Güzin Kırsaçlıoğlu – Longevity Dünyasında Diş Sağlığı
Dental Estetik Center’ın kurucusu Dt. Güzin Kırsaçlıoğlu, uzun ve kaliteli bir ömür yolculuğunda bütünsel ağız sağlığının neden önemli olduğunu MAG Okurları için anlatıyor.
Longevity dünyasında otofaji ve aralıklı oruç çok popüler. Uzun süreli açlıkların tükürük yapısına, ağız içi mikrobiyomuna ve diş minesinin asit dengesine olumlu veya olumsuz etkileri nelerdir?
Aralıklı oruç ve kontrollü açlık uygulamaları son yıllarda sağlıklı yaşlanma, yani longevity alanında oldukça ilgi görüyor. Vücudun kendini yenileme mekanizmalarını desteklediği düşünülüyor. Ancak ağız sağlığı açısından konuya biraz daha geniş bakmak gerekiyor. Uzun süre aç kalındığında bazı kişilerde tükürük miktarı azalabiliyor. Oysa tükürük, ağız içindeki en önemli koruyucu mekanizmalardan biridir. Dişleri temizler, ağız içi pH dengesini korur ve zararlı bakterilerin çoğalmasını engeller. Öte yandan sık atıştırmanın azalması ve şeker tüketiminin düşmesi ağız içi bakteriyel denge açısından olumlu sonuçlar doğurabiliyor.
Benim görüşüm şu: Sağlıklı yaş almak yalnızca ne kadar süre aç kaldığımızla değil, o süreçte vücudumuza ve ağız sağlığımıza nasıl baktığımızla ilgilidir. Yeterli su tüketimi, kaliteli beslenme ve düzenli ağız bakımı burada belirleyici faktörlerdir.
Sağlıklı yaşlanma yalnızca hücreleri değil, ağzımızdaki yaşam ekosistemini de korumakla başlar.
Ağız içi florasının bozulması, hücresel yaşlanmayı başlatan hangi süreçleri tetikliyor?
Eskiden ağız sağlığını sadece dişler ve diş etleriyle ilişkilendiriyorduk. Bugün ise ağız içindeki mikrobiyomun tüm vücut sağlığını etkilediğini biliyoruz. Özellikle COVID sonrası dönemde ağız kuruluğu, diş eti problemleri, tat değişiklikleri ve ağız içi bakteri dengesindeki bozulmalarla daha sık karşılaşmaya başladık. Bunun yalnızca enfeksiyonla değil; stres, uyku düzensizlikleri, bağışıklık sistemindeki değişimler ve kullanılan ilaçlarla da ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Ağız içindeki yararlı bakteriler azalıp zararlı bakteriler çoğaldığında vücut bunu bir alarm olarak algılıyor. Bu durum düşük seviyede ama sürekli devam eden bir iltihabi süreci tetikleyebiliyor. Günümüzde bilim insanları kronik inflamasyonu yaşlanmanın temel nedenlerinden biri olarak kabul ediyor. Bu nedenle ağız sağlığı artık yalnızca güzel bir gülümseme değil; kalp sağlığı, bağışıklık sistemi ve hatta beyin sağlığıyla da ilişkilendiriliyor.
Yaşlanma yalnızca ciltte başlamaz; bazen ilk işaretlerini ağız içinde verir.
Kişinin genetiği, diş çürüklerine yatkınlığını belirlese de bu değiştirilebilir mi?
Kesinlikle değiştirilebilir. Hastalarımdan sık duyduğum bir cümle vardır: “Bizim ailede herkesin dişleri çürük.” Ancak yıllar içinde şunu gördüm; çoğu zaman aktarılan şey genetikten çok, yaşam alışkanlıkları oluyor. Ailelerin beslenme kültürü, ağız bakım alışkanlıkları ve sağlık farkındalığı kuşaktan kuşağa geçiyor. Elbette bazı kişiler genetik olarak daha hassas diş yapısına sahip olabilir. Ancak genetik çoğu zaman kader değildir. Vücudun bağışıklık sistemi güçlü olduğunda birçok yatkınlık sessiz kalabilir. Stres, kötü uyku, yetersiz beslenme ve yaşam tarzı hataları arttığında ise bu yatkınlıklar daha görünür hâle gelir. Bu nedenle günümüzde diş hekimliği yalnızca çürüğü tedavi etmekten ibaret değildir. Yaşam tarzını anlamak ve değiştirmek de tedavinin bir parçasıdır.
Genetik bize başlangıç noktasını verir; sonucu ise günlük alışkanlıklarımız belirler.
Ağız içi tedavilerin veya kullanılan dental materyallerin, vücudun biyolojik saati ve melatonin salgısı üzerinde doğrudan bir etkisi var mı?
Modern diş hekimliğinde kullanılan materyallerin melatonin salgısını doğrudan etkilediğine dair güçlü bilimsel kanıtlar bulunmuyor. Ancak ağız sağlığı ile uyku kalitesi arasında çok güçlü bir ilişki olduğunu biliyoruz. Diş sıkma, çene eklemi problemleri, eksik dişler, uyku apnesi ve kronik ağız ağrıları kaliteli uykuyu bozabiliyor. Kaliteli uyku bozulduğunda ise melatonin dengesi ve vücudun biyolojik ritmi de etkileniyor. Benim için diş hekimliği artık sadece ağızla ilgili bir alan değil. Uyku, nefes alma, stres yönetimi ve yaşam kalitesiyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir bütün.
İyi bir gece uykusu, en etkili yaşlanma karşıtı uygulamalardan biridir.
Geçmişte yapılan amalgam dolguların ağır metal yükü, biyolojik yaşımızı etkiliyor mu?
Bu konu yıllardır tartışılıyor ve hâlâ insanların merak ettiği başlıklardan biri. Bugün elimizdeki bilimsel veriler, ağızda sorunsuz şekilde duran amalgam dolguların tek başına biyolojik yaşlanmayı hızlandırdığını kesin olarak göstermiyor. Ancak longevity bakış açısıyla konuya daha bütünsel yaklaşmak gerekiyor. Asıl odaklanmamız gereken nokta yalnızca bir dolgu değil; kişinin genel inflamasyon seviyesi, bağışıklık sistemi, uyku kalitesi, beslenmesi ve ağız sağlığıdır. Sağlıklı yaşlanma tek bir materyalle açıklanabilecek kadar basit değildir. Beden bir bütündür ve ağız da bu bütünün ayrılmaz bir parçasıdır. Ayrıca günümüzde diş kaybı, çiğneme fonksiyonunun azalması ve ağız sağlığının bozulmasının beyin sağlığı üzerindeki etkileri, eski dolgulardan çok daha fazla ilgi çekmektedir. Çünkü artık biliyoruz ki çiğnemek sadece yemek yemek değildir; aynı zamanda beynimizi aktif tutan önemli bir fonksiyondur.
Amaç sadece dişleri korumak değil; yaşam boyu sağlıklı çiğneyebilmek, düşünebilmek ve üretebilmektir.
Son olarak; anti-aging dönemi yavaş yavaş yerini longevity çağına bırakıyor. Artık soru “kaç yaşında göründüğümüz” değil, “kaç yaşında ne kadar iyi yaşayabildiğimiz”. Dişlerinizi düzenli fırçalamak, eksik dişleri tamamlamak, çift taraflı çiğnemek, ağız içi sağlığı korumak ve hatta zaman zaman diş fırçalarken kullandığınız eli değiştirmek gibi küçük alışkanlıklar bile beynimizi aktif tutmaya yardımcı olabilir. Çünkü geleceğin diş hekimliği yalnızca gülüş tasarlamak değil; sağlıklı yaş alma yolculuğuna eşlik etmektir. Ve unutmayalım; doksan yaşında da zihinsel olarak güçlü kalmanın yolu, çoğu zaman ağızdan başlar.