D Interior Design Studio – İhtiyaç, İşlev, Denge
Kullanıcı ihtiyaçlarını doğru analiz ederek mekânın ruhunu, işlevselliğini ve estetik dengesini bir araya getiren D Interior Design Studio kurucusu Damla Buyruk, iç mimarlık kariyerini ve mesleki yolculuğunda kendisini bugüne taşıyan serüveni MAG Okurları için paylaşıyor.
Kısaca kendinizden eğitim ve çalışma alanlarınızdan bahseder misiniz?
Ankara doğumluyum. 2009 yılında Çankaya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi İç Mimarlık Bölümü’nden mezun olduktan sonra aynı üniversitede yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Yaklaşık on altı yıldır tutkuyla bağlı olduğum iç mimarlık mesleğini sürdürüyorum. Kariyerimin ilk yıllarında farklı ölçeklerde projeler yürüten kurumsal firmalar ve mimarlık ofislerinde deneyim kazandım. Son yedi yıldır ise, kurucusu olduğum D Interior Design Studio bünyesinde iç mimarlık, tasarım, proje, uygulama, danışmanlık ve bilirkişilik alanlarında çalışmalarımı sürdürüyorum.
Meslek örgütü çalışmaları da profesyonel yaşamımın önemli bir parçası. TMMOB İçmimarlar Odası’nda yirmi dördüncü ve yirmi beşinci dönem yönetim kurulu üyesi, yirmi altıncı dönemde genel merkez ikinci başkanı olarak görev yaptım. Ayrıca İçmimarlar Odası Ankara Şubesi yedinci dönem başkanlığını yaptım. TMMOB Kadın Çalışma Grubu ve çeşitli komisyonlarda aktif bir şekilde yer alarak meslektaş dayanışması ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında farkındalık yaratmayı önemsiyorum. Akademik alanda ise Çankaya Üniversitesi ve OSTİM Teknik Üniversitesinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak dersler verdim. Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında UCİM Derneği, Çankaya Kent Konseyi ve Ankara Kent Konseyi çalışmalarında gönüllü olarak görev alıyorum.
Sosyal medya hesaplarımda iç mimarlık ve tasarıma dair paylaşımlarımın yanı sıra yaşamın içinden kesitler paylaşmaktan da keyif alıyorum. Evliyim, iki çocuk annesiyim. D Interior Design Studio markası altında, iç mimarlığı sanatsal bir ifade biçimi olarak ele alan projeler üretmeye ve şantiyelerime devam ediyorum.
İç mimarlık ve dijital içerik üreticiliğini bir arada yürütmeye nasıl karar verdiniz?
Sosyal medya günümüzde iç mimarlık mesleğinin önemli bir parçası hâline geldi. Teknolojinin sunduğu imkânlardan faydalanmanın mesleki gelişimi desteklediğine inanıyorum. İç mimarlık zaten görselliğe dayalı ve dijital platformlarda anlatılmaya oldukça uygun bir alan.
İçerik üretmekten keyif aldığım için son yıllarda sosyal medya çalışmalarımı mesleki üretimlerimle paralel olarak yürütüyorum. Sosyal medyayı yalnızca projelerimi paylaşmak için değil; tasarım bakış açımı aktarmak, mesleğimizin değerini anlatmak ve tasarım kültürünü daha geniş kitlelere ulaştırmak için güçlü bir iletişim aracı olarak görüyorum.
Sosyal medyada ağırlıklı olarak hangi tür içerikler üretiyorsunuz?
Sosyal medya içeriklerimizi profesyonel bir ekip ve ajans desteğiyle planlı bir şekilde hazırlıyoruz. Aylık içerik takvimimizi oluştururken öncelikle mesleğimizle ilgili bir konu belirliyor, o konunun uzmanı isimlerle röportajlar gerçekleştiriyoruz. Böylece hem meslektaşlarımıza hem de tasarıma ilgi duyan takipçilerimize faydalı içerikler sunmayı hedefliyoruz. Bunun yanında sektörümüzde faaliyet gösteren markalarla iş birlikleri yapıyor, seçtiğimiz mesleki konuları şantiyede, ofiste veya konuya uygun mekânlarda örnekler üzerinden anlattığımız videolar hazırlıyoruz. Ayda en az bir kez de; yeni açılan mekânları ziyaret ederek tasarım, işlevsellik, kullanıcı deneyimi ve konsept açısından değerlendirdiğimiz bir içerik serimiz bulunuyor. Ayrıca malzeme, renk, stil ve güncel tasarım trendleri üzerine yorumlar yaptığımız içerikler üretiyoruz. Tüm bunların yanı sıra, takipçilerimle daha samimi bir bağ kurabilmek adına günlük yaşamıma, aileme, seyahatlerime ve ilham aldığım deneyimlere de sosyal medya hesaplarımda yer veriyorum.
Meslek hayatınıza baktığınızda, sizi sektörde farklı bir noktaya taşıyan yaklaşımınızın ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Meslek hayatım boyunca tasarımı yalnızca estetik bir sonuç olarak değil, kullanıcı ihtiyaçlarını doğru analiz eden ve yaşam kalitesini arttıran bir süreç olarak gördüm. Beni farklılaştıran en önemli yaklaşımımın, tasarımın yaratıcı yönü ile uygulanabilirliğini bir arada değerlendirebilmek olduğunu düşünüyorum.
Yaklaşık on yedi yıllık meslek hayatım boyunca konut, ticari mekân ve kamusal alan ölçeğinde farklı projelerde yer aldım. Bu süreçte kullanıcıyı dinlemeyi, ihtiyaçlarını anlamayı ve her projeye kendine özgü bir hikâye oluşturmayı ön planda tuttum. Akademik çalışmalarım, meslek örgütlerindeki görevlerim ve sahadaki uygulama deneyimlerim de tasarıma çok yönlü bakabilmemi sağladı. Bugün hâlâ öğrenmeye, üretmeye ve mesleğimi farklı platformlarda anlatmaya devam ediyorum. Sanırım beni farklı bir noktaya taşıyan şey; tasarımı yalnızca çizim aşamasında değil, fikirden uygulamaya kadar tüm süreçleriyle sahipleniyor olmam.
İç mimarlıkta başarılı bir projenin temel kriterleri nelerdir?
Başarılı bir iç mimarlık projesinin temelinde kullanıcı ihtiyaçlarını doğru analiz etmek yer alır. Estetik elbette önemlidir ancak tek başına yeterli değildir. Bir mekânın işlevsel, sürdürülebilir, kullanıcıya uygun ve uzun yıllar değerini koruyabilecek nitelikte olması gerekir. Benim için başarılı bir proje; kullanıcı beklentilerini karşılayan, mekânın ruhunu yansıtan ve günlük yaşamı kolaylaştıran çözümler sunabilen projedir. Bunun yanında doğru malzeme seçimi, bütçe yönetimi, teknik detayların eksiksiz çözülmesi ve uygulama sürecinin sağlıklı ilerlemesi de başarının önemli parçalarıdır. İyi tasarlanmış bir mekân yalnızca güzel görünen değil, kullanıcı tarafından deneyimlendiğinde de doğru hissettiren mekândır. Bu nedenle estetik, işlevsellik ve kullanıcı deneyimi arasında kurulan dengeyi başarılı projelerin en önemli kriteri olarak görüyorum.