© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Konfor Alanını Değil, Tanımadığı Hayatları Seçiyor – Yunus Narin

Konfor Alanını Değil, Tanımadığı Hayatları Seçiyor – Yunus Narin

 

Canlandırdığı her karakterle oyun alanını yeniden keşfeden Yunus Narin; oyunculuk tutkusundan set arkası deneyimlerine, müzik zevkinden hayata karşı açık sözlü duruşuna uzanan dünyasını MAG Okurlarıyla paylaştı.

 

Dokuz Eylül Üniversitesi Sinema-Televizyon mezunusunuz ve yönetmen yardımcılığı geçmişiniz var. Sette bir sahneyi çekerken, oyuncu Yunus ile sinemacı Yunus kavga ediyor mu hiç?

Evet, Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV mezunu olduğum doğru ama yardımcı yönetmenlik sette değil, tiyatroda yaptım. Tiyatroda hem sahnede olmak hem de yardımcı yönetmen olarak işin o disiplinini de tecrübe etmek önemliydi benim için. Ama şimdi düşününce oyunculuk kariyerimde de buna benzer enteresan diyebileceğim bir dönemim oldu. “İstanbullu Gelin”de oynarken Zeynep Günay’a gidip “Ben reji yapmak istiyorum.” dedim. O da “Tamam,” dedi. Setimin olmadığı günler, her sabah saat 6’da Mecidiyeköy’den ekiple servise binip sete gittim. Sürekli hocaların gölgesi gibi yanlarındaydım. Enfes bir tecrübe.

 

“Son Yaz”ın Eray’ı daha sıcak ve samimi bir karakterken “Teşkilat”ın Francis’i daha sert ve karanlıktı. Bir oyuncu olarak birbirinden bu kadar farklı karakterlere geçiş yapmak size nasıl hissettiriyor?

Bazı roller özelinde “kısıtlı” kalmış olmak, sadece belli rolleri “oynayabiliyor” olmak beni üzerdi açıkçası. Benim işimle ilgili bir meselem, bir derdim var. O ateş sönmeyecek hiçbir zaman. Renk kartelasını düşünün; bir sürü renk var. Resim yaparken neden sadece aynı tonları kullanayım ki. Ben her rengi, her tonu kullanmaya açığım. Hepsi ayrı bir deneyim benim için. Mesela oyuncu olmasaydım, Yunus olarak kendi hayatımda Francis’i de Eray’ı da asla tecrübe edemezdim, böyle bir durum da var. İkisi de benden çok farklı yapıda karakterler. Yeni şeyler deneyimlemek, farklı karakterler oynamak fazlasıyla tatmin edici. Orası benim oyun alanım.

 

Sette yönetmenin “Kestik, harikaydı!” dediği ama sizin eve gittiğinizde sabaha kadar “Hayır, o sahneyi eksik oynadım.” diye kendinizi yediğiniz, içinizde ukde kalan bir sahne oldu mu hiç?

Elbette oldu. Hatta bir kere değil, pek çok kez yaşadım bunu. Tüm gece düşünmekten uykusuz kalıp, ertesi gün bile o düşüncelerle devam ettiğim oldu. Sonra zamanla bunu bir mesele hâline getirmemeyi öğrendim. Günlük hayatta da başımıza gelmiyor mu bu? Biriyle tartışıyorsunuz, sonra eve gelince “Keşke şunu da söyleseydim, orada öyle değil de böyle yapsaydım” diye kendi kendinizi yıpratıyorsunuz. Bu neyi değiştiriyor? Hiçbir şeyi. Kocaman bir yük. Geçmişe yapacak bir şey yok. Tabii ki her zaman daha iyisi olabilirdi ama o an o şartlarda en iyisi böyle oldu. Bir sonraki gün daha iyisi olacak. Önümüze bakıyoruz.

 

Gitar çalıyorsunuz, death metal dinliyorsunuz. Bu müzik türünün o kaotik, sert ve tavizsiz yapısı, içinizdeki hangi Yunus’u besliyor?

Death metal fanı olduğum söylenemez. Ara ara güzel şeylere denk geldikçe dinlerim tabii ama spesifik olarak o türü dinlemiyorum. Rock ve metal müzik kökenliyim, orası doğru. İlkokul çağlarımda Metallica ile tanıştım ve bugünkü müzik tarzımın temelini oluşturdu.

 

Hoşuma giden her şeyi dinliyorum. Değişmez kurallarım veya köşelerim yok. Toplandığımızda müziği ben yapıyorsam keskin geçişler olabiliyor maalesef. Dinlediğim bir sürü grup, sanatçı var. Rock, pop, hiphop hiç fark etmiyor. Dua Lipa diye bir gerçek var mesela veya Dabeull var. Nasıl dinlemeyeceksin ki? Ama tabii son zamanlarda eskiye dönüş modundayım. Lisede dinlediğim grupları dinliyorum. Metallica, Rammstein, Opeth, Dream Theater. Biraz dağıttım soruyu, sorunuza dönecek olursak; bunlar içimdeki hangi Yunus’u besliyor veya içimde kaç Yunus var bilmiyorum ama beni yükselttiklerini, motive ettiklerini biliyorum. Saçma gelecek belki ama güçlenmiş hissediyorum dinleyince. Bir problemin ortasındaysam, daha kolay buluyorum çıkış yolunu. Bu arada Rammstein’ın klipleri çok iyi değil mi? İzlemek lazım.

 

Setin olmadığı bir sabah uyandığınızda ilk saatleriniz nasıl geçer? Olmazsa olmaz bir sabah rutininiz var mı?

Bu soru özelinde süslemeden samimi cevaplayacağım. Her sabah limonlu su içerim, yoga yaparım falan demeyeceğim. Hiç belli olmuyor çünkü sabahları nasıl uyanacağım veya bir anda nelerin gelişeceği. Katı kurallarım ve rutinlerim yok, çünkü büyük cümleler kurup bunları yapamadığımda kendimi başarısız hissettiğimi fark ettim. Yapmaya çalıştığım şeyler var diyebilirim. Uyanınca acil bir durum yoksa telefona bakmıyorum, sosyal medyadan uzak duruyorum. İlk iki saat bir şey yememeye ve kahve içmemeye çalışıyorum.

Çıkıp aç karnına yürüyüş yapıyorum ve dönünce de vücudumu esnetiyorum acele etmeden. Olmazsa olmaz sabah rutinim, evde işlerimi hallederken müzik açmak ve bol su içmek sanırım.

 

Bugüne kadar oynadığınız karakterler arasında, gerçek hayatta “Gidip bir kahve içsem kesin çok iyi arkadaş olurdum” dediğiniz biri var mı? Yoksa hepsine biraz mesafeli misiniz?

Oynadığım karakterlerin hiçbirine hiçbir zaman mesafeli olmadım. Mesafeli olursam eğer onlara hak veremem ve hak veremezsem de oynayamam. Bu konudan bağımsız, oynadığım karakterlerle günlük hayatta buluşabilme şansım olsaydı onlarla bir yat tatili düzenlemek isterdim şimdi düşününce. “Son anda benim katılamadığım” ama yattaki kameralarla ne yaptıklarını takip edebildiğimiz bir şov düşünün. Enteresan şeyler yaşanabilir, iyi fikir.

 

Kendinizde en çok sevdiğiniz ve “İyi ki bu özelliğe sahibim” dediğiniz en pozitif kişisel özelliğiniz nedir?

Bilmiyorum ki. Hiç düşünmedim. Keyfim yerindeyse genelde neşeliyimdir. O hallerimi seviyorum. Neşeli ve mizahi yönümü. Keyifsizsem biraz huysuz oluyorum, o zaman yalnız kalmayı tercih ediyorum. Kapanıyorum. Bir de genelde açık sözlüyüm, bu hoşuma gidiyor. Hafif ve gerçek hissettiriyor. Evet, cevap bu: İyi ki açık sözlüyüm! Bana göre pozitif olan bu özellik karşı tarafta negatif etki yaratabiliyor maalesef. Ne yapalım, yapacak bir şey yok.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.