.

 

Kadınların kendi potansiyellerini keşfetmeleri ve güçlü bir yaşam kurmaları benim için her zaman çok önemli oldu. Gençlere destek olmak ve mentörlük yapmak da keyif aldığım bir şey. Silikon Vadisi’nde kadın liderliği üzerine çalışan birçok kuruluşla tanışma ve gönüllü olarak çalışma şansım oldu. Bu süreçte, bu alanda bir ihtiyaç olduğunu fark etmeye başladım.

Sivil toplum alanındaki ve uluslararası program geliştirme konusundaki deneyimlerimin birleşmesiyle, 2008 yılında California’da Turkish Women’s Initiative (TWI) girişimini başlattım. Bu girişimdeki temel amacım, genç bir kadın olarak iş hayatına adım attığım yıllarda edindiğim gözlem ve deneyimleri paylaşmaktı. “Kıvılcımlar Programı”nın temellerini ise Türkiye’de ve yurt dışında yapılan araştırmalar ve birlikte çalıştığımız uzmanların katkılarıyla attık. 2009 yılında İzmir ve İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz pilot çalışmalara gösterilen yoğun ilgi, daha kalıcı ve kurumsal bir yapı kurma ihtiyacını doğurdu. Bu doğrultuda, 2011 yılında Değişim Liderleri Derneğini (DLD) kurduk.

 

Kıvılcımlar Programı, son on yedi senede elde edilen başarılar ve uzmanlarla yapılan çalışmalar sayesinde giderek güçleniyor ve Türkiye’nin dört bir yanından üniversiteli genç kadınların katıldığı, kişisel ve profesyonel gelişimlerine destek olmanın yanı sıra toplumda pozitif sosyal değişim yaratmak için ekosistem sunan bir program olarak gelişmeye devam ediyor. Programa katılan öğrencilerin gerçekleştirdiği sosyal değişim projeleri şimdiye kadar milyonlarca kişiye dokundu. Programın sekiz yüzün üzerinde mezunu var ve mezunlarımızın %90’ı iş hayatında ya da lisansüstü eğitimine devam ediyor.

 

Üniversitede okuyan öğrencilerin yarısı kadın; ancak liderlerin sadece %19’u kadın. Bu da ülkemizin kadınlarının potansiyelinden tam olarak faydalanamadığımızı gösteriyor. Yapılan araştırmalara göre gençlerin %70’i gelecekten umutsuz. Kadınların yükseköğrenimde erkeklere kıyasla hâlâ daha yüksek bir okullaşma oranı olmasına rağmen, genç kadınların işsizlik oranı genç erkeklerin neredeyse iki katı. Çalışmalarımızın ne kadar gerekli olduğunun bilinciyle azimle yolumuza devam ediyoruz.

 

Bir genç kadın sizin programınıza katıldığında hayatında neler değişiyor? Bu yolculuk nasıl başlıyor?

DLD’nin çalışmaları, takım çalışması ve yaparak öğrenme üzerine kurulu bir metodolojiye dayanıyor. Katılımcılar, değişim lideri olmanın inceliklerini deneyimleyerek öğreniyorlar. Bu yaklaşım, güçlendiren liderlik ve esenlik ilkeleriyle destekleniyor. Sonuç olarak, katılımcılar kendilerini daha iyi tanıyor, kadın olarak güçlerinin farkına varıyor, kendilerine özgü ve güçlendiren liderler olma yolunda adım atıyor, çevreleri ve dünyadaki yerlerini daha iyi kavrıyor, gerekli liderlik becerilerini kazanıyor, dayanışmanın önemini anlıyor ve sonuç olarak kendi hayatlarında, mesleklerinde ve toplumda sorunlara çözüm getirmek için, yani toplumda değişim için harekete geçebilen öz güvenli genç kadın değişim liderleri hâline geliyorlar.

 

Peki, programa katılan genç kadınlara nasıl ulaşıyorsunuz?

Bu genç kadınlara ulaşmanın birkaç farklı yolu var. En çok başvuruyu aldığımız platform Mikrofon. Burası, gençlerin iş aramak, burs bulmak gibi amaçlarla kullandıkları bir yer. Bunun yanı sıra, üniversiteli gençlere burs veren CYDD, TEV, TED gibi kuruluşlarla da çalışıyoruz. Kıvılcımlar Programı Türkiye’de çok özel bir yere sahip; sekiz ay gibi uzun süren, yapılandırılmış tek liderlik programı. Dolayısıyla Türkiye’nin her yerinden başvuru alıyoruz. Üç aşamalı bir başvuru ve mülakat sürecinin sonunda, bu başvuruların yalnızca %20’si programa kabul ediliyor.

 

Sizi en çok mutlu eden, en çok etkileyen dönüşüm hikâyesi hangisi?

Programımıza katılan kadınların birçoğu küçük şehirlerden ve mütevazı ailelerden geliyor; çoğu, ailesinde üniversiteye giden ilk genç kadın oluyor. Eğitim için başka bir şehre gitme cesareti gösteriyor, kendi hayatını kurmayı öğreniyor, kimi zaman sınırlı yabancı diline rağmen Erasmus’la yurt dışına açılıyor ve mesleğinde başarılı olmak için kararlılıkla ilerliyor. Onların gösterdiği cesaret, azim ve gelişim sadece kendi hayatlarını değil, çevrelerindeki herkesi dönüştürüyor. Bu değişime tanıklık etmek bize gelecek adına büyük umut veriyor.

 

Bir hayali başlatmak başka, onu sürdürülebilir kılmak başka… Bugün sizi ayakta tutan finansman nasıl sağlanıyor?

DLD’nin çalışmaları, Türkiye’deki bireysel ve kurumsal bağışların yanı sıra hibelerle finanse ediliyor. Bunun yanında, bütçemizin önemli bir bölümünü Amerika’da yaşayan Türkler ve Türkiye dostu bireylerin katkıları oluşturuyor. UN Women Türkiye ve Turkish Philanthropy Funds da destekçilerimiz arasında yer alıyor.

 

Kaynak geliştirme, hem Türkiye’de hem de Amerika’da sürekli üzerinde çalıştığımız, yeni fikirler üretmemizi gerektiren ve giderek daha da zorlaşan bir alan; ancak misyonumuza olan inancımız, önemli bir ihtiyaca yanıt vermemiz ve somut sonuçlar elde etmemiz sayesinde, destekçilerimizin katkılarıyla yolumuza kararlılıkla devam ediyoruz.

 

Hayatınızın büyük bölümünü Amerika’da geçirmiş olsanız da, etki alanınızı Türkiye’deki genç kadınlara yönelttiniz. Bu tercihin arkasında motivasyon neydi?

Bu çalışmalara başladığımda ilk hedefim Türkiye’deki genç kadınlar oldu. Ben de bir zamanlar genç bir kadındım ve kendimi onlarda görebiliyordum. Bunun yanı sıra, son dört yıldır Türkiye’deki deneyimlerimizi, bizim gibi okumak için Amerika’ya gelmiş yabancı öğrencilerle paylaşabileceğimiz yeni bir program başlattık. Beş ay süren bu programın amacı, bu genç kadınlara Amerika’da meslek ve toplum hayatı için gerekli becerileri kazandırmak. Böylece, yaşadığımız bu ülkeye de katkıda bulunabileceğimiz, geri verebileceğimiz bir program oluşturmuş oluyoruz.

 

Bu yolculuğa başladığımdan beri değerli kişilerle tanıştım. Hayatıma anlam katan bir süreç oldu ve olmaya da devam ediyor. Kuruluş dönemimizde bize büyük destek veren sınıf arkadaşlarım Jale Ergelen ve Prof. Dr. Nakiye Boyacıgiller, sonraki yıllarda da misyonumuza gönülden inanan DLD ve TWI yönetim kurulu üyelerimiz Nalan Yalçın, Ayça Altıntığ ve Nurcan Ensari gibi uzman kişilerle yolculuğumuza azimle devam ediyoruz.

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.