Crafted Elegance – Vals Diamond
Mücevher sektöründeki otuz beş yıllık ustalığı aile mirası bir “mücevher evi” vizyonuyla taçlandıran Kadir ve Karina Bozkurt; Vals Diamond’ın “crafted elegance” felsefesini, nadir bulunan doğal taşlara duydukları tutkuyu ve markanın global hedeflerini MAG Okurlarıyla paylaşıyor.
Öncelikle kendinizden ve Vals Diamond’ın kuruluşundan bahseder misiniz? Vals
Diamond fikri nasıl bir birikimin sonucu olarak ortaya çıktı?
Mücevher dünyasına adanmış otuz beş yıllık bir ömrün sonucunda, eşim Karina Hanım ile birlikte paylaştığımız bu hikâye sıradan bir ticari girişimin çok ötesinde. İkimiz de bu sektöre sadece dışarıdan birer direktör olarak değil, işin en temelinden dâhil olduk. Yıllar boyunca değerli taşların kesiminden mıhlamasına kadar uzanan sürecin tüm teknik inceliklerine hâkim olurken; asıl uzmanlığımızı müşteriyi anlama, onun beklentilerine uygun doğru çözümleri üretme ve kişinin mücevherle kurduğu o eşsiz duygusal bağı keşfetme üzerine inşa ettik. Üretimin, tasarımın ve insan hikâyelerinin sahada harmanlandığı bu otuz beş yıl, bize lüks kavramının sürekli değiştiğini gösterdi. Günümüz lüksü, fabrikasyon kopyalardan ve gösterişten uzaklaşarak anlama, şeffaflığa ve zanaata yöneliyor.
Aile şirketi olarak, bu birikimi ve kaliteyi yansıtacak köklü bir “mücevher evi” kurma hayaliyle yola çıktık. Marka adımızda, Avusturya’dan tüm dünyaya yayılarak vazgeçilmez bir klasik hâline gelen vals dansının tarihi bize ilham oldu. On sekizinci yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bu dans; o dönemin partnerlerini birbirinden uzak tutan, mesafeli, soğuk ve katı kurallı geleneksel danslarından radikal bir kopuşu, asil bir başkaldırıyı temsil etmiştir. Biz mücevheri, geleneksel kuyumculuğun “erkeğin sunduğu, kadının taşıdığı” tek yönlü anlatısının ötesinde; bazen birlikte anlam bulan, bazen de kişinin kendine kattığı değerle anlam kazanan bir ifade olarak görüyoruz. Bu anlayış kimi zaman sevgiyle verilen bir armağan, kimi zaman insanın kendine sunduğu bir lüks, kimi zaman iki kişinin birlikte seçerek ortak bir anıya dönüştürdüğü bir bağdır. Tıpkı kusursuz bir vals koreografisinde olduğu gibi, partnerlerin birbirini tamamladığı, omuz omuza ve eşit adımlarla sahneyi paylaştığı, akıcı bir gücü temsil ediyoruz. Vals Diamond, bu eşitliği ve içsel zarafeti kutlayan bir imza niteliğindedir.
Mücevher konusundaki kişisel estetik anlayışınız, bugün markanın imza tasarımlarına nasıl bir karakter veriyor?
Bizim için estetik, anlık ve geçici moda akımlarının gürültüsüne kapılmak değil; kararlı, güçlü ve sessiz bir zarafet inşa etmektir. Markamızın mottosu olan “Crafted Elegance” (Zanaatla İşlenmiş Zarafet) tam da bu zamansızlığı ifade eder. Tasarımlarımız, tıpkı kusursuz bir vals koreografisi gibi; akışkan, dengeli, formların birbirini tamamladığı ve izleyicide hayranlık bırakan bir ritme sahiptir. Vals Diamond olarak varoluş amacımız; doğanın sunduğu mucizeleri zamansız değerlerle buluşturarak, her bir parçayı derin bir hikâye ve rafine bir estetik anlayışıyla taçlandırmaktır. Çizgimizi belirleyen en temel unsur, mücevherin bedende akıcı bir mimariye dönüşmesidir. Bu nedenle koleksiyonlarımızda geçici heveslere yer vermeyiz; her bir parça, yapısal bütünlüğü sağlayan üst düzey on sekiz ayar altınla tasarlanır ve parçayı taşıyan kişinin kendi karakteriyle bütünleşecek, nesiller boyu aktarılabilecek o gerçek zarafeti ortaya çıkarır.
Bir taşın sizin merceğinizden geçip mücevher olmaya değer bulunması için taşıması gereken karakteristik özellikleri nelerdir?
Kalite standartlarımız, Türkiye ortalamalarının çok üzerinde, tamamen uluslararası normlara göre konumlandırılmıştır. Pırlantada, ışığı mükemmel şekilde yansıtmayan hiçbir taşı atölyemize kabul etmiyoruz. Berraklıkta “VS” derecesinin, renkte ise “H” standardının altına asla inmiyoruz. Bizim için asıl tutku ve sektörel anlamda en çok ayrıştığımız nokta ise, dünyanın dört bir yanından özenle bir araya getirdiğimiz renkli değerli taşlardır: Tsavorit, Ttanzanit, paraiba, safir, yakut, zümrüt ve daha birçok değerli mineraller… Bu minerallerin her biri doğanın nadide birer sanat eseridir. Bir taşın koleksiyonumuza girmeye hak kazanması için öncelikle bizzat kendi tarafımızdan, yerinde ve en doğru kaynaklardan, birinci elden seçilmiş olması gerekir. Doğru renk doygunluğunu ve içsel parıltıyı tespit ettikten sonra, taşın sunduğu o eşsiz potansiyeli kendi kararlı marka çizgimiz ve estetik vizyonumuzla harmanlıyoruz. Sonucunda ise müşterimizin bütçesine ve stiline en uygun taşı belirleyerek, yapılabilecek en seçkin mücevheri sıfırdan çiziyor, tasarlıyor ve üretiyoruz.
Koleksiyonlarınızda doğal taş vurgusu çok net. Laboratuvar üretimi taşlara karşı duruşunuzun arkasındaki temel motivasyon nedir?
Mücevher bizim dünyamızda kimyasal bir formülden veya sıradan bir süs eşyasından ibaret değil; doğanın milyarlarca yıllık sabrını, ısısını ve gizemini taşıyan bir mucizedir. Laboratuvar ortamında üretilen taşlar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte, gözle ayırt edilmesi neredeyse imkânsız bir parlaklık sunabilir ancak, bir mücevheri gerçekten lüks ve eşsiz kılan şey yalnızca ışığı değil; içinde taşıdığı zamanın izleri, doğanın enerjisi ve dünyanın yaşanmışlığının birleşimidir. Bünyemizde bulundurduğumuz ileri düzey teknolojik ekipmanlarla, bir taşın doğal mı yoksa laboratuvar üretimi mi olduğunu rahatlıkla belirleyebiliyoruz. Kendi koleksiyonlarımızda ise sadece bu testlerden kusursuz bir şekilde geçmiş, nadir bulunan doğal taşlara yer veriyoruz. Felsefemiz, pırlantanın ışığına kavuşma yolculuğu ile insanın kendi gelişim süreci arasında derin bir bağ kurar. Bir ham elmasın gerçek ışıltısına ulaşabilmesi için ustalıkla şekillendirilmesi gerekiyorsa, insanın da kendi potansiyeline ulaşmak için aynı özen ve gelişimden geçmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu değerleri sunarken etik sorumluluklarımızı da göz ardı etmiyoruz. Tedarik ağımızda, Responsible Jewellery Council (RJC) başta olmak üzere, etik, şeffaf ve sürdürülebilir üretim standartlarını belgelendiren saygın uluslararası kuruluşların sertifikalarına sahip iş ortaklarıyla çalışmaya azami özen gösteriyoruz.
Vals Diamond’ın geleceğine dair vizyonunuz nedir? Yurt içi ve global hedefinizden bahseder misiniz?
Geleceğe dair en büyük heyecanımız, çeyrek asrı aşan bu tecrübeyi global arenaya taşırken, Türkiye’nin mücevher tasarım ve üretimindeki üstün kalite seviyesini tüm dünyaya kusursuz bir şekilde ispat edebilmek. İki mühendis ve bir mimar olan kızlarımızın, şu an yurt dışında kendi eğitim donanımlarını ve küresel vizyonlarını en üst düzeye çıkarma yolunda ilerliyoruz. Amacımız, edindiğimiz bu uluslararası perspektifle Vals Diamond’ı Türkiye’den çıkan ve dünya markalarına öncü olan o küresel vizyona hep birlikte ulaştırmamızdır. Vizyonumuz oldukça net: Doğanın mucizelerini zamansız değerlerle buluşturarak modern zarafetin kültürünü bizzat şekillendiren bir marka olmak. Lüks algısının şatafatlı ve kısıtlayıcı normlardan sıyrıldığı bir çağdayız. Bizim tasarladığımız zarafet; uluslararası arenada vizyonunu ortaya koyan güçlü bir iş insanının kararlı duruşunda veya kendi kurallarını yazan modern bir bireyin entelektüel seçimlerinde kendini gösterir. Dolayısıyla biz şuna inanıyoruz: Zarafet yalnızca kılık kıyafet veya dış görünüş değil; duruşun, özgürlüğün, fikirlerin ve yaşam biçiminin bütünüdür. Vals Diamond olarak, tasarımlarımızla bu yenilenen lüks anlayışına yön veriyor ve ona eşlik ediyoruz.