© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

G Design Studio – Kurumsal Kimliği Mimari Kavramlara Dönüştürmek

G Design Studio – Kurumsal Kimliği Mimari Kavramlara Dönüştürmek

G Design Studio’nun kurucusu Yüksek İç Mimar Gökçe Altunkaya Şahin, ofis tasarımlarında kurumsal kimliği mekânsal bir anlatıya dönüştürmenin ipuçlarını MAG Okurlarıyla paylaşıyor.

 

İmza attığınız ofis projelerinde, bir şirketin kurumsal kimliğini ve marka değerini fiziksel bir mekâna işlerken çıkış noktanız genellikle ne oluyor? Tasarım süreci nasıl başlıyor?

G Design Studio olarak, tasarımın en güçlü yönlerinden birinin soyut değerleri somutlaştırabilme yeteneğimiz olduğunu biliyoruz. Bu nedenle her projede kurumsal kimliği mimari kavramlara dönüştürerek markanın hikâyesini mekânın doğal bir parçası hâline getiriyor, şirketin hikâyesini fiziksel çevrede görünür kılan özgün tasarım senaryoları geliştiriyoruz.

Bir ofis tasarımına başlarken ilk odağımız markanın hikâyesini anlamak oluyor. Her kurumun kendine özgü bir kültürü, felsefesi ve temsil ettiği değerler bütünü var. Biz tasarım sürecini, bu değerlerin mekânsal bir anlatıya dönüştüğü yaratıcı bir yolculuk olarak görüyoruz. Tasarımın ilk aşamasında markanın geçmişini, vizyonunu, çalışma dinamiklerini ve kullanıcı profillerini analiz ediyoruz. Mekânın organizasyonu, dolaşım kurgusu, malzeme dili ve atmosferi bu veriler doğrultusunda şekilleniyor. Her projede markanın felsefesini mekâna taşıyan, kullanıcıyla duygusal bağ kurabilen ve zaman içerisinde değerini koruyan tasarımlar üretiyoruz.

Ofis tasarımlarında renk paleti seçimi, çalışanların motivasyonundan ziyarete gelen müşterilerin marka algısına kadar büyük bir rol oynuyor. Bir markanın ruhunu yansıtacak renkleri ve dokuları seçerken nasıl bir denge gözetiyorsunuz?

Bir markanın mekânsal kimliği oluşturulurken renkler önemli bir rol oynasa da, güçlü bir atmosfer yaratan asıl unsur; malzeme paleti, yüzey karakteri, ışık kurgusu ve dokuların birbiriyle kurduğu ilişki oluyor. Bu nedenle tasarım sürecinde renkleri tek başına değerlendirmek yerine, mekânın tüm duyusal katmanlarıyla birlikte ele alıyoruz.

 

Her markanın kendine özgü bir hikâyesi, enerjisi ve temsil ettiği değerler bulunuyor. Kullandığımız renkler, doğal taşlar, ahşap yüzeyler, metal detaylar veya dokulu malzemeler bu hikâyenin mekândaki yansımalarına dönüşüyor. Çünkü kullanıcıların bir mekânla kurduğu ilk bağ, ışığın mekânda bıraktığı etki, malzemelerin dokunsal hissi ve atmosferin yarattığı duygu üzerinden şekilleniyor.

 

G Design olarak tasarımlarımızda; renk, malzeme ve ışığın yanı sıra koku, tat ve duyumsamaları aynı tasarım dili içerisinde buluşturarak markanın karakterini hissettiren, kullanıcıda kalıcı bir iz bırakan bütüncül mekânsal deneyimler yaratıyoruz.

 

Geleneksel ofis algısı artık tamamen değişti. Günümüzde bir ofisi sadece çalışılan bir yer olmaktan çıkarıp, markanın kültürünü yaşatan ve aidiyet duygusu sağlayan, yaşayan bir mekâna dönüştürürken nelere dikkat ediyorsunuz?

Çalışma hayatındaki dönüşümle birlikte ofislerin rolü de yeniden tanımlandı. Günümüzde insanlar ofislerde görevlerini yerine getirmekle birlikte; iletişim kurmak, üretmek, sosyalleşmek ve kurum kültürünün bir parçası olmak için ofislerde bulunuyor. Bu nedenle tasarım süreçlerinde çalışanların mekânla kurduğu ilişkiyi ve aidiyet duygusunu güçlendirecek çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz. Aidiyet hissi, kullanıcıların kendilerini mekânın bir parçası olarak görebildiği ortamlarda oluşuyor. Bu doğrultuda doğal ışıkla kurulan ilişki, sosyal etkileşim alanlarının kurgulanışı, farklı çalışma senaryolarına cevap verebilen esnek mekânlar, dinlenme ve karşılaşma alanları gibi unsurlar tasarımın önemli bileşenleri hâline geliyor. Mekânın sunduğu deneyim ne kadar zenginleşirse, çalışanların kuruma olan bağı da o ölçüde güçleniyor.

 

G Design olarak çalışma mekânlarını, insanların kendilerini değerli hissettikleri, birlikte üretmekten keyif aldıkları ve kurum kültürünü günlük yaşamlarının doğal bir parçası olarak deneyimleyebildikleri yaşayan mekânlar olarak ele alıyoruz. Bu yaklaşım, çalışanların mekânla kurduğu bağı güçlendirirken kurumsal aidiyetin de doğal olarak gelişmesine katkı sağlıyor.

 

Gelecek dönemde ofis tasarımlarında marka değeri kavramını destekleyecek ne gibi yenilikler, malzemeler veya trendler görülebilir?

Önümüzdeki dönemde ofis tasarımlarında marka değerini güçlendiren en önemli kavramın beş duyu ile algılanabilecek “deneyim tasarımı” olacağını düşünüyorum. Gelecekte markaların hikâyelerini mekânsal kavramlara dönüştüren kurumsal değerlerin; mimari dil, malzeme kullanımı, kullanıcı deneyimi ve kişiselleştirilebilir alan üzerinden okunabildiği mekânlar, markaların farklılaşmasında önemli bir rol üstlenecek.

 

Biyofilik tasarım anlayışının da daha bütüncül bir şekilde ele alınacağını düşünüyorum. Doğal ışık, canlı bitki sistemleri, doğal malzemeler ve doğayla kurulan görsel ilişki, kullanıcıların fiziksel ve zihinsel konforunu destekleyen önemli tasarım araçları olmaya devam edecek.

Teknoloji tarafında ise akıllı bina sistemleri ve yapay zekâ destekli çözümler daha görünür hâle gelecek. Kullanıcı ihtiyaçlarına göre adapte olabilen aydınlatma senaryoları, iklimlendirme sistemleri ve veri odaklı mekân yönetimi, çalışma deneyimini daha konforlu ve verimli bir seviyeye taşıyacak.

 

Tüm bu gelişmelerin ortak noktası ise farklılaşma olacak. Geleceğin güçlü markaları, birbirine benzeyen ofisler yerine kendi kültürünü, hikâyesini ve değerlerini özgün bir mekânsal deneyime dönüştürebilen markalar olacak.

 

G Design Studio olarak, her markanın kendi kimliğine özel tasarımlar yaparken, projeye mutlaka attığınız, “Bu bir G Design Studio tasarımıdır.” dedirten, size has imza bir dokunuş veya felsefe var mı?

Aslında her projede amacım kendimden çok, markayı görünür kılmak. Ancak yıllar içerisinde fark ettim ki tasarladığım mekânlarda mutlaka bana ait bir iz kalıyor. Mekâna karakter kazandıran güçlü bir vurgu, beklenmedik bir mekânsal kurgu ya da kullanıcıda merak duygusu uyandıran bir tasarım detayı, projelerimin ortak noktaları hâline geldi. Ben tasarımın cesaret gerektirdiğine inanıyorum. Bu nedenle projelerimde alışılmış kullanımların ötesine geçmeyi, mekâna özgü güçlü bir odak noktası yaratmayı ve kullanıcı hafızasında yer edecek deneyimler kurgulamayı mimari bir refleks olarak uyguluyorum. Bir

G Design projesinde bazen heykelsi bir form, bazen markanın hikâyesinden ilham alan mimari bir eleman, bazen de kullanıcı deneyimi için tasarlanmış özgün bir mobilya bu yaklaşımın bir parçası oluyor.

 

Bununla birlikte her projede o mekâna özel bir ürün mutlaka tasarlıyoruz. Çünkü bazı fikirler hayal gücü ve cesaret ile birleşince farklı tasarımlar ortaya çıkıyor. Sanırım

“Gökçe’nin izi” dedikleri şey de tam olarak burada hissediliyor.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.