Çevre Dostu ve Sürdürülebilir Tasarımlar – Lo-Fi House
Hızlı tüketim anlayışına karşı doğal, zamansız ve el yapımı üretim felsefesini benimseyen Lo-Fi House’un kurucu ortakları Damla ve Ahmet Arslan ile İzel ve Mert Çağlar, sürdürülebilir tasarım yaklaşımlarını ve markanın çıkış hikâyesini MAG Okurları için anlatıyor.
Lo-Fi House’u kurmaya karar verdiğiniz o kırılma anı neydi? Sizi seri üretim mobilyalardan uzaklaştırıp bu doğal ve el yapımı dünyaya iten ne oldu?
Lo-Fi, rahatsız olduğumuz bir durumdan doğdu. Son yıllarda birçok markanın doğa dostu bir dil kullandığını görmeye başladık ancak, mağazalarda küçük bir bölüm “çevre dostu” ya da “doğa dostu” olarak etiketlenirken geri kalan büyük bölümde sentetikler, plastikler ve kısa ömürlü ürünler satılmaya devam ediyor. Bu yaklaşım samimi değil. Bizim için doğa dostu olmak bir etiket meselesi değil. Eğer gerçekten doğayı önemsiyorsanız, raftaki tüm ürünlerinizi de o anlayışla tasarlamanız gerekir. Bizim çıkış noktamız da buydu. Bir anlamda, hızlı tüketilen mobilyaların karşısında daha yavaş, daha doğal ve kalıcı bir yaklaşımı temsil ediyoruz.
Üretimlerinizde hangi malzemeleri kullanmayı tercih ediyorsunuz? Bu malzemeleri seçerken ekolojik dengenin korunması sürecini nasıl yönetiyorsunuz?
Mobilya endüstrisi için ayrılmış plantasyonlarda yetişen, kendini hızla yenileyen ve ömrünü tamamladığında toprağa organik şekilde karışabilen malzemeleri kullanıyoruz. Ana malzememiz rattan. Bunun yanında su sümbülü, deniz yosunu ve bambu gibi doğal lifler tercih ediyoruz. Son dönemde, Türkiye’deki FSC sertifikalı ormanlardan elde ettiğimiz kerestelerle ahşap üzerine de çalışmaya başladık.
Mekânın insan üzerindeki etkisini nasıl tanımlarsınız?
Milyonlarca yıl boyunca doğanın içinde evrimleşmiş bir türüz ancak, Sanayi Devrimi’yle birlikte üretim ve tüketim tamamen farklı bir yöne evrildi. Bugün birçok marka için asıl motivasyonun hız ve ticari ölçek hâline geldiğini görüyoruz. Bu sistem doğal olarak daha hızlı üretmeye, daha hızlı tüketmeye ve çoğu zaman doğayla pek uyumlu olmayan seçimler yapmaya yönlendiriyor. Oysa insanın varoluşsal temeli doğa. Bu yüzden doğal unsurların olduğu mekânlarda kendimizi daha sakin, dengeli ve güvende hissediyoruz. Biyofilik tasarım üzerine yapılan araştırmalar da doğaya olan erişim arzumuzu kültürel bir tercihten ziyade temel bir insani ihtiyaç olarak göstermiştir.
Yerel zanaatkârlarla çalışmanın zorlukları ve güzellikleri neler? Modern dünyada el işçiliğini sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürmek ne kadar zor?
Yerel zanaatkârlarla çalışmak bizim için çok değerli. Her biri binlerce yıllık bir geleneği yaşatıyor ve bunu büyük bir saygıyla anmak gerekiyor. Biz de el işçiliğini yalnızca bir üretim yöntemi değil, korunması gereken kültürel bir miras olarak görüyoruz. Sınırlı üretim kapasitesine sahip atölyelerle çalışıyoruz ve bu sayede her ürüne vakit ayırabiliyor, detaylarını titizlikle inceleyebiliyoruz.
Bugün el işçiliğiyle üretimin sürdürülebilir olup olmadığı sıkça tartışılıyor ancak, sürdürülebilirlik temelde insanların tüketim alışkanlıklarından başlıyor. Sürdürülebilirlik önce tüketicinin ihtiyacı kadarını tüketmeyi öğrenmesiyle ilgili. Bu bilinç yerleştiğinde zanaata dayalı üretim zaten doğal olarak sürdürülebilir bir model hâline geliyor.
Uzun vadede ise, tedarik sürecimizden kaynaklanan karbon yükümüzü azaltmak için Türkiye’de bir zanaat topluluğu oluşturarak üretimi yerelleştirmeyi hedefliyoruz.
Hızlı mobilya tüketiminin bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, insanlara “bir kez al, ömür boyu kullan” fikrini aşılamak için neler yapıyorsunuz?
Öncelikle trendleri ve modayı takip etmiyoruz, çünkü bunlar belirli dönemlere sıkışan ve sürekli tekrar eden şeyler. Bizim amacımız ise zamandan bağımsız, sonraki nesillere de aktarılabilen, ömrünü tamamladığında ise toprağa nazikçe geri dönebilen tasarımlar sunmak. Bu yüzden geçici eğilimler yerine zamansız formlara odaklanıyoruz. İnsanların kısa süre sonra değiştirmek isteyeceği ürünler değil, onlarla birlikte dönüşüm geçirecek ve yaş alacak parçalar sunmaya çalışıyoruz. Doğal malzemelerle çalışmanın en güzel tarafı da burada ortaya çıkıyor. Zaman içinde geçirdikleri değişim, üzerlerinde oluşan izler ve dokular tasarımın yaşayan karakterini size özel bir deneyim hâline getiriyor.