İnci Türkay Bir Neslin Çocukluk Kahramanı
“Sihirli Annem” ile yıllar sonra aynı kadroyla yeniden ama bu kez beyaz perdede seyirciyle buluşan İnci Türkay, “Liste” oyunu ile de sahnelere döndü. Londra’dan sonra Ankara ve İstanbul’da oyunu sahneleyerek ayakta alkışlanan Türkay, hem yeni film projesini hem de 23 Nisan’a özel mesajını ve çocuklarla kurduğu bağı MAG Okurları için anlattı.
Geçtiğimiz yıl vizyona giren “Sihirli Annem: Hepimiz Biriz” filmiyle yirmi iki yıl sonra orijinal kadroyla beyaz perdedeydiniz. Gişede kırılan rekorlar bir yana, sinema salonlarında kendi çocuklarıyla filmi izlemeye gelen o eski çocukları görmek size neler hissettirdi?
“Sihirli Annem: Hepimiz Biriz” filmi benim için gerçekten çok duygusal bir deneyimdi. Yirmi iki yıl sonra o güzel ekiple yeniden bir araya gelmek zaten başlı başına çok kıymetliydi; ama asıl sihir sinema salonlarında yaşandı. Filmi izlemeye gelenlerin arasında çocukluğunu “Sihirli Annem” ile geçirmiş, şimdi kendi çocuklarının elinden tutup onları sinemaya getiren genç anne babaları görmek tarifsiz bir duyguydu. O an zamanın nasıl geçtiğini ve bir işin insanların hayatında nasıl iz bırakabildiğini derinden hissettim. Bu sadece bir film değildi; bir neslin anılarıyla ve duygularıyla yeniden buluştuğu çok özel bir andı. O sevgiyi sinema salonlarında hep birlikte hissetmek gerçekten unutulmazdı.
“Sihirli Annem”in ikinci filmi geliyor. Bu filmde Betüş’ü bir öğretmen olarak göreceğiz. Filmin konusu bu kez ne olacak? İzleyiciyi neler bekliyor?
Evet, çok yakında “Sihirli Annem: Periler Okulu” filmi geliyor. Bu filmde Betüş’ü biraz daha farklı bir yerde göreceğiz. Bu kez hikâyede artık bir öğretmenim. Yine çok sıcak bir hikâye bizi bekliyor. Aslında bu rol bana çok tanıdık geliyor, çünkü gerçek hayatta da çocuklarla çalışıyorum. Filmde yine aile, dostluk ve birlikte olmanın gücü üzerine çok sıcak bir hikâye anlatıyoruz. Betüş’ün hem annelik hem de öğretmenlik tarafını izleyeceksiniz. Tabii ki sihir yine var ama bu kez sihrin asıl kaynağının sevgi, dayanışma ve birlikte hareket etmek olduğunu daha da güçlü hissedeceğiz. İzleyiciyi hem nostaljik hem de çok eğlenceli bir hikâye bekliyor.
Londra’da kurduğunuz drama kulübüyle (İnci’s Drama Club) Türk çocuklarının kültürel bağlarını taze tutuyorsunuz. Peki, gurbetteki bir çocuk için 23 Nisan kutlamasının provasını yaptırmak, sahnede o heyecanı onlarla paylaşmak sizin için nasıl bir “sihir”?
Londra’da kurduğum İnci’s Drama Club benim için çok önemli. Orada doğan, büyüyen çocukların hem kendilerini ifade edebilecekleri hem de kültürel bağlarını koruyabilecekleri çalışmalar yapıyoruz. 23 Nisan için yaptığımız çalışmalar ise gerçekten çok özel. O çocukların sahneye çıkmadan önceki heyecanı, Türkçe şarkılar söylemeleri, Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu bayramın anlamını öğrenmeleri… Bunların hepsi benim için çok büyük bir mutluluk.
Knightsbridge’de konsolosluğumuzun sokağını kapatıp “İzmir’in dağlarında çiçekler açar!” diye bağırdık, bayrağımızı salladık. Hyde Park’ta İstiklal Marşı’mızı söyleyip Ata’mıza saygı duruşunda bulunduk. Daha ne olsun? Şimdi Türkiye’de, İstanbul’da dört şubemiz var ve çift dille eğitim veriyoruz. Şahane bir eğitmen kadromuz var; hem İngiliz hem Türk eğitmenlerimiz var.
Sizin için 23 Nisan sadece bir bayram değil, adeta kişisel bir milat gibi. Çocukken günlüğünüze yazdığınız bir 23 Nisan hayali vardı. Bugün o küçük kızın hayallerinin çok ötesinde bir “çocuk kahramanı”sınız. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
23 Nisan benim için gerçekten çok özel bir gün. Çocukken günlüğüme yazdığım hayaller vardı: Sahneye çıkmak, oyuncu olmak ve çocukların hayatına dokunabilmek. O gün için hayallerim belki çok büyüktü ama bugün geriye dönüp baktığımda hayatın bana çok güzel sürprizler hazırladığını görüyorum.
Eğer bugün bir çocuğun hayatına küçücük de olsa bir ilham olabiliyorsam, bu benim için en büyük mutluluk. Ki galiba oluyor… Bana gelen mesajlar, mektuplar hep bunu söylüyor. Ben İzmirliyim, İzmir’de Reyhan Pastanesi’nde pasta ve limonatamdan sonra hesabı istediğimde masama “Hesabınız milyonlarca çocuğun sevgisiyle ödenmiştir.” yazılı bir kart ve çiçek geldi. Mutluluğumu düşünün.
Kanadalı yazar Jennifer Tremblay’in “Liste” oyunuyla hem Londra’da hem de Türkiye’de sahnelerdesiniz. Betüş gibi mükemmel ve her şeyi çözen bir figürden sonra, hayatını listelerle kontrol etmeye çalışan ama küçük bir ihmalle sarsılan bir anneyi oynamak size nasıl hissettiriyor?
“Liste” oyunu benim oyunculuk yolculuğumda çok farklı bir yerde duruyor. Betüş karakteri güçlü, her şeye çözüm bulan, sihirli bir figür. “Liste”de ise çok daha gerçek, hata yapan, kırılgan ve çok insani bir karakter var. Hayatını düzen içinde tutmaya çalışan, listelerle kontrol etmeye çalışan bir anne. Küçücük bir ihmalin hayatında büyük bir kırılma yaratmasıyla vicdanıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu karakteri oynamak hem oyuncu olarak çok zorlayıcı hem de çok şahane bir deneyim.
Oyundan da biraz bahseder misiniz?
“Liste” aslında çok sade ama çok güçlü bir hikâye anlatıyor. Zaten tamamen gerçek bir hikâye. Sahne üzerinde tek bir kadın var ve hayatını kontrol altında tutmak için yaptığı listeler üzerinden ilerleyen bir yaşam görüyoruz. Bir gün yaşanan küçük bir olay her şeyi altüst ediyor ve karakter kendi vicdanıyla yüzleşmeye başlıyor. Oyun; annelik, sorumluluk, suçluluk ve insanın kendine karşı dürüst olabilmesi üzerine çok derin sorular soruyor. Dışarıdan kusursuz görünen hayatlarımızın içinde aslında neler yaşandığını da gözler önüne seriyor.
“Liste”yi hem Türkçe hem İngilizce sahneliyorsunuz. Sahne üzerinde tek başınasınız ve vicdanla yüzleşiyorsunuz. Bu oyunun finalinde seyircinin kendi hayat listesine bakışı nasıl değişiyor sizce? Aldığınız yorumlar nasıl?
“Liste”yi hem Türkçe hem İngilizce sahnelemek benim için çok büyük bir hedef. Sahne üzerinde tek başına olmak zaten büyük bir sorumluluk ama aynı zamanda kendimi çok özgür de hissediyorum. Oyunun sonunda seyirciler genellikle çok derin bir sessizlik içinde kalıyor. Sonrasında aldığım yorumlarda birçok kişinin “Ben de hayatımı listelerle yönetiyorum ama aslında en önemli şeyleri bazen gözden kaçırıyoruz.” dediğini duyuyorum. Bu oyunun seyirciye kendi hayatına, önceliklerine ve vicdanına bakma fırsatı verdiğini düşünüyorum. Kesin olarak herkes kendinden bir şeyler buluyor.
Son olarak; hem “Sihirli Annem” ile büyüyen eski çocuklara, hem de bugün sizin drama derslerinizde gözlerinin içi parlayan yeni çocuklara bir 23 Nisan mesajı verir misiniz?
Onlara şunu söylemek isterim: Hayal kurmaktan asla vazgeçmeyin. Hayaller bazen çok uzak görünür ama inanın, kalbinizde gerçekten yer ediyorsa bir gün mutlaka yolunu bulur ve gerçek olur. 23 Nisan, çocukların dünyayı değiştirebileceğine inanan çok özel bir bayram. Tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.