© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Gözde Elif Topala – Üstü Kapanan Gerçeklikler

Gözde Elif Topala – Üstü Kapanan Gerçeklikler

 

“Pus” adlı sergisiyle 3 Şubat tarihinde Zülfü Livaneli Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak olan Dr. Gözde Elif Topala, pikselleşen eserleriyle anlatmak istediği kavramı ve sanat pratiğini MAG Okurlarıyla paylaşıyor.

 

Kısaca kendinizden bahsederek başlar mısınız?

Ankara’da doğdum. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldum. Aynı üniversite ve bölümde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Doktora derecemi Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden aldım. Halen eğitim vermekte ve kendi atölyemde çalışmalarımı sürdürmekteyim… Sanat benim için sonradan edinilmiş bir uğraş olmadı; doğuştan gelen, bana verilmiş bir hediye gibi. Bazı insanların “gifted” olarak adlandırdığı o doğal yatkınlık hâli benim hayatımda resimle var oldu. Bu yetenek benim için bir ayrıcalıktan çok, bir sorumluluk, yani içsel zorunluluk. Bu nedenle sanat üretmek hayatımın dışında konumlanan bir alan olarak şekillenmedi. Sanat her zaman kendimi daha iyi ifade ettiğim bir alan oldu.

 

Akademik araştırma ile sanatsal pratiği nasıl dengeliyorsunuz?

Akademik araştırma ile sanatsal pratiği birbirinden ayıramam, benim için bu ikisi zaten aynı zeminde buluşan ve birbirini besleyen süreçler. Üretilen resim, görünür olanın ötesinde, altında taşıdığı metinle ve anlam katmanlarıyla var olur. Her işin ardında bir düşünce, bir duygu, bir metin ve sanatçının kendini anlatma ihtiyacı vardır.

Akademik araştırmalarım da bu nedenle sanatsal pratiğimin bir parçası… Gündelik deneyimler, içinde bulunduğumuz çağın sunduğu görsel ve işitsel yoğunluk ve bunun sürekli tekrar hâli üretimime yansımaktadır. Günlük yaşamda iki kişi arasında kurulan en basit iletişimden, medyada, reklamlarda ya da dijital mecralarda karşılaştığımız temsillere kadar gerçekliğin kimi zaman örtüldüğü, bulanıklaştığı ya da dönüştürüldüğü durumlarla sürekli karşılaşıyoruz. Burada doğrudan “yalan” kavramından ziyade gerçekliğin üzerinin kapatılması, başka bir biçimde yeniden sunulması söz konusu. Sıkça karşılaştığımız bu durum, Fransız sosyolog Jean Baudrillard’ın “simülasyon kuramı”nda da kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır. Baudrillard’dan biraz daha önceye gidersek Platon’un “mağara alegorisi” de bu bağlamda anılabilir. Çalışmalarımda bu kuramsal çerçeveden yola çıkarak gerçeklik ile temsil arasındaki gerilimi araştırıyorum. Resimlerim ve teorik araştırmalarımı aynı zeminde buluşturuyorum. Akademik araştırma ve sanatsal pratik ancak birlikte var olduklarında derinlik kazanıyor, biri olmadan diğerinin eksik kalacağını düşünüyorum.

 

Klasik bir natürmortun piksel piksel çözülüşünü tuvale aktarıyorsunuz. Bununla anlatmak istediğiniz nedir? Örneğin; eserlerinizde dijitalleşmenin insan algısı üzerindeki etkisini mi, yoksa hatırlama biçimlerimizi mi yorumluyorsunuz?

Çalışmalarımda temel olarak gerçekliğin temsiline odaklanıyorum. Daha önce de bahsettiğim gibi yaşadığımız çağda maruz kaldığımız görsel ve işitsel unsurların her zaman “gerçek” olanı yansıtmadığını, çoğu zaman gerçeğin yerine geçen temsillerle karşı karşıya olduğumuzu görünür kılmayı ve izleyicide bir farkındalık alanı açmayı amaçlıyorum. En basit bir kelimeden uzun süre dolaşımda kalan bir hikâyeye, tek bir görüntüden sürekli tekrar edilen bir imgeye kadar bize aktarılanın çoğu zaman gerçekliğin bulanıklaşmış bir temsili olabilme durumunu ele alıyorum. Böylece resimlerimde gerçeklik giderek pikselleşiyor. Bu durum özellikle günümüzün post-truth olarak adlandırılan döneminde daha da belirginleşiyor… Resimlerimde pus ve bulanıklık kavramlarını merkezime alıyorum. Tuval üzerine yağlıboya ile ürettiğim işlerde pikselleşmeyi, gerçekliğin çözülmesini ve temsilin hâkimiyetini görsel bir dile dönüştürüyorum. Pikseller, günümüzde bize sunulan gerçekliğin parçalanmış halini gösteriyor. Bu temsillerin sonu yok, sürekli değişiyor ve yeniden üretiliyor.

 

Sizi bu tarz bir anlatı diline yönlendiren kırılma anı neydi? Sanatınızda bu estetik dil nasıl evrildi?

Bu anlatı diline yönelmem tek bir anda olmadı. Zaman içinde biriken bir sorgulama süreciyle gerçekleşti. Bir dönem yoğun biçimde soyut ekspresyonizme yöneldim ancak, zamanla bunun tek başına benim için yeterli olmadığını fark ettim. Aynı şekilde bütünüyle gerçekçi olan bir anlatım da, yaşadığım çağın karmaşıklığını ifade etmemde eksik kalıyordu. Bu iki uç arasında gidip gelirken aslında her ikisini de aynı yüzeyde bir araya getirme ihtiyacı hissettim. Bu noktada Jean Baudrillard’ın simülasyon kuramı düşünsel olarak benim için önemli bir kırılma yarattı. İçinde yaşadığımız post-truth dönem, gerçeklik ile temsil arasındaki sınırların giderek silikleştiği bir alan sunuyordu. Pikseller, puslu yüzeyler bu kırılmanın görsel karşılıkları oldu. Böylece resimlerimde gerçeklik ile pikselleri bir arada kullanarak bir seri oluşturuyorum.

 

Sanat üretiminizde dijitalleşme bir araç mı, bir eleştiri mi?

Burada dijitalleşme yerine pikselleşmeden bahsetmek daha yerinde olur. Sanat üretimimde pikselleşmeyi doğrudan bir araç ya da açık bir eleştiri olarak ele almıyorum. Yaşadığımız post-truth dönemin görsel ve düşünsel etkilerini görünür kılan bir farkındalık alanı olarak kullanıyorum.

 

Gelecekte eserlerinizi hareketli ya da arttırılmış gerçeklik gibi formatlarda görmeyi düşünür müsünüz?

Sanatın, içinde üretildiği dönemden ve o dönemin sunduğu imkanlardan bağımsız düşünülebileceğine inanmıyorum. Bugün yaşadığımız çağda teknolojinin, görsel kültürün ve üretim biçimlerinin hızla dönüşmesi sanatsal ifadeyi de doğal olarak dönüştürüyor.

 

Yağlı boya benim pratiğimde her zaman temel ve merkezî bir yerde durmaya devam edecek. Bununla birlikte çağın getirdiği yeni anlatım biçimlerini önemsiyorum. Video art ya da artırılmış gerçeklik gibi formatları, resimle kurduğum düşünsel dünyayı farklı düzlemlerde genişletebilecek olası alanlar olarak görüyorum. Bu nedenle ilerleyen süreçte işlerimin zaman ve mekân boyutlarıyla ilişki kurduğu üretimlere evrilmesi mümkün.

 

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.