© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Majestik Bir Şehir: Denizli

Majestik Bir Şehir: Denizli

Bazen bazı yerlere gidersiniz ve “Ben neden daha önce buraya gelmemişim acaba?” diye düşünürsünüz. O kadar seversiniz ki tarifi imkansızdır. Denizli’ye yaptığımız aile gezimizde aynısını düşündüm. Kızlarım da çok sevdiler her anını…

Denizli Çardak Havalimanı İstanbul’dan sadece 45 dakika mesafede. Bu sihirli yöremize ve şifalı sulara, binlerce yıllık antik kentlere ve 2 milyon yıl önce oluşmuş o muhteşem Salda Gölü’ne bu denli yakınız işte. Zamanımız yetmediği için pek çok yerini göremedim. Bu nedenle yazımın diğer yarısını onları da gördükten sonra yazacağım sizler için.

 

İlk durağımız Kaklık Mağarası oldu. Dinar depreminde kendiliğinden açılmış. Hatta tarlasını süren bir traktörlü insan da bu depremde içine düşmüş. Epey derinliği var ve şifalı sularla dolu olan bu mağara ilk adım attığımız yer oldu şehirde. Travertenlerin sarkıt ve dikit olarak yer altında olan halini düşününüz. Çevresine de sosyal alanlar yapılmış. Sonra Küp Şarapları fabrikasına bir ziyaret gerçekleştirdik. Bizi tesiste gezdirdiler. Denizli özellikle böğürtlen, nar ve vişneden yapılan meyve içecekleriyle dünya sıralamasında Fransa’ da çeşitli birincilikler kazanmış. Dünyada Türkiye bu alanda çok hızlı adımlarla hak ettiği yere yükselmekte.

 

Ağlayan Kaya Şelalesi, ormanın içinde muhteşem bir doğa harikası… Otuz metreden yere dökülen şelale zaman içinde rengarenk renkler oluşturmuş kayalarda. Orman içine ahşaptan çardaklar ve yer sofraları kurulmuş. Şelalenin ve ormanın sesini dinleyerek çay içtik orada oturup.

Ertesi gün tüm günümüzü Hierapolis antik kentinde geçirdik. Adını Amazon Kraliçesi Hiera’ dan alan bu kenti ne yazmakla ne de anlatmakla bitirebilirim. Tüm dünyada bu tür yerlerden çok fazla sayıda görmüş olmama rağmen bu denli büyük, etkileyici olup aynı zamanda da tam ve bütün olarak korunmuş olanına rastlamamıştım. Üst üste medeniyetler geçmiş sokaklarından Hierapolis’ in. Kentin şifalı suların yanında kurulmuş olması ve kutsal yerlere dolu olması adının Holy City kutsal şehir olarak olarak geçmesinde etkili. İsa’nın havarilerinden biri bu şehirde öldürülmüş. Apollon Tapınağı, içinden garip gazlar ve insan çığlıkları sesi gelen cin kuyusu ve özellikle amfi tiyatrosu insanın nefesinin kesilmesine neden oluyor ilk gördüğünüzde. M.Ö. 2. yüzyılda kurulan bu kentin sokaklarında yürürken her taşa her mezara her sütununa dokundum ve kendimi hiç yabancı gibi hissetmedim inanın.

 

Hem doğal hem de kültürel olarak Unesco dünya mirasları listesinde olan bu 2500 yıllık şehir ölmeden görülmesi gereken bir yer. Şehirden çıkarılan pek çok inanılmaz değerdeki heykel, lahit ve eserler şehrin hemen yanındaki müzede segilenmekte. Üzerlerindeki kabartmalar ve betimlenen bazı tanrı ve tanrıçaları başka hiç bir yerde görmeniz mümkün değil.

 

Travertenler şehri Hierapolis’ in hemen yanında bilinen o bembeyaz doğasıyla şifalı sular şırıl şırıl akmakta. Beyaz doğasıyla sanki başka bir boyuttasınız orada. Kleopatra’ nın havuzu diye bilinen içinde çeşitli mermer sütunlar ve tarihi esreler bulunan kristal temizliğindeki havuzda suyun sıcaklığından dolayı kışın girmeyi tercih edeceğim bir dahaki sefere. Ama biz buna rağmen saatlerce yüzdük, sütunların üstüne uzandık Kleopatra Havuzu’nda. Bu doğal şifa kaynağı binlerce yıllık tarih ve yaşanmışlıklarla olağan üstü bir atmosfer oluşturmuş. Günlük sirkülasyonun yoğunluğundan işletmede pek çok aksaklıklar vardı burada. Yurdumun her yerinin hep mükemmel olmasını arzu ediyorum.

 

Sonraki gün teleferikle yaylaya çıktık. Son derece modern ve medeni bir sistem. İnince servis size yaylaya götürüyor. Tertemiz ve harika tesisler kurulmuş.

 

Oradan en merak ettiğim yere doğru araba kullanmaya devam ederken yolda çerezleri ve bıçaklarıyla meşhur Serin Hisar’ da durduk. Bin çeşit çerezden biz de aldık. Arabadan çıkar çıkmaz burnumuza leblebi kokusu doldu zaten. Burası ayrıca Osmanlı’nın o meşhur kılıçlarının yapıldığı yermiş. Madenlerinden çıkan çelik soğuk düğme ile son derece güçlü ve paslanmaz bıçaklarıyla ünlüymüş. Bunlardan da aldık tabii ki.

 

Ve en sonunda anlatarak ve yazarak bitiremeyeceğim başka bir yerdeydik artık. Salda Gölü. Bir gök taşı düşmesi sonucu oluşan bu krater göl 184 metre derinliği ile dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Çok büyük bir göl Salda ve bir bölümü bembeyaz. Arabamızı park ettim. Ben ve çocuklarım sabırsızlıkla uzunca beyaz bir alanı yürüyerek aştık ve sonunda suya ulaştık. İlk başta buz gibi gelen su sonradan sıcacık oldu. Hayatımda hiç şekerli bir suda yüzmemiştim. Gerçekten çok etkileyici bir manyetik alanı var suyun ve gölün. Hala ilim ve bilim araştırmaları yapılıyor gölde zira yapısındaki bileşenler tamamen Mars’ ın yüzeyi ile aynıymış. Salda Gölü’ nde dünyada başka yerde yaşamayan pek çok balık, kuş, ördek ve çeşitli hayvanlar da var. Kumsaldaki hamurumsu çamur ise gölün alkali suyu gibi pek çok hastalığa şifa kaynağı.

 

Denizli, bunca zaman gitmediğim için kendime şaşırdığım bir şehrimiz. Tamamen bağlandım artık oraya. Daha göremediğim pek çok antik kenti, şelalesi, mağarası, gölü ve güzelliği var. En kısa zamanda tekrar görüşmek seni kaleme almak üzere şimdilik hoşçakal güzel Denizlim.

 

Uçaktan iner inmez kocaman güler yüzüyle bizi karşılayan Soner Bey’ i ve Şükrü Bey’ i hiç unutmayacağım.

Yazar Hakkında /

Ankara doğumlu olan Sinem Yıldırım; ilk, orta ve lise eğitimini İzmir'de tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Çeşitli dizi ve yapımlarda yer almıştır. İki kız çocuğu annesidir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.