Ekranda Devleşen Ruh – Asena Girişken
“Aldatmak”, “Üç Kuruş” ve “Çember” gibi projelerle adından söz ettiren, son olarak “Teşkilat” dizisindeki Suzan karakteriyle büyük beğeni toplayan Asena Girişken; oyunculuğuna yön veren tutkularını ve karakterlerinin ruhunda bıraktığı izleri MAG Okurları için paylaştı.
İzleyici sizi güçlü ve kararlı kadın rolleriyle tanıyor. Gerçek hayatta bu gücü dengeleyen, sizi siz yapan yönünüz hangisi?
Kendi hayatımda bu gücü dengeleyen şey, aslında hiç bitmeyen bir mücadele hâli. Haksızlıklara karşı, hislerim için, sevdiklerim ve mesleğim adına sürekli bir çaba içindeyim ama bunu sürekli bir savaş gibi düşünmeyin; daha çok, durmadan çalışma, üretme ve kendini geliştirme isteği… İçimde hep bir hareket, hep bir efor var bunlara dair. Beni ayık tutuyor. Sanırım beni ben yapan ve ayakta tutan şey de tam olarak bu.
Bugüne kadar oynadığınız karakterlerden hangisi, siz fark etmeden kişiliğinizden bir parçayı değiştirdi?
Çok güzel bir soru… Mutlaka hepsi bende bir şeyleri değiştirmiştir, çünkü onlarla uzun süre vakit geçiriyoruz; anlamaya çalışarak, köklerine inerek oynuyoruz, doğdukları evin şartlarına göre değerlendiriyoruz. Bir karakterin en alt katmanında yatan nedenleri keşfetmek beni her zaman çok etkiledi. Belki tek bir karaktere bağlayamam ama oyunculuğun temelinde olan “anlamaya çalışmayı bırakmamak” benim gerçek hayattaki ilişkilerimi de dönüştürdü. İnsanların davranışlarının arkasını daha çok görmeye, onları kendi dillerinden anlamaya başladım. Bu da sosyal hayatımda daha derin ve sağlam bağlar kurmamı sağladı.
Asena Girişken’i yakından tanıyanların hemen fark ettiği, sizi siz yapan o tavır sizce nereden geliyor? Hayata bakışınızda bunu en çok besleyen şey nedir?
Tutku… Ben her şeye karşı tutku duyuyorum. Bugüne kadar yapabildiğim ne varsa bu sayede yaptım. Küçücük, başkalarının kıymetsiz görebileceği bir şeyi bile tutkuyla yaparım. Bu, beni ben yapan en belirgin özelliklerden biri, çünkü beni aynı zamanda coşkulu, neşeli ve hayat dolu yapıyor. Hayata bakışımı en çok besleyen şey de bu aslında: Yaptığım şeyle gerçekten bağ kurmak. İster bir rol olsun, ister bir ilişki, ister günlük hayatta küçücük bir an… İçine kalbimi koymadan yapamıyorum. Sanırım insanlar beni yakından tanıdığında fark ettikleri o tavır da buradan geliyor; yaptığım her şeyi yüzde yüzümle yapmaya çalışıyorum, çünkü ben yarım yaşamayı bilmiyorum.
“Teşkilat” dizisinde canlandırdığınız Suzan Erginsoy, duygularını bastırarak ayakta kalmak zorunda. Sizce bu bastırılmışlık bir noktada insanı güçlendirir mi, yoksa içten içe çökertir mi?
Suzan’ın bastırılmışlığı aslında bir hayatta kalma biçimi. Bazen duygularını rafa kaldırmak insanı ayakta tutar, güçlendirir, çünkü o anda devam edebilmek için başka bir seçeneğin yoktur; ama bu uzun sürdüğünde, içeride birikmeye başlar ve insanı içten içe yorar. Asıl güç, neyi neden bastırdığını bilmek ve zamanı geldiğinde onunla yüzleşebilmek. Suzan tam da bu çizgide duran bir karakter; güçlü kalmak zorunda ama içinde taşıdığı her şeyle de yalnız. O yüzden izleyici onu sadece sert değil, çok kırılgan bir yerden de hissediyor, çünkü hiç ummadığımız bir anda âşık olduğu adamla kaçtı. Hislerinin peşinden gidiyor.
“Teşkilat” gibi temposu ve fiziksel yükü yüksek bir dizide, oyuncu olarak sizi en çok zorlayan şey ne oldu?
“Teşkilat”ın dünyası çok maskulen, temposu yüksek ve sert bir evren. Benim için en zorlayıcı tarafı aksiyonun fiziksel yükünden çok, böyle bir dünyanın içinde var olan bir kadını kurmak oldu, çünkü Suzan sadece güçlü değil, aklıyla, sezgileriyle ve duygusal dayanıklılığıyla ayakta duran bir kadın.
Bu erkek egemen yapı içinde, varlığını bağırarak değil, duruşuyla hissettiren bir karakteri oynamak çok hassas bir denge istiyor. Ne fazla sertleşmek ne de geri çekilmek… Tam o çizgide kalmak. Oyuncu olarak beni en çok besleyen ve zorlayan şey de buydu.
Dizi, seyircinin sizi algılayışını değiştirdi mi sizce? Gelen tepkiler hakkında neler söylemek istersiniz?
Evet, değiştirdiğini düşünüyorum. Seyirci beni daha çok duygusu açık, güçlü ama kırılgan karakterlerle tanıyordu. Suzan’la birlikte daha kontrollü, stratejik ve duygularını içinde yaşayan bir kadınla karşılaştılar. Bu da algıyı ister istemez başka bir yere taşıdı.
Gelen tepkilerde en çok dikkatimi çeken şey şu oldu: İnsanlar Suzan’ı “soğuk” değil, “derin” bulduklarını söylüyor. Onun ne hissettiğini anlamaya çalışıyorlar, satır aralarını okumaya çalışıyorlar. Bir oyuncu için bundan daha kıymetli bir şey yok, çünkü seyirci karakterle mesafe kurmuyor, onunla birlikte düşünmeye başlıyor.