© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Yaşam Alanlarına Bütüncül Yaklaşım – Filiz Boyraz Mimarlık ve İç Mimarlık

Yaşam Alanlarına Bütüncül Yaklaşım – Filiz Boyraz Mimarlık ve İç Mimarlık

 

Mimar ve iç mimar Filiz Boyraz, yalın ve karakterli tasarım anlayışından mimaride sürdürülebilirliğin geleceğine uzanan yaklaşımını ve mekânlara değer katan tasarım felsefesini MAG Okurlarıyla paylaşıyor.

 

İlk olarak, kendinizden ve firmanızdan bahseder misiniz?

Mimarlık ve İç Mimarlık bölümlerinde çift anadal eğitimi alarak, büyük bir keyif ve tutkuyla geçirdiğim üniversite yıllarımı başarıyla tamamladım. Ardından, mesleğime duyduğum heyecanı kendi tasarım anlayışımla buluşturmak üzere Filiz Boyraz Mimarlık ve İç Mimarlık’ı kurarak bu yolculuğa adım attım.

 

Mimarlık ve iç mimarlığın her iki disiplinine de akademik ve profesyonel anlamda hâkim olmanın, meslek hayatımdaki en büyük kazanımlarımdan biri olduğuna inanıyorum. Bir yapıyı yalnızca mimari formuyla değil, iç mekân kurgusundan en ince detayına kadar bir bütün olarak değerlendirebilmek, tasarımlarıma farklı bir derinlik kazandırıyor. Bu bütüncül bakış açısı, yıllar içinde yurt içinde ve yurt dışında farklı ölçeklerde, farklı kültürlerde ve farklı işlevlerde pek çok projeye imza atabilmemin de temelini oluşturdu. Bugün hâlâ mesleğimin ilk günkü heyecanını taşıyor ve her yeni projeyi kendimi yeniden ifade edebileceğim bir fırsat olarak görüyorum.

 

İzmir’den Paris’e, İngiltere’den Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada mimari izleriniz var. Farklı coğrafyaların ve kültürlerin dokusu, tasarım masasına oturduğunuzda kaleminizi nasıl yönlendiriyor?

Farklı coğrafyalarda çalışmak bana tek bir tasarım diline bağlı kalmamayı öğretti. Her ülkenin yaşam alışkanlıkları, mekâna bakışı ve estetik beklentileri çok farklı. Ben bu farklılıkları tasarımlarıma doğrudan taşımak yerine, kendi mimari bakış açımla yeniden yorumlamayı seviyorum. Çünkü benim için mimarlık, bir kültürü tekrar etmek değil, ondan beslenerek yeni bir şey söyleyebilmek.

 

Geçmiş projelerinizden hareketle tarzınızı ve tasarım çizginizi nasıl tanımlarsınız?

Geçmiş projelerime baktığımda birbirine benzeyen mekânlardan çok, aynı bakış açısının farklı yorumlarını görüyorum. Benim için tasarım biraz da neyi çizdiğiniz kadar, neyi çizmemeyi tercih ettiğinizle ilgili. Gereksiz olanı çıkarmayı, malzemenin kendi karakterini ortaya koymasını ve detayların sessizce fark yaratmasını seviyorum. Sanırım benim çizgimi tanımlayan şey de bu; kendini göstermek için çaba harcamayan ama kendine özgü bir duruşu olan mekânlar yaratmak… Kendimi tek bir tarzın sınırları içinde tanımlamıyorum. Tasarımlarımda güçlü bir mimari duruş, yalın ama karakterli çizgiler ve malzemelerin birbiriyle kurduğu ilişki ön planda. Gösterişten çok, incelikli detaylarla etki yaratmayı seviyorum. Her projede farklı bir hikâye anlatırken, o hikâyenin içinde bana ait bir tasarım imzasının hissedilmesini önemsiyorum.

 

İç mimarlık ve mimarlık hizmetlerinin tek bir firmadan alınıyor olmasının avantajları sizce neler?

Mimari ve iç mimariyi birbirinden ayrı disiplinler olarak değil, aynı tasarımın birbirini tamamlayan parçaları olarak görüyorum. Bir yapının dışarıdan verdiği hissin, içine girildiğinde de devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Her iki hizmetin aynı çatı altında sunulması, tasarımın ilk çizgisinden en küçük detayına kadar ortak bir bakış açısıyla ilerlemesini sağlıyor. Bu da hem estetik bütünlük hem de uygulama sürecinde hız, doğru koordinasyon ve kalite açısından önemli bir avantaj yaratıyor.

 

Yakın gelecekte, mimari ve iç mimaride ne gibi değişiklikler olabilir sizce? Son projelerinize baktığınızda çoğunlukla istenen yenilikler neler oluyor?

Bence mimarlıkta artık sadece güzel mekânlar tasarlamak yeterli değil. İnsanların o mekânlarda nasıl hissettiği ve nasıl yaşadığı çok daha belirleyici olacak. Son dönemde projelerde daha geniş, ferah ve birden fazla ihtiyaca cevap verebilen yaşam alanları öne çıkıyor. Doğal malzemeler, güçlü ama abartısız detaylar, teknolojiyle bütünleşen konfor çözümleri daha fazla talep görüyor. Ben geleceğin mimarisinde lüksün tanımının da değiştiğini düşünüyorum. Lüks artık yalnızca kullanılan malzemenin değeri değil; mekânın sunduğu özgürlük, konfor ve yaşam kalitesi… Yıllardır mimari ve iç mimari tasarımı büyük ölçüde bireyin zevkleri, ihtiyaçları ve yaşam biçimi üzerinden değerlendirdik. Ancak değişen dünya düzeniyle birlikte artık tasarımın yalnızca insana değil, doğaya karşı da sorumluluk taşıması gerektiğini düşünüyorum. İklim değişikliği, ekolojik denge ve doğal kaynakların korunması, yakın gelecekte mimari kararlarımızı çok daha güçlü biçimde yönlendirecek.

 

Son projelerde kişiselleştirilmiş, ferah ve konforlu yaşam alanları, doğal malzemeler ve teknolojiyle bütünleşen çözümler öne çıkıyor. Ancak gelecekte asıl değişimin, estetik ve konforu sürdürülebilirlikle ne kadar doğru buluşturabildiğimizde yaşanacağına inanıyorum. Çünkü artık iyi tasarımın ölçüsü yalnızca kullanıcıya ne sunduğu değil, yaşadığımız dünyadan ne kadar az tükettiği de olacak.

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.