Samimi, Heyecanlı, Kararlı Aleyna Solaker
Çocuk yaşlarda başlayan oyunculuk yolculuğunu farklı karakterlerle zenginleştiren Aleyna Solaker bugün, NGM imzalı, Kanal D’nin “Güller ve Günahlar” dizisinde canlandırdığı Azra karakteriyle izleyici karşısına çıkıyor. Mesleki deneyiminden aile bağlarına, kadınların mücadelesinden aşka ve evlilik hazırlıklarına kadar merak edilen pek çok konuya değinen güzel oyuncu, hayallerini ve geleceğe dair beklentilerini de MAG Okurları için anlatıyor…
Oyunculuk serüveniniz çocuk yaşlarda başladı. Bu yolculuğun ilk adımı nasıl atıldı? Oyunculuk fikri sizden mi geldi, yoksa ailenizin yönlendirmesiyle mi tanıştınız bu dünyayla?
Babam gazeteciydi ve medya dünyasının içindeydi. Beni küçük yaşlarda tiyatroya ve setlere götürdüğü için bu dünyayı yakından görme fırsatım oldu. Oralara gittiğimde çok hevesleniyor, ben de oyuncu olmak istiyordum. Yani oyunculuk fikri içimden gelen, çocukluğumdan beri kurduğum bir hayaldi. Ailemin desteği elbette çok kıymetliydi; ama bu mesleği istemem ve hayalini kurmam bana aitti. Hatta çocukken çevremdekilere oyuncu olacağımı söylermişim. Sonradan okul yıllıklarıma baktığımda arkadaşlarımın da “Umarım oyuncu olursun, bunu çok istiyorsun.” diye yazdığını görmek beni çok mutlu etmişti. Ailem de bu isteğimi destekledi ve eğitim almamı önemsedi.
Nasıl bir ailede büyüdünüz? Çocukluğunuzdan bugüne taşıdığınız, sizi siz yapan aile değerleriniz neler?
Çok sevgi dolu, birbirine bağlı bir ailede büyüdüm. Babam bana çok düşkündür; ben bebekken bu yüzden annemle aralarında tatlı tartışmalar bile yaşanmış. Annemle arkadaş gibiyiz. Her şeyimi konuşabildiğim, kendimi en huzurlu ve güvende hissettiğim alan o. Abimle de aramız çok iyi. Ailecek vakit geçirmeyi gerçekten seviyor ve önemsiyorum; birlikte pek çok şeyi yapabiliyor olmamız bana çok iyi geliyor. Ailem benim için her şey demek. Aramızdaki yakınlık, birbirimize destek olmamız ve birlikte vakit geçirmekten keyif almamız çocukluğumdan bugüne taşıdığım en önemli değerlerden. Oyunculuk isteğim konusunda da ailemin desteğini hissettim; annem eğitim almamı şart koşmuştu, ben de tiyatro eğitimi aldım.
Küçük yaşta kamera karşısına geçmek, çocukluğunuzu ve yaşıtlarınızla kurduğunuz ilişkileri nasıl etkiledi?
Kamera karşısına ilk geçtiğim zamanlarda çok küçüktüm; yaşadıklarım bana daha çok oyun gibi geliyordu. Yaptığım işin ne anlama geldiğini bugünkü gibi kavrayamıyordum. Çok fazla sahnem olmazdı, çekimler de kısa sürerdi; sonra normal hayatıma ve çocukluğuma dönerdim. Arkadaşlıklarım açısından da beni olumlu ya da olumsuz etkileyen belirgin bir durum yaşamadım. Set deneyimi çocukluğumun içinde küçük bir parçaydı; o dönemde yaşıtlarımla ilişkilerimi değiştiren bir şey olmadı.
Bir karakteri kabul ederken sizi en çok heyecanlandıran, sizi o rolün içine çekmesini sağlayan unsurları nasıl tarif edersiniz?
Benim için karar verirken en belirleyici şey senaryo. Bir karakteri çok sevsem bile hikâyenin nasıl ilerleyeceğini, karakterin bu hikâyedeki yerini ve anlatının nereye varacağını göremiyorsam aynı heyecanı duymayabilirim. Beni rolün içine çeken şey, karakterin hikâyeyle birlikte nasıl gelişeceğini merak etmek. Senaryonun bütününe bakıyorum; yalnızca karakterin ilk hâline değil, yolculuğuna da odaklanıyorum. “Güller ve Günahlar”da Azra’nın daha önce canlandırdığım karakterlerden farklı olması ve dışarıdan görünen hâliyle içinde yaşadıkları arasındaki karşıtlık da ilgimi çekmişti.
Bir karaktere hazırlanırken onun iç dünyasını keşfetmek için nasıl bir yol izliyorsunuz? Karakterin duygularını, geçmişini ve hayata bakışını anlamak adına kendinize ait yöntemleriniz var mı?
Bir projeye başlarken oyuncu koçuyla çalışmaya özen gösteriyorum. Karakterin geçmişini, neden böyle davrandığını ve yaşadıklarının bugünkü hâlini nasıl etkilediğini ayrıntılı biçimde konuşuyoruz. Bir davranışın arkasındaki nedeni anlamak, karakteri daha doğru kurabilmem için önemli. Ben de onu daha iyi tanımaya, duygularını ve hayata bakışını anlamaya çalışıyorum. Sonra yönetmenimizle sette aynı dili bulduğumuzda karaktere teslim olabiliyorum. Amacım, karakteri yalnızca dışarıdan göstermek değil; seçimlerinin ve duygularının içinden gelmesini sağlamak.
Şimdiye kadar canlandırdığınız karakterler arasında sizi kendinizle yüzleştiren ya da hayata bakışınızı değiştiren biri oldu mu? Kendinizden çok farklı bir karakteri oynamak size neler kattı?
Beni doğrudan kendimle yüzleştiren bir karakter olmadı ama bazı karakterler, dışarıdan görünenle gerçekte yaşananların aynı olmayabileceğini düşünmeme neden oldu. Bir insanın ya da ilişkinin yalnızca dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak karar vermemek gerektiğini hatırlıyorum. Azra’nın hayatında bunun çok çarpıcı bir örneği var: Cihan dışarıdan Azra’ya âşık ve iyi bir eş gibi görünürken, onun yaşadığı psikolojik şiddet hikâyenin içinde giderek ortaya çıkıyor. Bu nedenle Azra’nın yaşadıklarını yalnızca dışarıdan görünenlere bakarak değerlendiremeyiz.
Peki, Azra’nın hikâyesinde sizi en çok etkileyen ne oldu?
Azra’nın bunca şey yaşamasına rağmen iyi kalmaya çalışması beni çok etkiledi. İyi olabilmek için elinden geleni yapması hem içimi acıttı hem de bu karakteri canlandırmayı çok istememe neden oldu. Hikâyesini merak ettim ve ilerleyen süreçte güçlenmesini çok istiyorum. Azra’nın sade bir hayatı var; küçük şeylerle mutlu olabilen, iyi niyetli biri. Şu anda bebeği için gözünü karartmış durumda ve onun için yapamayacağı hiçbir şey yok gibi hissediyor. Azra’yı oynarken onun bu iyi niyetini ve yaşadıkları karşısındaki mücadelesini birlikte taşımaya çalışıyorum. Bakalım hikâyesi ileride onu nereye götürecek.
Güçlü kadın karakterler canlandırmak size kadınların hayattaki mücadelesi hakkında neler düşündürüyor?
Keşke herkesin daha fazla imkânı olsa; kadınlar daha çok güçlense ve bilinçlense. Bunu gerçekten çok isterim. Güçlü kadın karakterleri oynarken, böyle kadınların hayatta var olduğunu ve ellerinden geleni yaptıklarını görmek beni mutlu ediyor. Azra’yı oynadıktan sonra, benzer şeyler yaşadığını söyleyen kadınlardan mesajlar aldım. Bu hikâyelerin izleyicilerde karşılık bulduğunu ve bazı insanların yaşadıkları üzerine düşünmesine yardımcı olduğunu görmek de benim için anlamlı.
Kariyeriniz boyunca sizi zorlayan ama bugün geriye dönüp baktığınızda “İyi ki yaşamışım” dediğiniz bir dönem oldu mu? O süreçten kendinize dair neler öğrendiniz?
Elbette zorlandığım dönemler oldu. “İyi ki yaşamışım” diyor muyum, bilmiyorum; belki yaşamasam da olurmuş dediğim şeyler de vardır. Ama hayatın içinde her şey yaşanabiliyor. Ben de yaşadıklarımdan ders çıkarmaya, onları bir tecrübe olarak görmeye ve önüme bakmaya çalışıyorum. Zor dönemlerde kendimle ilgili öğrendiklerimden biri, her şeyin hemen çözülmesini beklememek ve yaşadıklarımı zaman içinde anlamlandırabilmek oldu. Sonrasında yoluma devam etmeye çalışıyorum.
Kariyerinizde önemli çıkışlar yakaladınız ve bugün geriye dönüp baktığınızda pek çok deneyim biriktirdiniz. Kariyerinin başındaki Aleyna’yla bugün karşılaşsaydınız, ona hangi tavsiyeyi vermek isterdiniz?
Çocukluğundan beri hayalini kurduğun anları yaşayacaksın; istediğin çıkışları ve güzel deneyimleri zaman içinde göreceksin, derdim. Biraz sabırlı olmasını, bazı şeyleri zamana bırakıp önüne bakabileceğini söylerdim. Her şeyin hemen olmasını beklemeden çalışmaya ve hayal kurmaya devam etsin isterdim. Bizim için daha da iyisi ve güzeli olsun. Şükürler olsun.
Büyüdükçe kendinizde en çok hangi değişimi fark ediyorsunuz?
En çok tahammülümün değiştiğini fark ediyorum galiba. Bir de eskiden herkesin her meselesine kendi derdim gibi koşar, çoğu zaman kendimden verirdim. Şimdi önce kendimi düşünmeyi ve bunu gerçekten uygulamayı öğrenmeye çalışıyorum. Başkalarına değer vermek benim için hâlâ önemli; ama bunu yaparken kendi ihtiyaçlarımı da görmem gerektiğini zamanla anladım.
Yer aldığınız projeler arasında setinde kendinizi en mutlu hissettiğiniz, bugün hatırladığınızda yüzünüzde tebessüm bırakan yapım hangisi? O projeyi sizin için özel kılan nedir?
“Kırgın Çiçekler”den pek çok an olabilir. Hepimiz çok küçüktük ve birlikte geçirdiğimiz zamanlar çok güzeldi. Altı kız olarak güzel anılar biriktirdik; üzüldüğümüzde birbirimize destek oluyor, mutlu olduğumuzda da sevinçlerimizi birlikte yaşıyorduk. Aramızda çok güzel bir dayanışma vardı. Uzun süre beraber çalışınca sette bir aile gibi olmuştuk; birlikte sohbet ediyor, boş zamanlarımızı beraber geçiriyorduk. Bugün o günleri düşündüğümde yüzümde tebessüm oluşmasının nedeni de bu yakınlık ve birlikte yaşadığımız güzel anılar.
“Güller ve Günahlar”da Azra’nın ilişkileri ve duygusal dünyası hikâyenin önemli parçalarından biri. Sizce bir insanın ilişkide kendini gerçekten güvende ve huzurlu hissetmesini sağlayan şeyler neler?
Azra ilk kez birine güvenip seviyor; bu yüzden bu duygu onun hayatında yeni ve belki de en masum olduğu yer. Benim içinse bir ilişkide güvenin nasıl oluştuğunu tek bir cümleyle tarif etmek kolay değil. İnsanlara kolay güvenen biri olduğumu söyleyemem. Galiba bu işler zamanla oluyor: Birini tanıdıkça, size nasıl davrandığını gördükçe ve hayatınızda size uyup uymadığını anladıkça ilişkinin içindeki güven de şekilleniyor. Acele etmeden zamana bırakmak ve ne hissettiğini anlamaya çalışmak önemli.
“Kasımda aşk başkadır” derler. Sizce sonbaharda aşkı daha özel kılan, duyguları farklı yaşatan şey nedir?
Benim ilişkim yaz sonunda başlamıştı, o yüzden sonbaharın aşkı nasıl farklı hissettirdiğini bilmiyorum. Belki kışın daha az sosyalleşme imkânı olduğu için insanlar birlikte daha çok vakit geçiriyor ve duygularını daha farklı yaşıyor olabilir. Ama bana kalırsa aşkın güzel olması tek bir mevsime bağlı değil; her ayda, her mevsimde aşk güzeldir.
Yakın zamanda evlilik teklifi aldınız. Bu anı biraz anlatır mısınız? Teklif sizin için nasıl bir sürpriz oldu; Fethiye’nin sizin için özel bir anlamı var mıydı?
Yalan söylemeyeyim, sekiz senedir birlikte olduğumuz için evlilik teklifi bekliyordum. Ama Fethiye’de olacağını hiç beklemiyordum. O dönem set tempom çok yoğundu. Bir arkadaşımızın otel açılışına gidecektik; benim gidip gidemeyeceğim bile programım yüzünden son ana kadar belli değildi. Son gün gidebileceğim kesinleşince Berk de “Ne olur ne olmaz” diye yüzüğü yanına almış. Teklifi yaza bırakmak istememiş ve orada plan yapmış. Tam beklemeye başlamışken hiç beklemediğim bir anda olması, o anı benim için daha da güzel yaptı.
Evlilik fikri hayatınızda yeni bir heyecanlı sayfa açmış olmalı. Hayalinizdeki düğün ve gelinlik nasıl? Evlilik denildiğinde gözünüzde canlanan, mutlaka yaşamak istediğiniz bir hayal var mı?
İnanır mısınız, şu an için net bir hayalim yok. Berk’le henüz hiçbir şeye bakmadık; ikimizin de iş hayatı bu sıralar yoğun. “Bu aralar bakarız” demiştik ama nasıl ilerleyeceğimizi göreceğiz. Aklımda kesinlikle giymek istediğim tek bir gelinlik modeli de yok. Yavaş yavaş bakmaya başladım. Arkadaşlarım her modeli denememi söylüyor; bazen aklındaki modelin bile denedikçe değişebileceğini anlatıyorlar. O yüzden deneyeceğim ve içime sineni bulmaya çalışacağım. Düğünle ilgili en büyük isteğim, herkesin çok eğlenmesi ve keyif alması.
Sizce aşk, insanın kendini tanıma ve hayata bakış biçimini nasıl etkiler?
Bence aşk, insanın hem kendisini hem de karşısındaki kişiyi daha iyi tanımasına yardımcı olabilir. Birlikteyken neler hissettiğinizi, nelere ihtiyaç duyduğunuzu ve neyin size iyi geldiğini zaman içinde görüyorsunuz. Benim için aşkın içinde güven ve iyi arkadaşlık da çok önemli; hayatınızdaki kişiyle arkadaş olabilmek, birbirinizin yanında rahat hissedebilmek ilişkiye başka bir anlam katıyor. Aşkın zamanla başka bir duyguya dönüşebileceğine, heyecanın ardından sevgi ve bağlılığın devam edebileceğine inanıyorum. Bu da hayata ve ilişkilere bakışımı daha çok tanımaya, anlamaya ve zamana bırakmaya yöneltiyor.
Hayatınızdaki önemli kararları alırken duygularınızla nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Zaman içinde karar verme biçiminizde bir değişim yaşadınız mı?
Eskiden kararlarımı daha çok duygularımla verirdim. Büyüdükçe mantığımla ilerlemeye daha fazla çalışıyorum ve bunu yavaş yavaş uygulayabildiğimi düşünüyorum. Duygularımı yok saymak değil amacım; karar verirken onları dinleyip aynı zamanda sonuçlarını da düşünmeye çalışıyorum. Zamanla, önemli kararlar için kendime biraz daha düşünme payı bırakmanın iyi geldiğini fark ettim.
Yoğun bir çalışma temposunun ardından kendinize dönmek ve zihninizi dinlendirmek için neler yaparsınız? Kendinize iyi gelmesi için vazgeçemediğiniz alışkanlıklarınız var mı?
Evde vakit geçirmeyi çok seviyorum. İstersem bütün gün evden çıkmadan kalabilirim. Evde olduğum günlerde yemek yapmayı da çok seviyorum; bazen günü baştan sona mutfakta geçiriyorum. Yemek yapmak bana gerçekten terapi gibi geliyor, beni mutlu ediyor. Annemden tarifler alıp yeni şeyler denemek de hoşuma gidiyor. Yoğun çalıştığım zamanların ardından evde sakin vakit geçirmek ve sevdiğim bir şeyle uğraşmak zihnimi dinlendirmeme yardımcı oluyor.
Bir hafta boyunca hiçbir iş sorumluluğunuz olmasa, bu zamanı nasıl geçirmeyi tercih ederdiniz?
Hafta içi tamamen evde olur, yemek yapardım. Evde vakit geçirmek benim için zaten çok keyifli; bir hafta boyunca acele etmeden mutfakta olmak bana iyi gelirdi. Hafta sonu akşam yemeklerine giderdim. Pazar günüyse pazar gibi yaşanmalı: Battaniyenin altından hiç çıkmadan dinlenmek isterdim.
Günlük hayatınızda size eşlik eden müzikler neler? Son zamanlarda en çok dinlediğiniz, dönüp dolaşıp açtığınız şarkılar hangileri?
Spotify’ım gerçekten çok karışık. Manifest’i çok seviyorum ama bir anda yabancı müziklerden de peş peşe şarkılar açabiliyorum. Tek bir türe ya da sanatçıya bağlı kalmıyorum; o anki modum neyse müzik tercihim de ona göre değişiyor. Bazen enerjimi yükselten parçalar dinliyorum, bazen de tamamen başka bir ruh hâline uygun şarkılara geçiyorum.
Hem mesleki hem de kişisel olarak önümüzdeki yıllarda kendiniz için neler diliyorsunuz?
Daha çok hayalim ve gerçekleştirmek istediğim şey var. Manifestlediğim, olmasını çok istediğim hedeflerim bulunuyor; inşallah gerçekleşir ve bunun için elimden geleni yapıyorum. Mesleğimde ilerlemek, daha çok iş yapmak ve yeni başarılar elde etmek istiyorum. Kişisel olarak da güzel şeylerin olduğu, sevdiklerimle birlikte mutlu ve huzurlu olduğum bir dönem diliyorum.
KOORDİNASYON: MELTEM ERCAN
RÖPORTAJ: ECE ŞENSÖZ
FOTOĞRAF: BARAN ALTINDAĞ
STYLING: EYLEM YILDIZ KAYA
SAÇ: SERTAÇ KOLAY
MAKYAJ: TUĞBA BABACAN
VIDEO: FATİH KURUT
PRODÜKSİYON: YUSUF KOÇ
MEKÂN: ART+ISTANBUL