© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Sinem Yıldırım – Mermeri Hamur Gibi Şekillendirebilen Uygarlıklar 1: Parşömenin Ana Vatanı Pergamon

Sinem Yıldırım – Mermeri Hamur Gibi Şekillendirebilen Uygarlıklar 1: Parşömenin Ana Vatanı Pergamon

Size birkaç sayılık bir yazı serisi hazırladım. Hepsi inanılmaz eserlerle dolu ve her biri, bir öncekini unutturuyor. Arka arkaya antik kentleri gezdik ve sırayla hepsini detaylı anlatacağım size. Ülkemize tekrar ve sınırsızca yine âşık olacaksınız gördükçe, okudukça.

 

Hayatta yapılabilecek en güzel yolculuklardan biriydi benim için. Gezdiğim yerlerde aklımda hep aynı cümle dönüp duruyordu: “Bunları insanlar mı yapmışlar, bunları yapanlar normal insanlar mıydı?” Gördüğüm şeyler nedeniyle kendi kendime verdiğim cevap hep “Hayır, bunları normal insanlar, hem de bundan iki bin üç bin yıl önce yapmış olamazlar!”. Hepimiz arkeolojik kentleri gezmeyi severiz tabii ancak ben biraz fazla sevdiğim için çok fazla içselleştirerek ve dokunduğum her binlerce yıllık taşı ya da mermeri çok detaylı inceleyerek, derinden hissederek yürüdüm her adımımda. Yol rotamızı arkadaşım yapmıştı beni hiç karıştırmadan. Zaten neler sevdiğimi çok iyi bilir. Ve sonuç mükemmeldi.

 

İlk Durağımız Bergama

Pergamon, Helenistik dönemin en önemli kentlerinden biri. MÖ 3. yüzyılda Attalos I ve özellikle Eumenes II dönemlerinde büyük bir siyasi, kültürel ve bilimsel merkez hâline gelmiş. Kentin yerleşim tarihi çok daha eskiye uzansa da en parlak dönemini MÖ 281–133 yılları arasında hüküm süren Attalos Hanedanı zamanında yaşamış. MÖ 133’te son kral Attalos III, krallığını vasiyet yoluyla Roma Cumhuriyeti’ne bırakmış ve böylece Pergamon, Roma’nın Asya eyaletinin önemli merkezlerinden biri olmuş. Sonra Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de yerleşim devam etmiş, şimdiki Bergama ilçesi antik kentin çevresinde gelişmiş durumda. Ama öyle ki her an her köşede bir antik taş, kalıntı vs. var, yani kazılsa altından sınırsız eserler çıkmaya devam eder.

Arkadaşımın kuzeninin -ki kendisi bir gurmedir- tavsiyesi ile gittiğimiz yerden hayatımda yediğim en güzel tulum peynirlerini aldık. Gidenlere öneririm; mutlaka Tulumcu’nun nefis tulum peynirinden alsınlar. İki çeşit var, ben koyu sarı renk olanını daha çok sevdim.

 

Alandaki akropol, kentin en yüksek noktası ve burada saraylar, tapınaklar ve kamu yapıları bulunuyor. Beni ve bizi en çok etkileyen yerlerden biri o dimdik ama dimmmdik tiyatro oldu. Burası yaklaşık on bin kişilik kapasitesiyle antik dünyanın en dik yamaç tiyatrolarından biri. Emin olun görünce insan yine “Burayı yapanlar insanlar mıydı?” diye düşünmeden edemiyor. Akabinde Pergamon Sunağı var; burası tanrılar ile devlerin savaşını betimleyen kabartmalarıyla ünlü. Sunağın büyük bölümü bugün Pergamon Museum’da sergileniyor. Traian Tapınağı, Roma İmparatoru Trajan adına inşa edilmiş. Asklepion’a doğru geçiyoruz ve burası antik dünyanın en önemli sağlık merkezlerinden biri. Ünlü hekim ve eczacılığın babası Galenos burada eğitim almış. Suyla ilgili çok kanal ve yapı var burada. Yani tıbbın çok ileri düzey bir yeri tarihte. Kızıl Avlu (Red Basilica); Roma döneminde Mısır tanrılarına adanmış büyük bir tapınak kompleksi ve daha sonra kiliseye dönüştürülmüş.

 

Pergamon Kütüphanesi en ilgilendiğim şeylerden biri oldu, çünkü küçükken büyüyünce olmak istediğim mesleklerden biri kütüphanecilikti; hem işimi yapabilirim hem bütün gün kitap okuyabilirim diye heves ederdim. Kitaplar, kâğıtlar, tüm kırtasiye malzemeleri, matbaalar, kitap kokusu ve yaprakların hışırtısı, mürekkepli kalemlerin yazarken çıkardığı o cızırtılı sesler beni adeta büyülerdi -ki hâlâ da öyle. Bu nedenle antik şehirlerde en çok ilgimi çeken alanlardan biri oluyor kütüphaneler. İşte Pergamon, antik dünyanın en büyük kütüphanelerinden birine sahip. Burada yaklaşık iki yüz bin el yazmasının bulunduğu rivayet edilirmiş. Mısır’ın papirüs ihracatını kısıtlamasının ardından, hayvan derisinden yapılan ve daha dayanıklı olan parşömen (parchment) kullanımının Pergamon’da büyük ölçüde geliştirilmesi nedeniyle “parşömen” sözcüğünün adı Latince “pergamenum” ile ilişkilendirilmekte. Düşünebiliyor musunuz, parşömen adının ve yapımının merkezi. Öyle çok isterdim ki burada bunu devam ettiren bir çalışma olmuş olmasını. Bir yerde satılmasını, yerli ve yabancı turistlerin sadece tarih kitaplarında duydukları o parşömenleri buradan hediyelik olarak alıp evlerine götürebilmelerini… Hatta atölyelerinin olmasını, insanların bu kadim geleneği ufak da olsa sürdürebilmelerini… Şahsen benim gözlerim şehri gezerken hep bir parşömen dükkânı aradı durdu. Çünkü burası parşömenin anavatanı.

 

İncil’de geçen Anadolu’daki yedi kiliseden birine de sahip olan Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı, 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış, ki bu bana tarih olarak çok geç kalınmış geldi. Alanın büyüklüğü ve önemi düşünülürse bu tarihten çok önceleri girmiş olurdu bu listeye burası bence. Çünkü bu alan yalnızca antik kenti değil; Helenistik, Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinden kalma kültürel mirası da kapsıyor, değeri daha önce bilinmeliymiş.

 

Pergamon, yani İzmir Bergama, Helenistik dönemin en güçlü krallıklarından birinin başkentiydi; bilim, tıp ve eğitim alanında öne çıkan bir merkezdi. Antik dünyanın en büyük kütüphanelerinden birine ev sahipliği yaptı. Mimarisi, tiyatrosu ve sağlık merkeziyle dünya tarihinin önemli arkeolojik alanlarından biri. Henüz gitmediyseniz siz de mutlaka Bergama’yı ziyaret ediniz, Akropol, Asklepion, Kızıl Avlu ve çevredeki arkeolojik alanları gezip hem Helenistik hem de Roma döneminin en etkileyici kalıntılarından bazılarını bir arada görebilirsiniz. Sütunlara, mimariye, heykellere, kısaca şehri kuran o dehaya hem hayran kalacak hem âşık olacaksınız.

 

Biz Hera adlı bir otelde kaldık. Hera benim küçük kızımın adı. Buradan mitolojiye, tarihe ve antik dünyaya ne kadar hayran olduğumu daha iyi anlayabilirsiniz. Oteli çok ama çok tatlı bir karı koca işletiyor. Sayın İskender Oflaz ve eşi Sayın Mevhibe Oflaz. Oğulları Cem Bey ve şimdi artık torunları da işin başında. Çok tatlı bir aile. Otelin her odasının adı bir tanrı ya da tanrıça adı Zeus, Hera, Apollon gibi… İskender Bey bizi mahzeninde gezdirdi. Nefis bir koleksiyona sahip. En güzellerinden birini antik kente bakan teraslarında yudumladık. Ortamdaki huzur ve enerji muhteşemdi. Akşam yemeğimizi Akropol restoranda yedik. Müthiş bir ortamı var, çim zemin ve sütün heykellerle dolu. Servis muhteşem. Yöreye ait çığırtma ve Bergama köftesinden denedik. Yöre eski taş Rum evleriyle dolu, her biri diğerinden güzel. Sokaklar çok şirin ve taşına toprağına sinmiş o muazzam kadim enerjisiyle kalbimi bıraktığım yerlerden biri oldu. Çok uzun senelerdir kesintisiz festivaller düzenlenen bu şehrimizin dünyaca daha da çok ziyaret edilmesini isterim.

 

Biz yolumuza devam ediyoruz kara yolu ile ve önümüzde sayısız macera bizi bekliyor. Yeni istikametimiz gelecek sayıda olacak. Bir başka binlerce yıllık antik şehirde ve zaman tünelinin başka bir katmanında gelecek ay görüşmek üzere.

Yazar Hakkında /

Ankara doğumlu olan Sinem Yıldırım; ilk, orta ve lise eğitimini İzmir'de tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Çeşitli dizi ve yapımlarda yer almıştır. İki kız çocuğu annesidir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.