Zanaatın Zarafeti – Dia Venustas
Kardeşi Oğuz Özkorul ile birlikte kurdukları Dia Venustas’ın hikâyesini paylaşan Beyza Özkorul, Kapalıçarşı zanaatkârlığı ile modern estetiği birleştiren mücevhercilik anlayışına odaklanarak tasarım felsefelerini ve el işçiliğine verdikleri değeri MAG Okurları için anlatıyor.
Dia Venustas’ın hikâyesi nasıl başladı?
İç mimarlık eğitimi aldığım dönemde, kuyumcu bir aile dostumuzun “Bizim için bir yüzük tasarlar mısın?” teklifiyle, mücevher tasarımına ilk adımımı attım. Kapalıçarşı’da atölyelere giderek üretim süreçlerini yakından gözlemlemeye başladım.
İç mimarlık çok değerli bir alan; aynı zamanda, değişken ve proje bazlı ilerliyor. Mücevher ise bana daha kalıcı, daha zamansız bir his verdi. Tasarladığım bir parçanın yıllar boyunca varlığını sürdürecek olması, hatta nesilden nesle aktarılabilme ihtimali, benim için oldukça büyüleyiciydi. Bu kalıcılık ve anlam arayışı, Dia Venustas’ın temelini oluşturdu.
Bu yola kardeşinizle birlikte çıkmaya nasıl karar verdiniz?
Kardeşimle bu yola çıkmamız çok doğal bir süreçti. Çocukluğumuzdan beri sanatın içindeyiz. Benim resme de ilgim var, Oğuz zaten resim ve heykel eğitimi aldı. Onun heykel geçmişi ve üç boyutlu form bilgisi, mücevher tasarımına çok güçlü bir perspektif kattı. Zamanla bu üretim sürecini birlikte keşfetmeye ve geliştirmeye karar verdik.
Dia Venustas’ın anlamı nedir? Bu ismin, tasarımlarınızı temsil ettiğini düşünüyor musunuz?
Dia Venustas ismini seçerken amacımız yalnızca estetik bir isim bulmak değil, tasarımlarımızın ruhunu yansıtan bir dünya yaratmaktı. İsim, iki kelimenin birleşiminden oluşuyor. “Dia”, bir yandan pırlantayı temsil ederken diğer yandan Antik Yunanca kökeniyle, “ilahi ve zamansız bir ışıltı”yı çağrıştırıyor. “Venustas” ise; Vitruvius’un mimarlık felsefesindeki üç temel ilkeden biri olup güzellik, zarafet ve estetik mükemmelliği ifade ediyor. Bu iki kavram bir araya geldiğinde Dia Venustas, “ilahi güzellik”, “tanrısal zarafet” anlamlarına geliyor. Bu yönüyle; tasarımlarımızda yansıtmak istediğimiz zamansız, güçlü ve kusursuz güzellik anlayışını temsil etmiş oluyor.
Seri üretim çağında yaşıyoruz. Dia Venustas için el işçiliğinin ve atölye kültürünün önemi nedir?
Seri üretimin hız ve erişilebilirlik sunduğu bir çağda yaşıyoruz fakat Dia Venustas’ta el işçiliği ve atölye kültürü, markanın temelini oluşturuyor, çünkü bir parçanın gerçek değeri, sadece kullanılan materyallerde değil; ona harcanan zaman, emek ve ustalıkta saklı. Kapalıçarşı’daki atölye geleneği, aslında yüzyıllardır aktarılan bir bilgi ve zanaat birikimini temsil ediyor. Her ürün, birden fazla üretilse bile, el yapımı olduğu için ustanın elinden geçerken küçük farklılıklar kazanıyor ve bu da her parçayı eşsiz kılıyor.
Bir parçanın tasarım aşamasından, vitrine çıkış hikâyesi ne kadar sürüyor?
Bir tasarımın yolculuğu genellikle çizimle başlıyor. Daha sonra el işçiliğiyle model mumundan modelleme, döküm, taş yerleştirme gibi birçok aşamadan geçiyor. Bu sebeple bazı tasarımların üretim süreci uzayabiliyor. Organik, akışkan ve kusursuz olmayan formlar üzerinde çalışmayı seviyoruz.
Sonuçta; vitrine çıkan her parça, doğanın rastlantısal güzelliği ile bilinçli tasarımın bir dengesi oluyor. Bu da Dia Venustas’ın karakterini oluşturan en önemli unsurlardan biri.
Yeni koleksiyonunuz ve globalleşme hedeflerinizden bahseder misiniz?
Bu yaz sezonu için hazırladığımız koleksiyon, daha sofistike ve özel bir seri olacak. Globalleşmeyi hızlı bir büyüme değil, doğru bir konumlanma olarak görüyoruz. Dia Venustas’ı zamansız ve uluslararası bir marka kimliğiyle, seçili platformlar ve iş birlikleriyle yurt dışına taşımayı hedefliyoruz. Amacımız; Dia Venustas’ın temsil ettiği estetik anlayışı ve duyguyu, farklı coğrafyalardaki kadınlarla buluşturmak.