Elif Zorlu Tapan – İyiliği Dünyaya Yayan Bir Wellness Elçisi: Belgin Aksoy
“Bedenimiz, savaşmamız gereken bir şey değil; dinlememiz, anlamamız ve şefkat göstermemiz gereken en yakın yol arkadaşımız.” diyor Aksoy Group Yönetim Kurulu Üyesi, Richmond Hotels Kreatif Direktörü ve wellness dünyasının ilham veren isimlerinden Belgin Aksoy.
Kanser teşhisinin ardından daha iyi yaşamak arzusuyla başlattığı “Global Wellness Day”, bugün yüz yetmiş ülkede kutlanan bir harekete dönüştü. Aksoy ile; bedeni cezalandırmayan disiplin anlayışını, teknolojinin ölçemediği insan dokunuşunu, doğanın iyileştirici gücünü ve wellness’ın gerçek anlamını konuştuk.
Sizi Global Wellness Day’in kurucusu olarak tanıyoruz ama arka planda otelcilik ve iş insanı kimliğiniz de var. Belgin Aksoy kendini nasıl tanımlar? Bu farklı kimlikler hayatınızda nasıl birleşiyor?
Ben kendimi her şeyden önce hayatı anlamaya, öğrenmeye ve daha iyi yaşamaya niyet etmiş bir insan olarak tanımlıyorum. Elbette otelcilik kökenim, iş insanı kimliğim ve Global Wellness Day’in kurucusu olmam hayatımın çok önemli parçaları. Ama bunların hepsinin merkezinde insan var. Otelcilik bana insanı ağırlamayı, ihtiyaçlarını fark etmeyi, konforun ve özenin ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. İş dünyası ise vizyon, disiplin, sürdürülebilirlik ve cesaret kazandırdı. Global Wellness Day ise tüm bu deneyimlerin kalpten gelen bir amaçla birleştiği yer oldu. Benim için başarı sadece iş hayatında bir noktaya gelmek değil; bir insanın hayatına dokunabilmek, ona “kendini hatırla” diyebilmek. Global Wellness Day de tam olarak bu yüzden doğdu. Kendi kişisel yolculuğumdan çıkan bir soru, bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insana ulaşan bir harekete dönüştü.
Global Wellness Day’in çıkış noktası sizin için çok kişisel, zor bir dönem. GWD ile insanlara “Dur ve daha iyi yaşamak için küçük bir adım at.” diyorsunuz. Peki, bu yapı nasıl çalışıyor? İnsanlara nasıl ulaşıyorsunuz? Global Wellness Day etkinliği yapılacağı zaman süreç nasıl başlıyor?
Hastalıkla ve hayatın kırılganlığıyla yüzleştiğim bir zamanda kendime çok basit ama çok güçlü bir soru sordum: “Ben nasıl daha iyi yaşarım?” Bu soru zamanla sadece benim sorum olmaktan çıktı. Çünkü fark ettim ki dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, hepimizin içinde aynı arayış var. Daha sağlıklı, daha anlamlı, daha dengeli, daha mutlu yaşamak istiyoruz. Ama çoğu zaman bunun için büyük değişiklikler gerektiğini sanıyoruz. Oysa bazen bir yürüyüş, bir nefes, bir teşekkür, bir iyilik, bir “Bugün kendim için ne yaptım?” sorusu bile hayatımızda yeni bir kapı açabiliyor. Global Wellness Day’in en önemli özelliği tamamen ücretsiz olmasıdır. Biz diyoruz ki iyi yaşam bir lüks değil, herkesin doğuştan gelen hakkı. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında oteller, belediyeler, okullar, spor merkezleri, hastaneler, dernekler, markalar, gönüllüler ve bireyler kendi ülkelerinde ücretsiz etkinlikler düzenliyor. Süreç çoğu zaman bir insanın içten gelen isteğiyle başlıyor. Bir kişi ya da kurum “Biz de bu harekete dâhil olmak istiyoruz.” diyor. Ardından bizim ekibimiz ve ülke elçilerimiz bu süreci yönlendiriyor. Etkinliklerin Global Wellness Day felsefesine uygun olması gerekiyor: Ücretsiz, kapsayıcı, insanlara iyi yaşam konusunda ilham veren ve farkındalık yaratan etkinlikler olmalı. Yani aslında GWD’nin en güzel tarafı şu: Bu bir merkezden yönetilen soğuk bir organizasyon değil. Kalpten kalbe büyüyen, insanların kendi kültürleriyle, kendi şehirleriyle, kendi topluluklarıyla anlam kattığı, global bir iyi yaşam hareketi.
Bugün ben Los Angeles’ta yaşayan biri olarak Global Wellness Day’e dâhil olmak
istesem ne yapabilirim?
Çok kolay. Global Wellness Day’e dâhil olmak için illa büyük bir etkinlik düzenlemeniz gerekmiyor. Los Angeles’ta yaşıyorsanız, kendi çevrenizle küçük ama anlamlı bir adım atabilirsiniz. Bir parkta ücretsiz bir yürüyüş organize edebilirsiniz. Arkadaşlarınızla meditasyon yapabilirsiniz. Mahallenizde sağlıklı yaşam, nefes, hareket, beslenme ya da zihinsel ve ruhsal sağlık üzerine küçük bir buluşma düzenleyebilirsiniz. Bir yoga eğitmeniyseniz, ücretsiz bir ders verebilirsiniz. Bir anne-babaysanız, çocuklarınızla doğada zaman geçirebilirsiniz. Bir kurumda çalışıyorsanız, ekibiniz için iyi yaşam odaklı bir farkındalık günü planlayabilirsiniz. Global Wellness Day’in ruhu çok basit: Bir günlüğüne durmak, kendimize bakmak ve daha iyi yaşamak için bir niyet koymak. Bizim sloganımız “Bir gün tüm yaşamınızı değiştirebilir!” Çünkü bazen gerçekten bir gün, bir karar, bir farkındalık tüm hayatın yönünü değiştirebilir. Los Angeles gibi wellness kültürünün çok güçlü olduğu bir şehirde bu harekete dâhil olmanın sayısız yolu var. Ama benim için en değerlisi şudur: O gün sadece kendiniz için değil, başkalarının da iyi hissetmesi için bir şey yapın. Çünkü iyi yaşam paylaştıkça çoğalır.
Gwyneth Paltrow, Goop markasıyla oyunculuktan çok, wellness dünyasının en güçlü figürlerinden birine dönüştü. Kate Hudson, Jessica Alba, Miranda Kerr gibi isimlerin de wellness dünyasındaki etkisi çok büyük. Wellness bugün Hollywood’un yeni kırmızı halısı gibi. Sizin bu konudaki görüşlerinizi çok merak ediyorum.
Wellness’ın daha görünür hâle gelmesi, daha fazla insanın sağlıklı yaşam, bilinçli tüketim, beden zihin dengesi ve kişisel bakım konularına ilgi duyması elbette çok değerli. Tanınmış isimlerin bu alana yönelmesi de geniş kitlelere ulaşmak açısından önemli bir etki yaratıyor. Ama burada dikkat etmemiz gereken çok önemli bir nokta var. Wellness sadece güzel görünmek, pahalı ürünler kullanmak, özel retreat’lere gitmek ya da sosyal medyada estetik bir yaşam sunmak değildir.
Gerçek wellness, insanın kendisiyle dürüst bir ilişki kurmasıdır; bedenine, zihnine, ruhuna, çevresine ve diğer insanlara nasıl davrandığıyla ilgilidir. Hollywood’un wellness’a ilgisi bu alanı popülerleştirdi, evet, fakat benim için wellness’ın en güçlü hâli kırmızı halıda değil; bir insanın sabah uyandığında kendine iyi bakmaya karar verdiği anda başlıyor. Bir annenin kendine on dakika ayırabilmesinde, bir gencin ekranı kapatıp yürüyüşe çıkmasında, bir çalışanın tükenmişliğini fark edip destek istemesinde, bir toplumun sağlıklı yaşamı herkes için erişilebilir kılmasında yatıyor. Bu nedenle popüler figürlerin wellness dünyasındaki etkisini değerli buluyorum, fakat wellness’ın özünü unutmamak şartıyla. İyi yaşam bir imaj değil, bir bilinç hâlidir.
Belgin Aksoy’un kendi iyi yaşam rutini nedir?
Sabahları erken kalkmayı, güneşi üzerime doğurmamayı seviyorum. Sosyal yaşamım müsaade ettiği sürece erken uyumaya gayret ediyorum. Erken saatte, aç karnına kardiyo yaptığım kırk dakika, sonrasında kendime odaklanabildiğim on beş dakika, günün kendimle baş başa kalabildiğim en kıymetli dakikaları. Kendimizle baş başa kaldığımızda duyduklarımızdan rahatsız olup kaçtığımız anlar olabilir ama yüzleşmeden de bazı şeyleri çözmek mümkün olamıyor. Yaklaşık sekiz yıldır vegan besleniyorum. Paketlenmiş gıda, işlenmiş, rafine şekeri tüketmiyorum. Hurma, kuru erik, kuru inciri tercih ediyorum. İçinde muhakkak sporun olduğu, kendime vakit ayırdığım, kendime vakit ayırmayı bir lüks olarak görmediğim bir hayatım var. Ben yoksam kimseye bir faydam yok, dolayısıyla benim iyi olmam lazım. Dokunmak istediğim birçok kalp, başarmak istediğim birçok proje daha var. Bol seyahatli, yoğun bir iş tempom var, eve dönünce TV izlemek yerine kitap okumayı tercih ediyorum. Wellness yaşam şeklim olduğundan beri, arkadaşlarımı delirtecek düzeyde sakin ve huzurlu bir insan hâline gelebilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Son yıllarda wellness otel ve wellness konaklama kavramları yükselişte. Richmond Nua gibi destinasyonlar, bir insanın iyi yaşam yolculuğuna başlamasında ya da bunu sürdürülebilir bir yaşam tarzına dönüştürmesinde nasıl rol oynuyor? Gerçek bir wellness otelinin tanımı nedir?
Wellness otel kavramı son yıllarda çok popüler hâle geldi ama benim için gerçek bir wellness oteli sadece SPA’sı olan, sağlıklı menüler sunan ya da yoga dersi veren bir yer değildir. Gerçek wellness oteli, misafirine bütünsel bir iyi yaşam deneyimi sunabilen yerdir. Bu deneyim sadece bedene değil; zihne, ruha, duygulara ve hatta insanın doğayla kurduğu ilişkiye de dokunmalıdır. Bir insan oradan ayrıldığında sadece dinlenmiş değil, kendisiyle yeniden bağ kurmuş hissetmelidir. Richmond Nua gibi destinasyonların önemi de burada ortaya çıkıyor. Çünkü doğru tasarlanmış bir wellness konaklaması, insana günlük hayatın hızından çıkıp kendini duyabileceği bir alan açar. Bazen insanlar iyi yaşam yolculuğuna nereden başlayacaklarını bilemez. Böyle yerler onlara ilham verir, rehberlik eder ve en önemlisi deneyim yoluyla farkındalık kazandırır. Gerçek bir wellness oteli, misafirine “Burada birkaç gün iyi hisset.” demez. “Buradan ayrıldığında hayatına taşıyabileceğin bir iyilik hâli edin.” der. Benim için fark burada başlıyor.
Sosyal medyada herkes iyi yaşam tavsiyesi veriyor. Siz bu işin mutfağını bilen biri olarak, önümüze çıkan sayısız wellness trendine nasıl bakıyorsunuz? Neye güvenmemiz gerektiğini nasıl ayırt ediyorsunuz?
Bugün wellness kelimesi çok fazla kullanılıyor ve bazen içi boşaltılabiliyor. Sosyal medyada gördüğümüz her parlak görüntü, her tavsiye, her trend gerçekten iyi yaşam anlamına gelmiyor. Güzel bir kahvaltı tabağı, kusursuz bir yoga pozu ya da lüks bir SPA görüntüsü ilham verici olabilir, ama wellness bundan çok daha derin bir şey. Ben her zaman şunu sorarım: Bu tavsiye gerçekten insanın iyiliğine mi hizmet ediyor, yoksa sadece bir tüketim alışkanlığı mı yaratıyor? İnsanları güçlendiriyor mu, yoksa onlara eksik hissettirip yeni bir ürün mü satıyor? Herkes için erişilebilir mi, yoksa iyi yaşamı sadece belirli bir gelir seviyesine mi ait gösteriyor? Güven konusunda da bilim, uzmanlık ve kişisel farkındalık çok önemli. Herkesin bedeni, hayatı, ihtiyaçları farklı. Birine iyi gelen şey başka birine iyi gelmeyebilir. Bu nedenle trendleri körü körüne takip etmek yerine, kendimize dönüp “Bu bana gerçekten iyi geliyor mu?” diye sormamız gerekiyor. Wellness’ın en gerçek hâli dışarıdan dayatılan değil, içeriden hissedilen hâlidir.
Hiç sevmediğiniz ama herkesin çok övdüğü bir wellness trendi var mı?
“Hiç sevmediğim” demektense, mesafeli durduğum bazı yaklaşımlar var diyebilirim. Özellikle insanlara iyi yaşamı bir mükemmellik projesi gibi sunan trendleri doğru bulmuyorum. Sabah 5’te kalkmazsanız, şu kadar adım atmazsanız, şu takviyeyi kullanmazsanız, şu retreat’e gitmezseniz iyi yaşamıyormuşsunuz gibi bir algı yaratılıyor. Bu beni rahatsız ediyor. Çünkü wellness insanı özgürleştirmeli, baskı altına almamalı. Bir diğer konu da aşırı detoks, aşırı kısıtlama, bedeni cezalandıran yaklaşımlar. Bedenimiz savaşmamız gereken bir şey değil; dinlememiz, anlamamız ve şefkat göstermemiz gereken en yakın yol arkadaşımız. Ben iyi yaşamın daha yumuşak, daha insani, daha sürdürülebilir tarafına inanıyorum. Disiplin önemlidir ama şefkatsiz disiplin, insanı iyileştirmez, yorar.
Wellness bugün modern bir kavram gibi konuşuluyor. Oysa Anadolu kültüründe hamamdan sofraya, komşuluktan doğayla kurulan ilişkiye, şükretmeye ve paylaşmaya kadar iyi yaşamın doğal karşılıkları var. Yerel değerlerimizin wellness dünyasındaki yeri hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bu soru benim için çok kıymetli. Çünkü ben wellness’ın aslında bize çok yabancı bir kavram
olmadığını düşünüyorum. Anadolu kültüründe iyi yaşamın çok güçlü ve doğal karşılıkları var. Hamam kültürü sadece temizlik değil, arınma ve sosyalleşmeydi. Sofra sadece yemek yemek değil, paylaşmak ve bağ kurmaktı. Komşuluk, yalnız kalmamak demekti. Şükretmek, sahip olduklarımızı fark etmekti. Doğayla ilişki, mevsime göre yaşamak, toprağın verdiğine saygı duymaktı. Bugün modern wellness dünyası bunları yeni kavramlarla anlatıyor olabilir ama biz bu değerleri yüzyıllardır kültürümüzde taşıyoruz. Bence Türkiye’nin ve Anadolu’nun wellness dünyasına söyleyecek çok güçlü bir sözü var. Global Wellness Day’in Türkiye’den dünyaya doğmuş olması da bu yüzden çok anlamlı. Biz iyi yaşamı sadece bireysel bir hedef olarak değil, toplumsal bir değer olarak gören bir kültürden geliyoruz. Paylaşmak, misafir etmek, birlikte olmak, şükretmek, doğaya saygı duymak… Bunlar gerçek wellness’ın özünde olan şeyler. Bence gelecekte wellness dünyası daha yerel, daha köklü, daha kültürel değerlere dönecek. Çünkü insanlar artık sadece yeni trendler değil, anlam arıyor.
Artık saatlerimiz uykumuzu, stresimizi, kalp atışımızı, nefesimizi ölçüyor, yani wellness teknolojiyle buluşuyor. Sizce geleceğin wellness’ı hangi yöne gidiyor?
Teknoloji wellness alanında çok önemli fırsatlar sunuyor. Bugün uykumuzu, kalp ritmimizi, stres seviyemizi, hareketimizi ölçebiliyoruz. Bu veriler doğru kullanıldığında insanın kendini tanımasına yardımcı olabilir. Erken farkındalık yaratabilir, sağlıklı alışkanlıkları destekleyebilir. Ama burada da denge çok önemli. Çünkü bazen kendimizi hissetmek yerine sadece ölçmeye başlıyoruz. Saatimiz iyi uyuduğumuzu söylüyorsa iyi hissediyoruz, kötü uyuduğumuzu söylüyorsa daha güne başlamadan kaygılanıyoruz. Oysa bedenimizin bize söylediklerini duymayı da unutmamalıyız. Bence geleceğin wellness’ı teknolojiyle insan sezgisinin dengelendiği bir yere gidecek. Yapay zekâ, kişiselleştirilmiş sağlık önerileri, önleyici tıp, uzun yaşam çalışmaları, mental sağlık teknolojileri çok daha fazla hayatımıza girecek. Ama insan dokunuşu, topluluk hissi, doğayla temas ve anlam arayışı her zaman merkezde kalmalı. Teknoloji bize veri verebilir; ama o veriyi bilgelikle kullanmak yine insana düşüyor.
Global Wellness Day dünyanın dört bir yanına yayılan bir harekete dönüştü. Bundan sonrası için gerçekleştirmeyi hayal ettiğiniz özel bir iş birliği ya da yeni bir proje var mı? Belgin Aksoy ve Global Wellness Day’i gelecekte neler bekliyor?
Türkiye’de doğan bir fikir, yüz yetmişten fazla ülkede kutlanan bir harekete dönüştü. Bu benim için sadece bir başarı hikâyesi değil; insanlığın iyi yaşama olan ortak ihtiyacının bir göstergesi. Bundan sonrası için en büyük hayalim, Global Wellness Day’in çocuklara, gençlere ve daha fazla topluluğa ulaşması. Çünkü iyi yaşam bilinci ne kadar erken yaşta kazanılırsa, hayatın geri kalanına o kadar güçlü bir şekilde yerleşiyor. Okullarda, şehirlerde, kurumlarda, hastanelerde, dezavantajlı topluluklarda daha fazla etki yaratmak istiyoruz. Ayrıca iyi yaşamın sadece bireysel değil, toplumsal bir konu olarak ele alınması gerektiğine inanıyorum. Gelecekte şehirlerin, kurumların ve hükûmetlerin, iyi yaşamı bir lüks değil, bir insan hakkı olarak görmesi çok önemli olacak. Benim kişisel hayalim ise Global Wellness Day’in, özünü koruyarak büyümeye devam etmesi. Ücretsiz, kapsayıcı, samimi ve dönüştürücü bir hareket olarak daha fazla insana ulaşmak. Çünkü hâlâ aynı şeye inanıyorum: Bir gün, gerçekten bir insanın tüm hayatını değiştirebilir. Ve bazen o değişim sadece bir soru ile başlar: “Bugün kendim ve dünya için daha iyi ne yapabilirim?”