Yeni Nesil İletişim – Melis Özer
Her markanın bir ışığı olduğuna inanan ve bu ışığı doğru stratejiyle parlatan M Studio PR’ın kurucusu Melis Özer, sektörün zorluklarından yapay zekâ çağına, yeni global girişiminden kriz yönetimi sırlarına kadar vizyonunu ve planlarını MAG Okurlarıyla paylaşıyor.
Pek çok farklı sektördeki markalara danışmanlık veriyorsunuz. Sizce bu işin en renkli tarafları neler?
Aslında işimizin en renkli tarafı tam olarak bu çeşitlilik. Bir gün moda, ertesi gün gastronomi ya da turizm konuşuyoruz. Her markanın dünyası, dili ve enerjisi bambaşka. Bu da bizi sürekli canlı ve meraklı tutuyor. Özellikle etkinlik tarafı bizim için çok keyifli, Çünkü bir markayı sadece anlatmakla kalmıyoruz, onu yaşatıyoruz. İnsanların o anın içine girdiği, deneyimlediği projeler yaratmak gerçekten işin en tatmin edici kısmı. Bir yandan da yeni nesil bir ajansız; geleneksel PR reflekslerini kaybetmeden dijitalin hızını ve etkisini de işin içine katıyoruz. Sosyal medya, influencer iletişimi ve değişen tüketici alışkanlıklarıyla birlikte her proje aslında yeniden şekilleniyor. Bu yüzden hiçbir gün birbirinin aynısı değil. Bence işimizi bu kadar keyifli ve renkli yapan da tam olarak bu.
Peki, ya en çok zorlayan tarafları neler?
Açıkçası en zorlayan tarafı, her şeyin aynı anda ve çok hızlı değişiyor olması. Hem markaların beklentileri çok yüksek hem de tüketici tarafı artık çok daha bilinçli ve seçici. Bu da sürekli olarak kendini güncel tutmayı ve hızlı adapte olmayı gerektiriyor. Bir yandan birden fazla sektörde aktif olmak da işi daha dinamik ama aynı zamanda daha zorlayıcı hale getiriyor, çünkü her sektörün dili, refleksi ve kriz anındaki yönetimi farklı. Aynı anda farklı dünyaları doğru okumak ve hepsine uygun iletişim kurmak ciddi bir denge gerektiriyor. Tabii işin görünmeyen tarafı da var; zaman yönetimi ve anlık gelişen durumlar. Özellikle etkinlik tarafında her şey çok planlı ilerlerken, son anda değişen detaylar olabiliyor ve o an hızlı çözümler üretmeniz gerekiyor. Aslında tüm bu zorluklar işi heyecanlı kılan şeyler, çünkü her yeni gün, yeni bir problem çözme alanı ve kendini yeniden kanıtlama fırsatı sunuyor.
Bir markanın itibarını inşa ederken, o markanın hikâyesine dâhil olma süreciniz nasıl işliyor? Melis Özer’in bir markada aradığı ışık nedir?
Bir markayla çalışmaya başladığımızda aslında önce onun hikâyesini gerçekten anlamaya odaklanıyoruz. Sadece ne yaptığını değil, neden yaptığını, neyi temsil ettiğini… İtibar dediğimiz şey, iyi kurgulanmış ve samimi bir hikâyeden geçiyor; ama benim için sürecin en kritik anı ilk toplantı. Orada çok hızlı bir şekilde o markayla uzun soluklu bir yolculuk mümkün mü, beklentileriyle gerçek potansiyeli örtüşüyor mu, bunu hissedebiliyorum. Bazen çok büyük görünen bir markada o ışığı göremiyorsunuz, bazen de çok daha küçük, mütevazı bir markanın aslında ne kadar güçlü bir yere gidebileceğini ilk anda anlayabiliyorsunuz. Benim bir markada aradığım o ışık tam olarak bu: Gerçeklik, vizyon ve o potansiyelin hissedilmesi. Eğer o ilk anda o duygu bana geçerse zaten süreç çok doğal ve güçlü ilerliyor; ama o ışık yanmıyorsa, en başta çok doğru gibi görünen bir iş bile ilerlemiyor, çünkü biz sadece bir iletişim hizmeti vermiyoruz, markanın hikâyesine gerçekten dâhil oluyoruz. O yüzden o ilk his, benim için her şeyin başlangıç noktası.
PR’ın altın anahtarı sizce nedir?
PR’ın altın anahtarı bence doğru algıyı, doğru zamanda ve doğru şekilde yönetebilmek, çünkü bugün iletişim çok hızlı, ama aynı hızda unutuluyor da. O yüzden mesele sadece görünür olmak değil, doğru hatırlanmak. Biz her zaman şuna bakıyoruz: Bu marka ne söylüyor ve insanlar onu gerçekten nasıl algılıyor? Eğer bu ikisi arasında bir fark varsa, PR tam olarak orada devreye giriyor. Bir de işin sezgisel tarafı var. Trendleri takip etmek önemli ama bazen o trendlerin önüne geçebilmek, farklı bir şey söyleyebilmek gerekiyor. Yeni nesil iletişimde biraz cesur olmak, kalıpların dışına çıkabilmek de çok değerli. O yüzden benim için PR’ın altın anahtarı; güçlü bir strateji, doğru zamanlama ve biraz da cesaret.
Kriz yönetimi, PR’ın en kritik virajlarından biri. Beklenmedik durumlarda sakin kalmanızı ve doğru stratejiyi kurmanızı sağlayan kişisel mottonuz var mı?
Kriz anlarında benim için en önemli şey, durumu hızlı ama doğru okuyabilmek, çünkü mesele sadece hızlı hareket etmek değil, doğru refleksi gösterebilmek. Kendime hep şunu hatırlatıyorum: “Önce anla, sonra hareket et.” O ilk anda tabloyu netleştirmek, doğru tonu belirlemek ve ona göre ilerlemek sürecin sağlıklı yönetilmesini sağlıyor. Bence krizlerde asıl farkı yaratan şey; panik ya da acele değil, kontrollü ve stratejik ilerleyebilmek. Doğru zamanda, doğru adımı attığınızda krizler sadece çözülmez, aynı zamanda bir güç alanına da dönüşebilir.
Yapay zekâ ve yeni nesil medyanın iletişim dünyasını domine ettiği bir dönemdeyiz. Geleneksel PR yöntemleri bu yeni düzene nasıl ayak uyduruyor sizce?
Bence burada asıl mesele uyum sağlamak değil, doğru dengeyi kurabilmek, çünkü iletişim dünyası evriliyor ama bazı temel dinamikler hâlâ aynı: Güven, ilişki ve doğru hikâye. Yapay zekâ ve yeni nesil medya, hızı ve erişimi inanılmaz arttırdı. Bu çok büyük bir avantaj; ama aynı zamanda içerik fazlalığı ve yüzeysellik gibi yeni zorlukları da beraberinde getirdi. Tam bu noktada geleneksel PR’ın gücü devreye giriyor; yani doğru ilişkiler kurmak, güvenilir bir algı yaratmak ve o iletişimi daha derinlikli bir zemine oturtmak. Biz zaten ajans olarak bu iki dünyayı birlikte kurguluyoruz. Geleneksel PR reflekslerini korurken, dijitalin hızını, influencer iletişimini ve sosyal medyanın gücünü işin merkezine alıyoruz. Bugün tek başına hiçbir kanal yeterli değil; önemli olan, hepsini entegre ve stratejik kullanabilmek. O yüzden ben geleneksel PR’ın geri planda kaldığını değil, aksine doğru evrildiğinde çok daha güçlü hâle geldiğini düşünüyorum.
Yaratıcılığınızı beslemek için kaçtığınız, size en çok ilham veren şehir veya bölge neresi?
İlham aldığım şehirler biraz ruh hâlimle de ilgili ama Paris’in yeri her zaman ayrı. Onun dışında Madrid ve Londra da beni çok besleyen şehirler. Üçünün de enerjisi çok farklı ama ortak noktaları şu: Hepsi kendi karakterini çok net yaşıyor. Paris’in o zamansız şıklığı, Madrid’in enerjisi, Londra’nın sürekli değişen yapısı… Bu şehirlerde sadece ilham almıyorum, aynı zamanda işime dair yeni bakış açıları ve hedefler de buluyorum. Bir yandan da ofisimizin Bebek’te olması benim için büyük bir şans. Mahalle hissi, sahil, o yoğun ama keyifli insan trafiği… Gün içinde bile sürekli bir şey gözlemleyip beslenebiliyorsunuz. Sanırım benim için ilham biraz şu: Doğru şehir, doğru enerji ve o anın içinde kalabilmek.
M Studio PR’ın önümüzdeki dönem projelerinde bizi ne gibi yenilikler bekliyor? Yakın gelecekte odaklanacağınız özel bir alan var mı?
Önümüzdeki dönemde M Studio PR olarak odağımızı daha rafine bir noktaya taşıyoruz. Zaten her zaman 360 derece bir iletişim yaklaşımıyla ilerledik ama bundan sonra daha seçici, daha kürate edilmiş ve daha etkisi yüksek projelere odaklanıyoruz. Özellikle deneyim odaklı işler bizim için çok ön planda olacak. Sadece görünürlük yaratan değil, gerçekten konuşulan ve hafızada kalan projeler üretmek istiyoruz. Bu noktada etkinlik tarafını daha özel, daha butik ve daha güçlü hikâyelerle kurguluyoruz.
Aynı şekilde influencer ve celebrity iletişiminde de daha stratejik ve seçici bir yaklaşımdayız. Her işte olmak yerine, doğru marka ve doğru isim eşleşmeleriyle daha güçlü bir etki yaratmayı önceliklendiriyoruz.
Dijital ve yeni nesil medya zaten işimizin bir parçası ama burada da daha akıllı, daha hedef odaklı ve daha ölçülebilir çözümlerle ilerliyoruz. Kısacası M Studio PR için yeni dönem; daha az ama çok daha güçlü işler, daha rafine bir dil ve daha yüksek etki demek.
Bu arada yeni bir heyecanımızı da ilk kez burada paylaşmak isterim. Londra çıkışlı, yeme-içme sektörüne hitap eden premium bir gıda seçkisini Türkiye ile buluşturuyoruz. Portföyümüzde vegan, organik ve burada çok sık karşılaşmadığımız ürünler var. Amacımız sadece yeni ürünler sunmak değil, aynı zamanda farklı bir tüketim deneyimi yaratmak. Oldukça özenle kurguladığımız bir yapı, bu yüzden meraklılarının ilgisini çekeceğine inanıyorum. Bizim için de yeni ve keyifli bir alan açıyor.