Bir Meslekten Öte, Bir Aşk – Toprak Sağlam
Oyunculuğu bir meslekten öte yaşam sevinci olarak gören Toprak Sağlam; canlandırdığı karakterlerine, hayatın getirdiği imtihanlara ve mutfağında demlenen yeni müzik projelerine dair MAG Okurları için açıklamalarda bulunuyor…
Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuvarını birincilikle bitirmiş, akademik tiyatro disiplininden gelen bir oyuncusunuz. Sahnede ya da kamera önünde, oyunculuğun en sevdiğiniz yanı nedir?
Ben, hayatını mesleği üzerine kurmuş biriyim. On üç yaşında başladığım ilk günden beri bir kez bile bırakmayı düşünmedim. Hayatım, mutluluğum, aşkım, yaşama sevincim oyunculuk benim. Çocuk olabildiğim, her derdi sıfırladığım, başka başka insanlar olduğum, ürettiğim, esere dönüştüğüm, kalıcı olduğum, fütursuzca var olabildiğim, saçmaladığım yer, durdurma tuşum. En sevdiğim yanı, olmayı en sevdiğim yer olması. Sahne, kamera önü fark etmez.
“A.B.İ.” dizisindeki Altın karakterine hayat veriyorsunuz. Altın; güç ve hayatta kalma arzusuyla dolu bir kadın. Genelde bu tarz hırslı karakterler “kötü” olarak etiketlenir. Siz senaryoyu ilk okuduğunuzda, Altın’ın haklı bulduğunuz, onun gözünden bakınca empati kurduğunuz en büyük yarası neydi?
Kötülük de iyilik de görecelidir. İkisinin de sebepleri vardır. Haklı ya da haksız. Birey olarak, kadın olarak var olamayış ve bunu başarma çabası Altın’a güçlü ve zehirli bir hırs vermiş. Görülmemek, sayılmamak tetikleyici duyguları olmuş. Hiç empati kurabileceğim bir yer değil Altın’ın hâlleri. Anlıyorum ama hak vermiyorum, gülüyorum bir yandan oynarken ama tehlikeli buluyorum. Kendi yaralı olduğu yerden iyileşmeyi değil, çevresini yaralamayı seçmek, kurtulunması gereken bir biçim bence.
Dizinin adı aslında “Aile Bir İmtihandır”. Peki, sizin kişisel hayatınızda ya da kariyerinizde bugüne kadar verdiğiniz en büyük imtihan neydi?
İmtihan severim ben. Sınanmak öğretir yaşama sanatını. Hayatımın her alanında sıkı imtihanlar yaşadım. Acı eşiğim yüksektir. İyi ki yaşamışım, yoksa şu an sahip olduğum farkındalığa gelemezmişim. Hepsinin çıktığı tek kapı öz şefkat, öz saygı ve öz sevgi. Benliğimi ve bedenimi her hâliyle kabule geçmeyi öğrendim. Kendime merkezlenmeyi, kendimde şifalanmayı başardım. Şükür olsun. Ben gibi olamadığım, iyi ve mutlu hissetmediğim hiçbir yer ve insana mesai yapmıyorum. Bu, zihinde bir mertebeye getiriyor insanı. Akışta kalmak, gelecek için kaygılanmamak, geçmiş için ahlanmamak. Bir tek an var, o da şu an. Evren dantel gibi işliyor bizi. Olması gereken zamanda en olması gerektiği şekilde oluyor her şey. Sakin.
Zerrin Yılmaz karakteri “Yalı Çapkını”na dâhil olduğunda adeta bir fırtına kopardı. Sosyal medyada karakterinize çok büyük tepkiler de geldi, hayranlık duyanlar da oldu. Karşılaştığınız, sizi en çok şaşırtan veya “Yok artık, bunu da mı düşündüler?” dediğiniz en ilginç seyirci tepkisi neydi?
Çok keyifli oluyorum böyle tepkiler alıp linç yedikçe. Yaptığım işin seyirciye ne kadar geçtiğinin sağlaması oluyor bende. Kolumdan tutup, çekiştirip “Bırak şu çocukların peşini, mutlu olsunlar!” diyordu teyzeler. Gerçekmişçesine yaşamaları beni çok şaşırtıyor hâlâ. DM kutumu bir görseydiniz o zaman zaten şov…
Biraz da müzik yönünüze gelecek olursak; “Can Yarası” ve “Gitme” şarkılarından sonra bir sessizlik oldu. Henüz gün yüzüne çıkarmadığınız veya çıkarmayı planladığınız şarkılarınız var mı?
Yüzeyde sessizlik gibi görünse de kendime dönüp, mutfağıma kaçtım bir süre. Bana ait on iki parçam vardı zaten henüz kimselerin bilmediği. Yenilerini yazdım, dinledim, okudum, yeni enstrümanlar deneyimledim, şan eğitimime devam ettim. Bir projeye dönüştü bu geçen süreç, şimdi ona hazırlanıyorum. Gürültülü bir dönüş olacak her şey yolunda giderse.
Gitarınızı elinize alıp şarkı söylemeye başladığınız ilk zamanlarda, kendinizi hangi şarkılar ya da sanatçıları pratik ederek geliştirmiştiniz?
Gitarda ilk çaldığım şarkı Baha’dan “Canım Sevgilim”di, sonra kendi bestemi çaldım hatta konservatuvar kulak sınavına da bestem ve gitarımla girdim. Aklınıza gelebilecek her tür şarkı pratik edildi, emin olabilirsiniz.