© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Hücre Uyanışı – Cellvane Türkiye

Hücre Uyanışı – Cellvane Türkiye

 

Geleneksel Kore cilt bakım ritüellerini yüksek teknoloji ve saf PDRN bileşenleriyle modernize eden Cellvane’i Türkiye ile tanıştıran diş hekimi ve iş insanı Dr. Cem Dergin, markanın arkasındaki bilimsel inovasyonu MAG Okurları için mercek altına alıyor.

 

Güney Kore, cilt bakımının merkezi kabul ediliyor. Binlerce marka arasından neden Cellvane Türkiye’ye getirildi?

Güney Kore, cilt bakım dünyasında “sonuç odaklı bilim” ile “minimalist ritüel” arasındaki dengeyi en iyi kuran ülkedir; ama bu dengeyi her marka kurabilmiş değil. Cellvane’i öne çıkaran şey; klinik ve bilimsel etkililik ile günlük kullanım kolaylığını aynı formülde buluşturabilmesi oldu. Türkiye’ye Cellvane’i getirme kararı birkaç kritere dayanıyordu: Bağımsız üniversitelerde gerçekleştirilen deney sonuçları ve etkinlik verileri, formüllerin her cilt tipine uygunluğu ve markanın şeffaf içerik politikası. Piyasada “Kore markası” olduğunu iddia eden pek çok ürün var. Cellvane ise gerçek Kore AR-GE altyapısına sahip kendi üretim tesislerinde, kendi patentli teknolojisini, kendi uzman hekim ve bilim adamları ile formüle eden ve her bileşeni belgelere dayandıran bir marka. Bu titizlik, seçim kararının temel sebebi oldu.

Piyasadaki pek çok ürün PDRN içerdiğini iddia ediyor. Cellvane’in “%99,9 saf PDRN” vurgusu tam olarak ne anlama geliyor? PDRN nedir?

PDRN, polideoksiribonükleotid’in kısaltmasıdır. Somon balığı sperminden elde edilen ve insan DNA yapısıyla yüksek biyo-uyumluluk gösteren bir nükleotid zinciridir. Cilt hücrelerindeki reseptörlerini aktive ederek, hücre rejenerasyonu sağlar, kolajen sentezini uyarır, mikro dolaşımı arttırır ve hasarlı dokuların onarım sürecini hızlandırır. PDRN tıpta yara iyileştirme ve doku rejenerasyonunda onlarca yıldır kullanılmaktadır; son yıllarda cilt bakımına da taşınmıştır. “%99,9 saflık” meselesine gelince: Hammadde kalitesi; PDRN’nin elde ediliş, yani çıkartılış sırasında kimyasal veya ısıl işlev görüp görmeyeceğini belirleyen tek faktördür. Düşük saflıktaki PDRN içeren ürünler, istenmeyen protein kalıntıları ve kontaminantlar taşıyabilir; bu da hem etkinliği düşürür hem de hassas ciltlerde reaksiyon riskini arttırır. Cellvane, farmasötik sınıf saflaştırma sürecinden geçmiş hammadde kullanır. Yani bir ürünün kutusunun üzerindeki “PDRN var” ifadesi ile Cellvane’in söylediği aynı şey değildir; aradaki fark, malzeme saflığının belgelenip belgelenmediğindedir. Ayrıca, Cellvane patentli teknolojisi Prism sayesinde PDRN’nin molekül boyutunu küçültebiliyor ve bu şekilde ürünün cilt bariyerini aşarak cilde tam nüfuz etmesini sağlayabiliyor. Dolayısıyla ürünlerden maksimum etkiyi görmek herkes için mümkün oluyor.

 

Peki, Cellvane’in patentli Hyallagen teknolojisi nedir, ne işe yarar?

Hyallagen, Cellvane’in patentli hibrid sistem teknolojisidir. Temel amacı şu soruyu çözmektir: Yüksek kaliteli aktif maddeler formüle edildiğinde cilt bariyerini geçebiliyor mu, yoksa yüzeyde kalıp yıkanıp gidiyor mu? Hyallagen, hyalüronik asit türevlerini akıllı kapsülleme matrisleriyle birleştirerek aktif bileşenleri derinin daha derin katmanlarına, özellikle dermis sınırına ulaştırır. Bunu yaparken cildin kendi nem dengesini bozmaz; aksine, bariyer fonksiyonunu destekleyen bir çerçeve oluşturur. Pratik sonucu şudur: PDRN gibi büyük moleküllü bileşenler normalde epidermisin altına geçmekte zorlanır. Hyallagen bu geçişi kolaylaştırarak ürünün etki derinliğini ve süresini anlamlı biçimde arttırır. Sadece “nem tutma” değil, aktif taşıma işlevi gören bir sistem olması onu konvansiyonel hyalüronik asit formülasyonlarından ayırır.

 

Türk insanının cilt yapısı ile Kore cilt bakım rutini arasındaki uyumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Cellvane formülleri Türk iklimine ve cilt alışkanlıklarına nasıl adapte oldu?

Türk cildinin kendine özgü dinamikleri var. Akdeniz ve Orta Doğu genetiği, daha yoğun melanin üretimi, sebum aktivitesi ve güneş hasarına karşı belirli bir yatkınlık anlamına gelir. Kore cilt bakım rutinleri ise genel olarak daha soluk, daha kuru Doğu Asya cilt tipleri için optimize edilmiş başlangıç noktalarına sahiptir. Cellvane ürün gamının baz dokusu hafiftir. Örneğin; biz Türkler yaz aylarında ağır bir krem katmanını cildimizde istemeyiz. İkinci olarak aktif konsantrasyonlar: Güneş hasarı onarımı ve hiperpigmentasyon hedefleyen bileşenleri yine bizler için çok uygun. Üçüncü olarak da ritüel sadeliği: Çoklu rutinler Türk kullanıcılar için sürdürülemez; Cellvane 3-5 aşamalı bir rutin ile tam bakım ve onarım vadediyor.

 

Alerjik veya çok hassas cilde sahip olanlar için Cellvane ne kadar güvenli?

Bu soru her hassas cilt sahibinin sormak istediği ve doğrudan cevap hak eden bir soru. Cellvane formülleri, yaygın irritan ve duyarlılaştırıcı olarak bilinen bileşenlerin büyük çoğunluğunu listeden çıkarmış şekilde tasarlanmış: Parfüm ve yapay koku bileşenleri, etanol bazlı alkol, agresif yüzey aktifler, bazı koruyucu grupları formülden dışlandı. PDRN’nin kendisi, biyo-uyumluluğu yüksek bir molekül olması nedeniyle reaktivite açısından düşük riskli sınıfta yer alır; yıllarca ameliyat sonrası yara bakımında kullanılan bu madde, zaten klinik ortamlarda hassas dokuyla temas eden bir geçmişe sahiptir. Bununla birlikte şunu açıkça söylemek gerekir: Hiçbir cilt bakım ürünü, her bireysel cilt için sıfır reaksiyon garantisi veremez. Ağır egzamalı, aktif rosacea veya bilinen bileşen alerjileri olan kullanıcıların yeni bir ürün serisine başlamadan önce dermatologlarıyla konuşması her zaman önerilir. Cellvane bu dürüstlükten kaçınmaz; aksine, ürün broşürlerinde bu tavsiyeyi açıkça belirtir. Cellvane her cilt tipine uygun olsa da belirli endişe sahibi kullanıcıların, ürünü kullanmadan dermatolog uzmana danışmaları daha sağlıklı olacaktır.

 

“30 Günde Hücre Uyanışı” programında bir kullanıcı birinci gün ile otuzuncu gün arasında aynaya baktığında en net hangi farkları görmeyi beklemeli?

Gerçekçi olmak bu sorunun onuruna yakışır. Mucize vaatleri doğru değil; ama belgelenmiş, gözlemlenebilir değişimler söz konusu. İlk on günde en belirgin değişim nem içeriğinde olur. Cilt daha dolgun ve mat, sıkışmış görünümden uzaklaşır; bu his gerçektir ve ölçülebilir. On ila yirminci günler arasında doku eşitsizliği, pürüzlülük, küçük gözenek görünümü, hafif kabartı dokusu düzelmeye başlar. Bu dönem çoğu kullanıcının fark ettiği ilk görsel değişimdir. Yirmi ila otuzuncu günlerde ise cilt tonu homojenleşir; hafif hiperpigmentasyon alanları soluklaşır, genel parlaklık artar. Kırışıklıkların yok olmasını beklememek gerekir; otuz günde kolajen yeniden yapılanması başlar ama tamamlanmaz. Bununla birlikte yüz hatlarının daha yerinde göründüğü bir dolgunluk gözlemlenir. Özetle; otuzuncu gün aynada göreceğiniz şey dramatik bir dönüşüm değil, tanıdık yüzünüzün daha dinlenmiş, daha eşit tonlu ve daha canlı bir versiyonu. Bu, abartısız söylenenin en güçlü söyleniş biçimidir.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.