© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Mermeri Hamur Gibi Şekillendirebilen Uygarlıklar 4: Güzellik ve Aşk Tanrıçası Afrodit’in Kenti Afrodisias ve Heykel Okulları

Mermeri Hamur Gibi Şekillendirebilen Uygarlıklar 4: Güzellik ve Aşk Tanrıçası Afrodit’in Kenti Afrodisias ve Heykel Okulları

Kehanetler merkezi Apollon tapınağından çıkıp benim adını “Leylekler Mahallesi” koyduğum yollardan geçerek ilerliyoruz. Çünkü hayatımda ilk defa bu kadar çok leyleği ve yuvasını yollar boyunca aralıksız görüyorum. Direklerin tepelerine özel olarak yatay platformlar yapılmış onlara yuva kurabilmeleri için yol boyunca. Onlar da çalı çırpıyla bu platformları bir yuvaya dönüştürerek epey bir popülasyon yaratmışlar. Çok hoşuma giden bir detay oldu bu, hedefimize doğru ilerlerken.

 

Ve hedefimize ulaşıyoruz: Afrodisias, adını Antik Yunan aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’ten alıyor. Bu antik kentin en önemli alanı Afrodit’e adanmış bir tapınak. Yani kentin adının anlamı Afrodit’in kenti demek. Afrodisias, Türkiye’nin en etkileyici antik kentlerinden biri. Özellikle mermer heykeltıraşlığı, anıtsal yapıları, iyi korunmuş stadyumu ve Roma döneminden günümüze ulaşan kabartmalarıyla tanınıyor. Antik çağda sanatın, mimarinin ve dinsel yaşamın önemli merkezlerinden biri. Aydın ilimizin Karacasu ilçesi yakınlarında, verimli bir ova içerisinde olan Afrodisias, yalnızca kalıntılarıyla değil, antik dünyada sanatın nasıl üretildiğini gösteren arkeolojik buluntularıyla da çok ama çok büyük önem taşıyor.

 

Mermer heykeltraşlığı Afrodisias’ta çok çok önemli ve yakındaki mermer ocakları, sanatçıların yüksek kaliteli malzemeye kolayca ulaşmasını sağlamış. Kent, Roma yönetiminden ayrıcalıklar elde ederek ekonomik ve kültürel açıdan gelişmiş. Stadyum, Tetrapylon, tiyatro ve Sebasteion gibi yapılar, antik kent yaşamını anlamak için olağanüstü örnekler sunuyor insanlara ve bunlar çok iyi korunmuş. Afrodisias’ı diğer antik kentlerden ayıran en önemli nokta ise, mermerin yalnızca yapı malzemesi olarak kullanılmamış olması. Mermer; kentin ekonomisini, sanatını, mimarisini ve kimliğini belirleyen temel kaynaklardan biriymiş.

Şimdi size çok büyük bir alana yayılmış olan Afrodisias’ta mutlaka görülmesi gereken yapılardan bahsetmek istiyorum:

 

Tetrapylon: Anıtsal Giriş Kapısı

Tetrapylon, Afrodisias’ın en tanınmış yapılarından biri; Yunanca kökenli adı, dört kapılı veya dört geçitli anıtsal düzeni ifade ediyor. MS 2. yüzyılda inşa edilen bu görkemli yapı, Afrodit’in kutsal alanının dış girişini oluşturuyormuş. Sütunları, kabartmaları ve zengin bezemeleri, Roma dönemi mimarisinin estetik anlayışını yansıtıyor ve olağanüstü etkileyici. Her kıvrıma elimde büyüteç varmışçasına muazzam bir dikkatle çok yakından baktım. İnanın ki insanın aklı uçuyor, inanılması çok güç ustalıklar bunlar.

 

Tetrapylon’un önemi yalnızca görkemli görünümünden kaynaklanmıyor. Yapı, antik dünyada kutsal alanlara girişin nasıl anıtsallaştırıldığını da gösteriyor. Öyle ki girerken siz de ürperiyorsunuz. Tabii buna benim hayranlığım ve gördüklerime karşı duyduğum hayret de eklenince inanın başım dönüyordu oradan oraya koşuştururken. Günümüzde Afrodisias’ın en çok fotoğraflanan noktalarından biri burası ve tabii tahmin edebileceğiniz gibi ben de milyon fotoğraf çektim ve çektirdim Kerim’e. Kerim’e bu konudaki hem sınırsız sabrından dolayı hem de çekerken gösterdiği titizlik ve ustalık için sonsuz kere sonsuz kez teşekkür ederim.

 

Afrodit Tapınağı: Kentin Dinsel Kalbi

Afrodit Tapınağı, kentin kimliğini belirleyen başlıca kutsal alan. Aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’e adanmış bu tapınak, Afrodisias’ın yalnızca bir yerleşim değil, aynı zamanda önemli bir hac ve kült merkezi olmasını sağlamış. Bu tapınağın kökeni MÖ 3. yüzyıla kadar uzanıyor ve Roma döneminde kutsal alanın önemi daha da artmış. MS yaklaşık 500 yılında tapınak bir Hristiyan kilisesine, daha sonra katedrale dönüştürülmüş ve bu dönüşüm, antik mimarinin yeni bir dinsel ihtiyaca uyarlanmasının dikkat çekici örneklerinden biri. Ve burada önemli bir ayrıntı var: Afrodisias’taki Afrodit tasvirleri, yalnızca Yunan mitolojisindeki aşk ve güzellik tanrıçasını temsil etmiyor. Yerel Anadolu bereket tanrıçası geleneğinin özelliklerini de taşıyor. Bu nedenle Afrodisias Afrodit’i, farklı kültürlerin birleşimini gösteren özgün bir figür.

 

Antik Stadyum: Afrodisias’ın En Etkileyici Yapısı

Afrodisias Stadyumu, antik dünyanın en iyi korunmuş stadyumlarından biri kabul ediliyor ve uzunluğu yaklaşık iki yüz yetmiş metre olan bu yapı, yaklaşık otuz bin seyirci kapasitesiyle muazzam bir yapıt. Stadyumun iki ucunun da kavisli olması, onu alışılmış dikdörtgen stadyumlardan ayırmış. Bu mimari biçim, farklı atletizm ve gösteri etkinliklerine uygun bir alan oluşturuyormuş.

 

Antik dönemde burada, atletizm yarışmaları ve koşular, sportif karşılaşmalar, törenler ve çeşitli kamusal gösteriler gibi etkinlikler düzenlenirmiş. Stadyumun günümüze ulaşan bu oturma sıraları, antik toplumda sporun ve toplu etkinliklerin ne kadar çok önemli olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor tabii.

 

Ziyaretiniz sırasında stadyumunun içinde yürürken oturma sıralarının boyutlarına lütfen dikkat ediniz. Yapının ölçeği, fotoğraflarda göründüğünden çok daha etkileyici. Ve işte bu nedenle bu mekânlara bedenli olarak gitmek, ayak basmak, dokunmak, koklamak, enerjisini hücrelerinize çekmek çok kıymetli. Fotoğraflar, videolar her türlü sosyal mecra asla ve asla size bu değerleri katamaz ve ölçek olarak son derece yanıltıcı.

Sebasteion: Roma İmparatorlarının Görkemli Anıtı

Sebasteion, Afrodisias’ın siyasi ve sanatsal tarihini anlamak açısından olağanüstü öneme sahip. Bu yapı, Roma imparatorluk kültüyle bağlantılı bir tapınak ve anıtsal yapı kompleksiymiş. Yunanca Sebastos sözcüğü, Roma İmparatoru Augustus’un ünvanı olan Augustus ile ilişkili.

 

Sebasteion’un en dikkat çekici özelliği, mermer kabartmalarla süslenmiş cepheleri. Bu kabartmalarda tanrılar, mitolojik kahramanlar, imparatorlar ve Roma’nın gücünü simgeleyen sahneler var. Kabartmaların bir bölümü, imparatorluk yönetiminin kendisini nasıl tanıttığını gösteriyor ve Roma’nın fetihleri, kozmik düzen anlayışı ve imparatorların tanrısal figürlerle ilişkilerini sanatsal bir anlatımla sunuyor. Ve Sebasteion bu nedenle yalnızca bir tapınak değil; Roma propagandasının, imparatorluk ideolojisinin ve yerel sanatın buluştuğu bir anıt.

 

Antik Tiyatro

Tiyatroda yalnızca oyunlar değil, dönemin kamusal yaşamıyla ilgili etkinlikler de gerçekleştiriliyormuş. Yapının özellikle sahne binası ve çevresindeki yazıtlar önemli. Kentin siyasi statüsüne ve Roma yönetimiyle ilişkilerine ilişkin belgeler, tiyatro alanındaki yazıt koleksiyonuyla günümüze ulaşmış. Tiyatro, Afrodisias’ın, sanat ve eğlencenin yanı sıra siyasal iletişimin de merkezi olduğunu da gösteriyor.

 

Agora ve Güney Agora

Biz bunca antik kent gezimizden dolayı artık biliyoruz ki “agora”, antik Yunan ve Roma kentlerinde toplumsal, ticari ve kamusal yaşamın sürdüğü açık alanlara verilen bir isim. Afrodisias’ta agora alanları, kentin düzenli sokak planının önemli parçalarıymış. Burada insanlar buluşuyor, ticaret yapıyor ve kamusal yaşamın bir parçası oluyorlarmış. Ve özellikle güney agora, geniş ölçeği ve özgün düzeniyle dikkat çekiyor. Alanın ortasındaki uzun havuz ve çevresindeki mimari kalıntılar, kentin açık alan tasarımına ilişkin önemli bilgilere sahip. Bu bölümü gezerken Afrodisias’ın yalnızca tapınaklardan ve heykellerden ibaret olmadığını, insanların gündelik hayatlarını sürdürdüğü büyük bir şehir olduğunu daha iyi anlayabiliyorsunuz.

 

Hadrian Hamamları

Roma hamamları, antik kentlerde temizlik ihtiyacının ötesinde sosyal hayatın da merkezleriydi; bunu da artık bunca antik kent gezimizden dolayı biliyoruz. Hadrian hamamları, Roma İmparatoru Hadrian döneminin mimari ve kamusal yaşam anlayışıyla ilişkili. Hamam kompleksleri genellikle sıcak, ılık ve soğuk su bölümlerinden, soyunma alanlarından ve çeşitli ortak mekânlardan oluşur. Afrodisias’taki hamam kalıntıları; su yönetimi, ısıtma teknikleri ve kamusal mimari hakkında da bilgiler veriyor.

 

Afrodisias Müzesi

İşte burası çok ama çok önemli bir yer. Zira kent, heykelcilik ve heykel okullarıyla meşhur ve ben bu müzenin içinde yine çığlıklar atarak gezeceğimi düşünürken büyük bir şok ve kalbimi çok üzen bir hayal kırıklığı yaşadım: Müze kapalıydı. Tadilat varmış ve en kötüsü, bu, tarihî alanın internet sitesinde belirtilmemişti. Benim için o kadar önemli bir yer ki bu müze, açık olduğu bir tarihe erteleyebilirdim gezimi, çünkü burayı görememiş olmak benim için boğazımı düğümleyen bir his oldu. Zira kentte bulunan heykeltıraşlık atölyeleri, yarım kalmış eserler ve üretim izleri çok önemli, öyle ki bunlar sayesinde arkeologlar, antik heykellerin yalnızca son hâlini değil, bütün üretim süreçlerini de inceleyebilmişler. Ve işte ben tüm bu heykellerin bulunduğu müzeyi göremeden döndüm. Ne diyeyim her şey kısmet…

 

Afrodisias, 2017 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. UNESCO açısından kentin önemini belirleyen başlıca unsurlar: Helenistik, Roma ve yerel Anadolu kültürlerinin sanat ve mimaride birleşmesi, antik heykeltıraşlık üretiminin olağanüstü nitelikte belgelenebilmesini sağlamış olması, Tetrapylon, Sebasteion ve stadyum gibi anıtların mimari değeri, Afrodit kültünün Anadolu’dan Akdeniz’in farklı bölgelerine yayılması gibi çok çok önemli başlıklar olmuş. UNESCO günümüzde, Afrodisias’ı hem antik kentsel mimarinin istisnai bir örneği hem de mermer heykel sanatının anlaşılması açısından benzersiz bir arkeolojik alan olarak değerlendiriyor.

 

Peki, Afrodisias’ı Kim Ortaya Çıkardı?

Afrodisias’ın modern arkeoloji dünyasında tanınmasında arkeolog Sayın Kenan Erim belirleyici rol oynamış. Kenan Erim, 1961 yılında kentte sistematik kazılara başlamış ve 1990’daki ölümüne kadar 30 yıl çalışmalarını sürdürmüş Onun çalışmaları sayesinde kentteki anıtlar, yazıtlar ve heykeller kapsamlı biçimde araştırılmış. Afrodisias’ın uluslararası arkeoloji dünyasında tanınması ve korunması için çok büyük çaba göstermiş ve Sayın Kenan Erim’in mezarı da çok sevdiği bu antik kentte, Afrodisias’ta bulunuyor. Bu ayrıntı, yaşamını kentin araştırılmasına adamış bir arkeoloğun mirasını anlamak bakımından çok anlamlı, duygusal ve kıymetli bir özellikti bence.

 

Bir daha sadece müzesi için oraya gideceğim ve müzede heykellerin yüz ifadelerine, saç işçiliğine ve o muazzam kumaş kıvrımlarına özellikle dikkat edeceğim, çünkü yazı dizimin ana teması mermeri hamur gibi şekillendirebilen medeniyetler ve mermerdeki her türlü kıvrım ve detay beni derinden etkiliyor.

 

Afrodisias, antik Anadolu’nun sanat, din, siyaset ve gündelik yaşam tarihini bir arada okuyabileceğimiz olağanüstü bir kentti. Roma İmparatorluğu döneminde gelişen heykeltıraşlık geleneği, Afrodit kültü ve günümüze ulaşan anıtları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik alanlarından biri bence.

 

Afrodisias’ı özel kılan asıl şeylerden biri, antik dünyanın sanatsal üretimini yalnızca bitmiş heykel eserler üzerinden değil de mermer ocaklarından atölyelere ve anıtsal yapılara uzanan bütün o muazzam süreç içinde anbean inceleyip anlayabilmemizi sağlayabilmesi. Her biri farklı insan yüzleri ve hislerini yansıtan suratlardan oluşan duvarlarında metrelerce ilerlerken aklıma gelen ilk şey Game of Thrones dizisinde Arya Stark’ın bir ara ‘’hiç kimse’’ olabilmek için eğitime kapandığı, sayısız insan suratlarından oluşan duvarlarla dolu o tapınaktı. Çünkü nasıl dizideki o suratlar gerçek insanlardan kesilip çıkarıldığı için gerçekse, buradaki duvarlarda olan heykel yüzlerde de her türlü hissi size geçirebilen hakikatte adeta sizle konuşan hatta adeta size seslenen detaylara sahip muazzam eserler.

 

Ve aklımda hâlâ aynı “bunları insanlar mı yaptı, bunları yapanlar insan mıydı” sorularımla yola devam ediyoruz…

 

Yazar Hakkında /

Ankara doğumlu olan Sinem Yıldırım; ilk, orta ve lise eğitimini İzmir'de tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Çeşitli dizi ve yapımlarda yer almıştır. İki kız çocuğu annesidir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.