Ankara Ayazından Trabzon Yaylalarına – Seda Soysal
Ankara’nın disiplinli tiyatro sahnelerinden Trabzon’un hırçın yaylalarına uzanan başarı yolculuğunda, “Taşacak Bu Deniz” dizisinin dik duruşlu Emine’siyle ekranlara damga vuran Seda Soysal, çocukluğunun geçtiği topraklarda kökleriyle buluşma hikâyesini ve oyunculuk serüvenini MAG Okurları için anlatıyor.
Bilkent Tiyatro kökenli bir oyuncu olarak; sahnede hataya yer bırakmayan, tek seferlik canlı performans disiplini ile kamera önündeki teknik detaylara dayalı yoğun tempo arasında, yaratıcılığınız en çok hangisinde kamçılanıyor?
Ne olursa olsun, kaldığın yerden devam edebilmeyi gösteriyor. Tiyatro sahnesinde her şey bir seferlik ve canlı, evet; ama şu an kamera önünde de olabildiğince her şeyi tek seferde yapabilmeye gayret ediyorum.
Semaver Kumpanya gibi değerli tiyatro sahnelerinden sonra sizi ilk kez bu kadar geniş kitlelere ulaştıran “Taşacak Bu Deniz” projesiyle yollarınız nasıl kesişti? Emine karakterinin senaryodaki hangi cümlesi veya duygusu size “Bu rolde ben olmalıyım” dedirtti?
Haziran ayında Taşacak Bu Deniz’den audition geldi. Karadeniz dizisi olduğunu ve Trabzon’da çekileceğini öğrenince çok heyecanlandım, çünkü aslen Trabzonluyum ve orda olmayı çok istedim. Emine’nin karakter özelliklerini okudum ve kendimle çok benzettiğim noktaları oldu. Zaten audition metni harikaydı ve çekerken arkadaşlarımla gülme krizine girdik. Kaderine boyun eğmeyen bir kadın karakter olması beni Emine’ye inanılmaz yakınlaştırdı.
Kendi köklerinizin olduğu coğrafyada geçen bir hikâyede oynamak size ne hissettiriyor?
Evdeymişim gibi hissediyorum, çünkü çocukluğumdan beri yazları Trabzon’a geliyordum. Ankara’dan sonra en sevdiğim şehir Trabzon’du hep. Doğası, insanları o kadar güzel ki. Tanıdığım, küçükken gezdiğim yerlerde şimdi dizi çekiyor olmak hem inanılmaz hissettiriyor hem de çok mutlu oluyorum.
Emine karakterinin Karadeniz’e has o hırçın ama bir o kadar da naif halleri izleyiciye çok samimi geliyor. Bir sahnede metne sadık kalmakla, o anki duyguyla doğaçlama bir şeyler katmak arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Tabii ki her zaman metne sadık kalmaya çalışıyorum; ama bazen sahnenin duygusu ve karşımdaki oyuncuyla olan iletişimim doğaçlamaya itebiliyor.
Dizide bir günlüğüne Emine karakteriyle yer değiştirseniz, onun hayatındaki hangi düğümü Seda pratikliğiyle bir çırpıda çözerdiniz?
Esme’yi sırrı söylemesi için ikna ederdi Seda. Sonra onunla birlikte, olabilecek her şeyin önüne geçecek planlar yapmaya çalışırdı. Belki bir çırpıda çözemezdi ama en azından denerdi.
Setteyken en çok neyin aşermesini yaşıyorsunuz? Karadeniz mutfağından, vazgeçemediğiniz bir set kaçamağı yiyeceği var mı?
Ben inanılmaz bir kuymak sevdalısıyım, çünkü kuymakla büyüdüm resmen ve yemekten asla sıkılmadığım tek yiyecek olabilir.
Set bittikten sonra da günlük hayatınızda ağzınızdan kaçan bir Karadeniz repliği oluyor mu?
Aramızda çok fazla oluyor. En çok da “Ula bizi kim alabilir”.
Son olarak, Karadeniz yaylası mı, Ankara ayazı mı? Hangisi ağır basıyor ve daha “evde hissettiriyor”?
İkisi de o kadar ağır basıyor ki. Trabzon’da babaannemle çok anım var ve o yüzden buraya hep çekiliyorum; ama Ankara’da doğup büyümek, ailem ve arkadaşlarım beni daha fazla evde hissettiriyor…