Işıltıyla Yazılan Hikâyeler – Meri Lou Jewelry
İki şehirli bir yaşamın estetik ve kültürel izlerini mücevhere dönüştüren Meri Kohen Gershman, kurucusu olduğu Meri Lou Jewelry’nin hikâyesini, tasarım felsefesini ve zamansızlık odağını MAG Okurları için paylaştı.
Öncelikle kendinizden ve Meri Lou’nun hikâyesinden bahseder misiniz?
Yaklaşık yirmi yıldır tasarım dünyasının içindeyim; kariyerim boyunca Zara, H&M, Topshop gibi global markalarla çalıştım ve koleksiyonlar geliştirdim. Son altı yıldır ise kendi markam Meri Lou Jewelry’yi yönetiyorum.
Meri Lou Jewelry, New York ve İstanbul arasında doğan bir marka. Aslında benim iki şehirli hayatımın ve iki kültürlü bakış açımın bir yansıması. Markanın özünde “Self Lou” dediğimiz bir felsefe var: Kişinin kendini sürekli yeniden keşfetmesi ve kendi hikâyesini sahiplenmesi. Meri Lou’da her parça bir anlam taşır; kadının gücünü ve dayanıklılığını anlatır; Paris’in zarafetinden, doğanın gücünden ve içsel yolculuklardan ilham alır. Her tasarım, sadece bir aksesuar değil, bir hatırlatma; kim olduğunun ve kim olmak istediğinin… Meri Lou Jewelry, kadınlara kendi hikâyelerini taşımaları için sunduğum bir alan.
Bir tasarımın kağıt üzerindeki çizimden, vitrindeki bitmiş ürüne dönüşme sürecinde en çok hangi aşamadan keyif alıyorsunuz ve bu süreç nasıl ilerliyor?
Bir tasarımın en çok heyecan veren anı benim için her zaman ilk çizim aşaması, çünkü o an, henüz var olmayan bir fikrin doğduğu an. Kâğıt üzerindeki ilk çizgiyle birlikte sadece bir form değil, aynı zamanda bir his ve bir yön de ortaya çıkıyor. Tasarladığım her parçanın, onu taşıyan kişiye bir şey hissettirmesi beni en çok motive eden şey. Sonrasında tasarımın bilgisayar ortamında üç boyutlu olarak yeniden inşa edilmesi, detayların netleşmesi ve üretime hazır hâle gelmesi. Ardından atölye süreci geliyor; döküm, mıhlama ve cilalama. El işçiliğinin inceliği, ustalığın sabrı ve detaylara verilen özen, tasarımı bir objeden çok daha fazlasına dönüştürüyor. Üretim sürecinin en sevdiğim taraflarından biri de ekip çalışması. Doğru ekiple, aynı vizyon etrafında birleşmek ve birlikte üretmek… Bu kolektif enerjiye çok inanıyorum. Sonuçta vitrinde gördüğünüz parça, fikirden forma uzanan çok katmanlı bir yolculuğun sonucu.
Tasarım dilinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Tasarım dilimi; geçmiş ile bugünü bir araya getiren, duygusal anlatımı güçlü ve zamansız bir “el yazısı” olarak tanımlıyorum. Meri Lou’nun tasarım dili; zarif ama güçlü, modern ama zamansız, estetik olduğu kadar anlam taşıyan bir ifade biçimi.
Meri Lou’yu diğerlerinden ayıran, bir kadının boynuna veya parmağına taktığında hissettiği o fark nedir sizce?
Bir kadın Meri Lou’yu parmağına taktığı anda, aslında sadece bir mücevher takmış olmuyor; kendine dair bir duruşu görünür kılıyor… Öncelikle tasarımlarımın her biri özgün. Piyasada benzeri olmayan, kendi “el yazımı” taşıyan parçalar yaratıyorum. Bu da kadına o parçayı taktığında özel, farklı ve kendine ait hissettiriyor; ama asıl fark, histe başlıyor. Meri Lou taşıyan kadın; kendine güvenen, gücünün farkında olan, ne istediğini bilen bir kadın. Lüks ama abartısız, sofistike ama çok net bir duruşu var.
Lettery Lou’nun renkli ve enerjik dünyası, Cactus koleksiyonunun heykelsi form dili ve Denim koleksiyonunun modern karakteri aslında aynı yaklaşımın farklı ifadeleri. Denim koleksiyonunda altının gücünü, derin mavi tonlarla buluşturuyorum. Bu da kadına hem güçlü hem dengede hissettiren bir enerji yaratıyor. Sonuçta Meri Lou bir aksesuar değil; bir hatırlatma: Olmak istediğin kişi ol.
Ürünlerinizde doğal pırlanta, saf altın gibi kalıcı malzemeler kullanıyorsunuz. Geçici trendler yerine zamansızlık üzerine bir marka inşa edişiniz hakkında neler söylemek istersiniz? Sizin için bunun önemi nedir?
Mücevher, doğası gereği zamansız olmak zorunda, çünkü yıllar boyunca taşınacak, hatta nesilden nesle aktarılacak bir parça. Bu yüzden Meri Lou’da en başından beri geçici trendlerin peşinden gitmek yerine, kalıcılığı olan bir değer yaratmaya odaklandım. Doğal pırlanta ve saf altın kullanmamızın sebebi de bu.
Tasarımın aynı zamanda bir sorumluluk olduğuna inanıyorum. Hızlı tüketilen, kısa ömürlü ürünler yerine; uzun yıllar kullanılacak parçalar üretmek istiyorum. Bu da “buy less, buy better” yaklaşımını markanın merkezine yerleştiriyor. El işçiliği, küçük üretim ve etik kaynak kullanımı… Bunların hepsi bu anlayışın bir parçası. Meri Lou’nun amacı sadece bugün değil, yıllar sonra da aynı değeri taşıyan parçalar yaratmak.