Şirin Talbot – Kadınların Yeni Güç Çağı
Gelecekte sınıf ayrımının ekonomik değil, biyolojik olacağını söyleyen Şirin Talbot, lüks bir tüketim maddesinden geleceğin en değerli ayrıcalığına dönüşen longevity kavramını ve insan bedeninin saklı kapasitesini MAG Okurları için anlatıyor.
Biyolojik yaşınızı on üç yıl geriye aldınız. Peki, zihniniz ve ruhunuz bu durumla nasıl anlaşıyor? İnsan hücresel olarak gençleşirken, hayata karşı olgun, görmüş geçirmiş bilge kadını mı koruyor; yoksa içinizde gerçekten on üç yıl öncesinin o daha sabırsız, heyecanlı kadını uyanıyor mu?
Takvim bana kırk iki yaşında olduğumu söylüyor. Hücrelerim ise yirmi sekiz. İnsanlar bana hep aynı soruyu soruyor: “Bunu nasıl yaptın?” Benim için insan bedeni bir matematik oyunu. Önce verileri toplarsınız. Kan değerleri, hormonlar, kas kütlesi, yağ oranı, inflamasyon belirteçleri, insülin duyarlılığı, uyku kalitesi, mitokondri fonksiyonu, biyolojik yaş. Sonra sistemi optimize edersiniz. Yüksek olanı düşürürsünüz. Düşük olanı yükseltirsiniz. Eksik olanı yerine koyarsınız. Verimsiz çalışan sistemi yeniden çalışır hâle getirirsiniz. Çünkü insan bedeni aslında inanılmaz bir kendini yenileme kapasitesiyle tasarlanmıştır. Her gün yeni bağışıklık hücreleri üretir. Derisini yeniler. Bağırsaklarını onarır. Hasar gören dokuları tamir eder. Ben biyolojik yaşımı on üç yıl geriye aldım ama beni heyecanlandıran şey bu sayı değil. Beni heyecanlandıran şey, kırklı ve ellili yaşlarında bir kadının hayatının en güçlü, en üretken ve en enerjik dönemine girebileceğini gösterebilmek. Çünkü asıl mesele yıllar değil. O yılları kiminle, hangi enerjiyle, ne kadar diri yaşadığın.
Longevity’nin lüks bir tüketim maddesi olmaktan çıkıp tabana yayılması ne kadar sürecek sizce?
Bence longevity hiçbir zaman tamamen tabana yayılmayacak. Geleceğin sınıf ayrımı ekonomik değil, biyolojik olacak. Statü sembolleri Patek Philippe, Birkin ve özel jet olmaktan çıkacak. Yakında statü; düşük biyolojik yaş, yüksek enerji ve fit bir beden olacak. Elbette teknoloji zamanla daha ulaşılabilir hâle gelecek. Ama bilgi, disiplin ve biyolojisini yönetebilme becerisi hiçbir zaman herkesin sahip olacağı bir şey olmayacak. Bugün herkes spor salonuna gidebilir ama herkes fit değil. Herkes sağlıklı beslenmenin ne olduğunu biliyor ama herkes uygulamıyor. Longevity de aynı yolu izleyecek. Bu yüzden ben longevity’yi lüks bir ürün olarak değil, geleceğin en değerli ayrıcalığı olarak görüyorum.
Sağlık ve wellness sektörü yasal düzenlemeler açısından çok katı. Bir biyohacker ve girişimci olarak, geliştirmek istediğiniz vizyon ile mevcut sağlık yasaları arasında en çok nerede tıkanıyorsunuz?
Yasalarla değil, insanlığın sağlık tanımıyla. Bugünkü sistem, hastalıkla mücadele etmek için tasarlandı. Ben ise insan kapasitesini ortaya çıkarmak için çalışıyorum. İnsan vücudu bugüne kadar keşfedilmiş en gelişmiş teknoloji. Ama biz hâlâ yalnızca arıza çıkardığında tamir ediyoruz. Kırktan sonra sürekli yorgun olmayı normal kabul ediyoruz. Libidonun azalmasını, her yıl biraz daha kilo almayı, alarm olmadan uyanamamayı normal kabul ediyoruz. Çoğu insan, biyolojik kapasitesinin sadece yüzde beşini yaşayabiliyor. Geri kalanı hiç keşfedemeden ölüyor. İnsanlığın en büyük kaybı ömür değil, kullanılmamış biyolojik kapasite. Benim hedefim, insanları birkaç yıl daha fazla yaşatmak değil, insan bedeninin gerçekten neler yapabileceğini göstermek. Çünkü bana göre önümüzdeki yüzyılın en büyük keşfi yeni bir ilaç olmayacak. İnsan bedeninin gerçek kapasitesini fark etmek olacak.
Sürekli “genç kalma” ve “yaşlanmayı durdurma” vaatlerinin, kadınlar üzerinde yeni bir toplumsal baskı ve “yaşlanma anksiyetesi” yarattığını düşünüyor musunuz? Yaşlanmayı bir düşman olarak görmeden longevity felsefesi nasıl kurulur?
Kadınların üzerindeki en büyük baskı kırışıklıklar değil. Artık seçilmemek. Artık görülmemek. Artık istenmemek. Çünkü yıllardır kadınlara aynı hikâye anlatıldı. Yirmilerinde güzelsin. Otuzlarında zirvedesin. Kırkından sonra ise elindekini korumaya çalış. Bana göre bir kadına söylenmiş en büyük yalan, en iyi yıllarının geride kaldığıdır. Ben bu hikâyeyi reddediyorum. Toplum kadınlara kırktan sonra nasıl genç kalacaklarını anlattı. Ben kırktan sonra nasıl daha güçlü, daha etkili ve daha özgür olacaklarını anlatıyorum. Çünkü mesele genç görünmek değil, hayatın merkezinde kalabilmek, arzu edilen olmak, üreten olmak, merak edilen olmak, etki yaratan olmak. Benim hedefim kadınları yirmilerine döndürmek değil; kırklarında, ellilerinde ve altmışlarında hayatlarının en güçlü dönemine taşımak. Çünkü bana göre gerçek yaşlanma yüzdeki çizgiler değildir; bir kadının kendi hikâyesinde başrolü bırakmasıdır. Ben kadınlara zamanı geri çevirmeyi öğretmiyorum. Onlara, en güçlü yıllarının henüz başlamış olabileceğini gösteriyorum.
Yapay zekânın ve dijital klonların konuşulduğu bir çağdayız. Bir tarafta bilincimizi bilgisayarlara aktarmaktan bahseden Silikon Vadisi var, diğer tarafta ise sizin yaptığınız gibi biyolojik bedeni optimize eden bir dünya. Sizce geleceğin insanı ölümsüzlüğü dijital kodlarda mı bulacak, yoksa sizin odaklandığınız o küçük peptit zincirlerinde mi?
Bence asıl soru, ölümsüzlüğü dijital kodlarda mı yoksa biyolojide mi bulacağımız değil. Asıl soru, buna hazır olup olmadığımız. Eğer insan ömrü sağlıklı şekilde yüz yirmi yıla çıkarsa: Bugünkü dünya ayakta kalabilir mi? Emeklilik sistemi nasıl işleyecek? Dünya nüfusu nasıl değişecek? Gıda ve su kaynakları yetecek mi? Bir insan aynı evliliği yüz yıl mı sürdürecek? Aynı kariyeri altmış yıl mı yapacak? Belki de geleceğin en büyük savaşları petrol için değil, sağlıklı yaşam yılları için verilecek. Bence longevity, tıbbın konusu olmaktan çoktan çıktı. Ekonominin, siyasetin, tarımın, eğitimin konusu. Geleceğin en büyük teknolojisi yapay zekâ değil; insan 2.0 olacak.
Şirin Talbot’un “asla yapmam” dediği, longevity dünyasında çok popüler olan ama sizin tamamen verimsiz bulduğunuz büyük balon trend hangisi?
Longevity’nin en büyük balonu longevity’nin kendisi oldu. İnsanlar yaşamayı unuttu. Biohack yapıyorlar. Yemekten korkuyorlar. Güneşten korkuyorlar. Meyveden korkuyorlar. Sürekli yeni bir takviye, yeni bir cihaz, yeni bir protokol arıyorlar. Bu sağlık değil; takıntı. Benim felsefem çok farklı. Amaç hayatı uzatmak değil. Hayatı büyütmek. Çünkü seksen yaşına kadar yaşayıp hiç yaşamamış olabilirsiniz. Kırk yaşında olup dolu dolu yaşamış da olabilirsiniz. Longevity’nin amacı hayata yıl eklemek değil; yıllara hayat eklemek.