© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Sinem Yıldırım – Mermeri Hamur Gibi Şekillendirebilen Uygarlıklar 2: Priene

Sinem Yıldırım – Mermeri Hamur Gibi Şekillendirebilen Uygarlıklar 2: Priene

Pergamon’dan çok etkilenmiş, hatta büyülenmiş bir şekilde ayrılıp, yolumuza devam ediyoruz. Aklımda hep o taşların, o sütunların nasıl yontulup mimari ve fiziksel protokoller çerçevesinde, o dönemde nasıl o kadar yükseklikte dağlara taşındığı ve benzeri sorular dönüp duruyor. Yeni medeniyetimiz Priene, Aydın’ın Söke ilçesine bağlı Güllübahçe yakınlarında, Samsun (Mykale) Dağı’nın güney yamaçlarında kurulmuş önemli bir İyon kenti. Burası deniz seviyesinden yaklaşık 370 metre yüksekte.

 

Heyecanlıyım yeni bir yer daha keşfedeceğim için. Aklımda hep, o daha önceki yazılarımda da bahsettiğim Indiana Jones tatillerim var. Hem binlerce yıl geriye ve ileriye gidip geliyoruz hem muazzam şehirler görüyoruz hem de doğada binbir çeşit mahlukatla haşır neşiriz; günün her saati karşımıza değişik bir şey çıkıyor ve ben tüm bunlardan dolayı çok mutluyum.

 

Arabayı park edip indik ve ormanda ilerlemeye başladık. İlk dikkatimi çeken, yerde gördüğüm dev gazoz kapakları gibi taşlar oldu. Kenarları çıkıntılı, yassı, dev mermerler bana devasa gazoz kapaklarını hatırlattı. Priene’de doğa ve antik kalıntılar resmen birbirlerinin içinden geçiyorlar. Duvarlardan ağaçlar, yerlerdeki taşlardan otlar fışkırıyor. Bitki dünyası ve antik şehir birbirlerini tamamen kabullenip iç içe geçmişler ve sarmaş dolaş olmuşlar.

 

İçinden ağaçlar çıkan bina ve duvarların arasında ve üstünde ilerlerken arkadaşım önümde aniden durdu ve kollarını açarak “Oh! Bu başka bir şey, dur!” dedi. Bu beni daha da heyecanlandırdı, onu aşıp önüne geçmek istedim adeta, çünkü o önden yürüdüğü için benim göremediğim yerleri görebiliyordu. Adımlarımı hızlandırdım. Kafamı kaldırdığımda gördüğüm şeylerden dolayı ağzımdan bir çığlık çıktı. Ömrümde gördüğüm en etkileyici, en acayip, tırtıklı ve muazzam kalın sütunlardan oluşmuş şehre giriş yapıyorduk. Yere devrilmiş olanlar adeta bir sütun tarlasında ilerliyormuşuz hissi yaşattı. O kadar acayip bir görsel ve o kadar değişik bir enerjisi vardı ki kalp atışlarım epey hızlandı.

Ve Karşımızda Priene:

Priene’yi özel yapan şey yalnızca tapınakları, çok kalın ve değişik sütunları ve tiyatrosu değil, antik dünyanın en iyi korunmuş planlı şehirlerinden biri olması nedeniyle özellikle şehircilik ve mimarlık tarihi açısından olağanüstü önemli. Priene’nin geçmişi MÖ 7. yüzyıla kadar yazılı kaynaklarda takip edilebilmekte. İyon Birliği’nin on iki kentinden biri ve aynı zamanda İyon dünyasının dinî ve siyasi yaşamında rol oynayan bir kent.

 

Kent, tarih boyunca farklı güçlerin egemenliğine girmiş: Lidya egemenliği, Pers egemenliği, İyon kentlerinin Perslere karşı savaşları, Büyük İskender dönemi, Seleukos ve Ptolemaios dönemleri, Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu ve Bizans/Doğu Roma dönemi. MÖ 4. yüzyılın ortalarında Priene, bugünkü konumunda yeniden planlanıp inşa edilmiş ve bu yeni şehir, Miletoslu şehir plancısı Hippodamos’un ızgara planı anlayışından yararlanılarak oluşturulmuş. Kentte Bizans döneminde de yaşam devam etmiş ve Priene bir dönem piskoposluk merkezi olmuş. Ancak Büyük Menderes’in taşıdığı alüvyonlar nedeniyle kıyı giderek dolunca Priene zamanla denizden uzaklaşmış ve ekonomik önemini kaybetmiş. Kent MS 13. yüzyılda tamamen terk edilmiş.

 

Priene Neden Bu Kadar Önemli?

Izgara Şehir Planı

Priene’nin en dikkat çekici özelliği planlı kent yapısı. Miletoslu Hippodamos ile ilişkilendirilen sistemde sokaklar birbirini büyük ölçüde dik açıyla kesiyor. Böylece şehir düzenli yapı adalarına ayrılmış. Priene, eğimli bir arazi üzerine kurulmasına rağmen bu geometrik planın araziye başarıyla uygulanması bakımından antik şehircilik tarihinin en önemli örneklerinden biri. Kentte ana caddeler, daha dar yan sokaklar, konut adaları, agora, dinî yapılar, tiyatro, meclis binası, gimnasionlar birbirleriyle bağlantılı biçimde düzenlenmiş. Bu nedenle Priene’yi gezerken aslında yalnızca antik yapıların kalıntılarını değil, yaklaşık iki bin üç yüz yıl önce tasarlanmış bir şehir planını da görebiliyoruz.

 

Priene’nin en ünlü yapısı Athena Polias Tapınağı. Kentteki en yüksek ve görkemli konumlardan birine yerleştirilen tapınak, şehrin koruyucu tanrıçası Athena’ya adanmış. Yapının mimarı olarak Pytheos kabul ediliyor ve Pytheos’un aynı zamanda Halikarnas Mozolesi’nin mimarlarından biri olması, tapınağın mimarlık tarihi açısından önemini daha da artırıyor doğal olarak. Tapınağın yapımı MÖ 4. yüzyıla tarihlenmiş ve antik kaynaklara göre Büyük İskender de tapınağın yapımına maddi destek vermiş. Bugün tapınaktan geriye büyük ölçüde temel ve mimari parçalar kalmış, bazı sütunlar yeniden ayağa kaldırılmış.

 

Priene’nin en etkileyici yapılarından biri antik tiyatrosu. Tiyatro yaklaşık beş bin kişilik kapasiteye sahipmiş ve MÖ 350 civarında inşa edilmiş. Tiyatronun önemli özelliklerinden biri, yalnızca büyük bir seyir alanından oluşmaması; sahne yapısı, oturma düzeni ve çevresindeki kentsel yapılarla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor ve burada tiyatro gösterileri, müzik etkinlikleri ve dini/kamusal törenler gerçekleştiriliyormuş. Oturma sıralarının ve sahne bölümünün önemli kısımlarını basamaklarına oturarak deneyimledik. Tiyatronun bulunduğu noktadan çevredeki vadi ve Menderes ovasını seyretmek de ziyaretin en güzel bölümlerinden biriydi.

Agora, antik kentin ticari ve sosyal merkezlerinden biri. Burası insanların alışveriş yaptığı, bir araya geldiği ve kamusal hayatın sürdüğü açık alan ve Priene’de agora, şehrin genel planı içerisinde merkezî bir konuma sahip. Buradan kentin diğer önemli yapılarına ulaşılıyor. Bu, Priene’nin yalnızca dinî yapılardan oluşmadığını; oldukça düzenli bir kamusal yaşam alanına sahip olduğunu da gösteriyor.

 

Bouleuterion – Kent Meclisi

Priene’nin günümüz açısından belki de en ilginç yapılarından biri Bouleuterion, yani kent meclisi binası. Burası kentin siyasi kararlarının görüşüldüğü yer -ki her zaman politik olayların konuşulduğu, kararların alındığı alanlar beni çok çeker. Oralarda konuşmalar yaptığımı hayal ederim. İyon kentlerinde vatandaşların kent yönetimine katılımı, antik Yunan siyasi kültürünün önemli unsurlarından biriydi, bütün tarihseverlerce bilindiği gibi. Dolayısıyla Priene’deki Bouleuterion, bize yalnızca mimariyi değil, antik kent yönetiminin nasıl örgütlendiğini de gösteren bir öneme sahip. Günümüzde Priene’nin Bouleuterion’unda modern dönemde de toplantılar düzenlenmesi, yapıya sembolik bir anlam kazandırıyor.

 

Priene Evleri – “Anadolu’nun Pompei’si”

Priene’nin en değerli özelliklerinden biri de konutların oldukça iyi korunmuş olması. Geç Klasik ve Helenistik dönemlerden kalan evler, antik insanların günlük yaşamını anlamak açısından tapınaklardan belki de daha fazla bilgi veriyor.

 

Evlerin odaları, avluları, sokakla ilişkileri, su sistemleri, kanalizasyon düzenleri incelenebildiği için Priene, konut dokusunun korunma derecesi bakımından zaman zaman “Anadolu’nun Pompei’si” olarak nitelendirilmiş. Burada yaşayan sıradan insanların nasıl bir evde yaşadığını ve şehir hayatının nasıl işlediğini zihinde canlandırmak oldukça kolay ve günümüzde artık yapay zekâyla canlandırılabilen bu antik kentlerde adeta biz yaşıyoruz da sokaklarında balık alışverişi yapabiliyormuşuz gibi neredeyse canlı hissedebiliyoruz. Bu nedenle antik kentleri gezmek, taşlarına dokunmak, sütunlarına sarılmak, benim için çok ama çok önemli ve değerli.

Priene’de sadece Athena Tapınağı ve tiyatro bulunmuyor. Ayrıca burada Demeter Tapınağı, Zeus Tapınağı, Asklepios Tapınağı, Mısır Tanrıları Tapınağı, yukarı Gymnasion, aşağı Gymnasion, agora, Bouleuterion, Nekropol, Bizans dönemi kilisesi, Büyük İskender’in evi ve çeşitli konut yapıları da var. Ve bu çeşitlilik, Priene’nin dinî, siyasi, eğitimsel, sportif ve gündelik yaşamın bir arada sürdüğü gerçek bir şehir olduğunu gösteriyor bize.

 

Priene Neden Bugün Denizden Uzakta?

Bu, Priene’yi anlamak için çok önemli. Bugün Priene’ye baktığınızda deniz oldukça uzaktadır. Fakat antik dönemde kent, deniz kıyısına çok daha yakınmış. Büyük Menderes Nehri yüzyıllar boyunca taşıdığı alüvyonları denize bırakmış ve böylece körfez giderek dolarak kıyı çizgisi denize doğru ilerlemiş. Sonuçta Priene’nin liman kenti olma özelliği ortadan kalkmış. Yani Priene’nin kaderini belirleyen faktörlerden biri savaşlardan ziyade coğrafyanın yavaş değişimi olmuş. Bu durum Miletos gibi Büyük Menderes havzasındaki başka antik kentlerde de görülebiliyor.

 

Priene’nin Ünlü Kişisi Kimdi Derseniz, Karşınızda Bias

Priene’nin en tanınmış isimlerinden biri Bias. Bias, Antik Çağ’ın “yedi bilgesi” arasında sayılan biri. MÖ 6. yüzyılda Priene’de yaşamış, bu nedenle Priene sadece mimarisiyle değil, antik Yunan düşünce dünyasına katkısıyla da önemlidir. Priene’de modern arkeolojik araştırmalar 19. yüzyılda başlamıştır. İngiliz araştırmacıların çalışmalarının ardından Alman ekipler kazıları sürdürmüş, 1977’den itibaren Alman Arkeoloji Enstitüsü adına çalışmalar yeniden başlamış. Priene Arkeolojik Alanı, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dâhil edilmiştir. Bunun temel nedenlerinden biri, antik şehir planlamasının çok iyi korunmuş olması ama burada önemli bir ayrım var: Priene henüz UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde değil, geçici listede.

 

Priene’yi bir “harabe” olarak görmek çok ama çok eksik kalır. Burası, antik bir İyon kentinin sokaklarını, evlerini, meclisini, tiyatrosunu, dinî merkezlerini ve şehir planını aynı anda okuyabildiğiniz nadir arkeolojik alanlardan biri. Bu nedenle özellikle antik şehircilik, mimarlık, İyonya tarihi ve Helenistik dönem açısından çok değerlidir.

 

Taş toprak atlaya zıplaya binlerce yılın içinde bir ileri bir geri gezerken ayağımı oralarda bir yerde kesmiştim sanırım, eczaneden bir şeylerle pansuman yapmama rağmen bir süre enfekte olur gibi oldu, ama Didim yat kulübünün resepsiyonundaki tatlı bir hanımın bir kavanoza koyarak yanıma verdiği antiseptik ve güçlü bir dezenfektanla kısa sürede iyileşti. Kendisine buradan teşekkür ediyorum adını bilemesem de… Ve “Mermeri Hamur Gibi Şekillendirebilen Uygarlıklar” serimize sağlıkla devam edebildim. Yeni sayıda yeni bir medeniyette buluşmak üzere.

 

Yazar Hakkında /

Ankara doğumlu olan Sinem Yıldırım; ilk, orta ve lise eğitimini İzmir'de tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Çeşitli dizi ve yapımlarda yer almıştır. İki kız çocuğu annesidir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.