Babalar Günü: Sinan Albayrak
En son “Mehmed: Fetihler Sultanı” dizisindeki Zağanos Paşa olarak izlediğimiz başarılı oyuncu Sinan Albayrak, elli yaşında tattığı babalık duygusunun hayatında yarattığı büyük kırılma noktasını, oğluyla biriktirdiği kıymetli anları ve ebeveynlik felsefesini MAG Okurlarıyla paylaşıyor…
Baba olmak, hayatınızda nasıl bir kırılma noktası yarattı?
Ayaklarım yere bastı ve o ayaklar hep oğlumun yanına gitmek için hareket etti. Evle iş arasında bir hayat…
Baba kavramını tek bir cümleyle tanımlayabilir misiniz?
Baba olmak, yaşayabileceğim en büyük mutluluk, en büyük tatmin ve en büyük gurur benim için.
Babalık duygusunun, dünyadaki toplumsal olaylara karşı olan hassasiyetinizi ve sorumluluk bilincinizi arttırdığını düşünüyor musunuz?
Açıkçası dünyadaki toplumsal olaylara kendimce her zaman bir hassasiyetim vardı. Oğlumla elbette ki daha perçinlenmiştir ama bu öyle çok da farklı bir yere ulaşmadı. Sadece o hassasiyetim artık kendi adıma değil, oğlum adına oluverdi diyebilirim.
Baba olduktan sonra hayatınızda neler değişti?
Çok şey değişti, çünkü oğlum bütün hayatım oldu. Bütün hayatımın amacı oğlum oldu. Eskiden çalışmak sadece belki arabayı yenilemekti, belki bir ev alabilmekti, güzel tatiller yapmaktı ama artık her şeyi için oğlum için yapma ihtiyacı duyuyorum. Bütün birikimlerim hayatımın bütün amacı oğlum olmuş oldu. Ona iyi bir gelecek, iyi bir hayat sunabilmek; ama bunu onun karakterini güçlendirerek yapmak benim bütün derdim.
Yoğun set programları ve çalışma temposu içerisinde, oğlunuzla geçirdiğiniz vaktin niceliğinden ziyade niteliğini korumak için uyguladığınız özel bir yöntem var mı?
Dışarda fazladan boşa harcanmış bir zaman geçiremiyorum, belki de elli yaşında baba olmayla alakalı bir şey bu. Anılar biriktirmek, hikâyeler biriktirmek derdindeyim. Oğlumla geçirmek istiyorum bütün iş dışındaki zamanlarımı. Bazen sadece, oğlum da biraz babasını özlesin diye, kendim içime birtakım özlemleri atarak, başka yerlerde oyalanıyorum diyebilirim. Oyalanmak çünkü bu artık dışarda geçirdiğim zaman… Onun dışında; gerekirse işe de götürüyorum, gerekirse bir kafede oturup kahve içme ihtiyacı duyuyorsam, oğlumu da alıp götürmek istiyorum. Karşıma oturtuyorum ve sohbet etmek istiyorum. Her zamanı, boşa akma ihtimali olan her zamanı oğlumla değerlendirmek istiyorum.
Oğlunuzla yapmaktan en keyif aldığınız aktivite nedir?
Badem kırmak. Köydeki evimize gittiğimiz zaman, bahçemize dökülen bademleri topluyoruz ve onları taşla kırıyoruz. Bir kısmını yiyoruz, bir kısmını tabağa koyuyoruz anneye vermek için. Keyif aldığımız şey badem kırmak diyebiliriz. Bunula beraber, boks yapmaktan da karşılıklı keyif alıyoruz. Son zamanlardaki en büyük keyfimiz ise, ben kahve içiyorum o da kendince sıcak suyu kahve içer gibi yudumluyor. Karşılıklı kahve içiyoruz. Erkek erkeğe sohbet etmek diyebiliriz.
Oğlunuzla arkadaş gibi mi yoksa baba-çocuk çizgisinin keskin olduğu bir iletişimi mi tercih ediyorsunuz? İlişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Arkadaş gibiyiz; ama öte yandan da baba figürünün güvenilebilir bir dağ gibi olduğunu göstermek, bunun yanında aynı zamanda sert bir dağ olduğunu da görmesi gerektiğine inanıyorum. Sadece arkadaşlık değil, aynı zamanda otorite olduğunu da bilmesi gerekiyor babasının. Hem dertlerini paylaşabilmeli hem yalan söylemeyeceğini, söylememesi gerektiğini bilmesi gerekiyor, güvenebilmesi gerekiyor. Aynı zamanda karşısındaki adamın gerektiğinde ne kadar sert olabildiğini, kızabildiğini, belki de o arkadaş vasfından çıkıp “bu adam biraz tehlikeli olabilir”i göstermek istiyorum bazen. Her şeyi basit bir şekilde geçiştirmek değil; doğruyla yanlışı iyi ayırt edebilmesi adına, sert bir mizaç da arada bir koymaya çalışıyorum rol yapıyor olsam da.
Oğlunuz yetişkin bir birey olduğunda, “Babamdan bana kalan en değerli öğreti şudur” demesini istediğiniz üç ilke ne olurdu?
“Dürüst olmayı babamdan öğrendim”, “yalan söylememeyi babamdan öğrendim”, “güçlü durmam gerektiğini babamdan öğrendim” demesini isteyebilirim. Buna daha çok şey ekleyebilirim ama şu anda ilk aklıma gelenler bunlar.
Kendi çocukluğunuzda babanızla yaşadığınız hangi özel anı, bugün sizin babalık tarzınızın temel taşını oluşturuyor?
Tebessümü diyebilirim. Kırgın ya da kızgın olduğunu bildiğim halleri içerinde bile içime bir rahatlık duygusu verdiği o yandan bükülen dudak, o hafif tebessüm diyebilirim. Kızgınlığının içerisinde bile bana olan sevgisini hissettiren bir tebessümdü o. İşte bunu harmanlayıp gösterebilmek istiyorum ben de. Bakışlarıyla anlatmak, kelimelerle çok yormadan diyebiliriz.
Bugüne kadar aldığınız en güzel Babalar Günü hediyesi nedir?
Eşim, oğlumla benim fotoğrafımın olduğu bir tişört yaptırdı bana. Oğlumla ilk yürüdüğümüz zamanın fotoğrafıdır o. Arada bir hâlâ giyiyorum onu. Elinden tutabildiğim ve elimden tutarak adımlar atmayı başardığı, güzel bir yol manzarası içerisinde bir fotoğrafımız var. Evet, en güzel hediye bu.
Babalar Günü için iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Birçok insan var ki baba olabilmek için, anne olabilmek için, yani çocukları olabilmesi için gayret gösteriyorlar. Birçok insana nasip olmuyor, kısmet olmuyor çocuk sahibi olabilmek; ama maalesef ki baba titrini almasına rağmen ya da anne titrine sahip olmasına rağmen bazı ebeveynler var ki -çevremizde çok da görüyoruz maalesef- o çocuğunun kıymetini bilmiyor. Çocuğuyla iletişim kurmuyorlar. Tabletlere, bilgisayarlara, televizyonlara, ekranlara gömüyorlar çocuklarını. Sohbeti esirgiyorlar. Dinlemeyi ihmal ediyorlar. Oysa bir çocuk o kadar şey anlatmak istiyor ki, o kadar çok şey anlatıyor ki… Çocuklarınızın gözüne bakın. Onlarla konuşun. Bir yaşında, iki yaşında, üç yaşında, otuz yaşında hiç fark etmez. Anlatmak istediği bir şey var. Duymanı istediği bir şey var. Çocuğumuzu dinlemek, duymak ve ona bakmak zorundayız. Onu görmek zorundayız. Onu gördüğümüzü bilmeleri gerekiyor.