Yeşim Dalgıçer Ağaoğlu: Sanat ve Hayat Dengesi
Kariyerini kendi emeğiyle inşa ederken evlilikle birlikte hayatında yeni bir sayfa açan Yeşim Dalgıçer Ağaoğlu, bağımsız duruşunu, karakterlerine kattığı kadın gücü dokunuşlarını ve sanatsal yolculuğundaki dönüşümü MAG Okurları için anlattı.
Yıllarca ekranda “Yeşim Dalgıçer” olarak tek başınıza bir marka inşa ettiniz. Şimdi bu ismin yanına Türkiye’nin en güçlü soyadlarından biri eklendi. Aynaya baktığınızda veya bir imza attığınızda, bu yeni kimlik, oyunculuğunuzdaki o bağımsız, “kendi ayakları üzerinde duran kadın” imajını nasıl besliyor ya da değiştiriyor?
Yıllarca mesleğimi yaparken, kendi ismimle var olmayı, kendi emeğimle bir duruş inşa etmeyi seçtim. Hatalarla, cesaretle ve sabırla. Asla işin kolayına kaçmadan, kendi adımı emeğimle yazdım. Soyadımın değişmesi o hikâyeyi silmedi, kimliğimi dönüştürmedi. Sadece başka bir sayfa açtı. Aynaya baktığımda hâlâ aynı kadını görüyorum: Kendi ayakları üzerinde duran, yaptığı işi sahiplenen, kendi yolunu kendi adımlarıyla açan bir kadın. Sadece artık bu duruşun yanında başka bir sorumluluk daha var; kendi alanımı korurken, birlikte büyümeyi de öğrenmek. Kim olduğumu kaybetmeden, hangi yollarda yürüdüğümü unutmadan, hayallerimden vazgeçmeden… Olgunlaşarak, birlikte büyüdüğümüz çok güzel bir ilişkim var. Soyadının değişmesi beni başka bir yere taşımadı; sadece hikâyemi genişletti.
Yer aldığınız işlerde, bir karakterden diğerine geçerken zihinsel bir sıfırlama süreciniz var mı? Örneğin; “Sakarya Fırat”taki Ayda Teğmen gibi sertlik gerektiren bir rolden, “İnadına Aşk”taki gibi daha feminen ve komedi unsurları barındıran rollere geçiş yapmıştınız…
Ben biraz ara vermeyi, mola vermeyi tercih ediyorum. Oynadığım karakter set süresince, benim kendi hayatımda da bir parça yaşamaya ister istemez devam ediyor. Her ne kadar onu sette bırakmaya çalışsam da, ne düşünür, ne hisseder, başına neler gelecek gün içinde kafamı meşgul ediyor. İzleyici de genelde beni o karakterle özdeşleştirdiği için hem kendimde hem de izleyicide zihinsel bir sıfırlanma olması için biraz ara veriyorum. O zaman izleyici de beni yeni karakterimle kabul edebiliyor. Genelde oyuncuları çok az farklı rollerde görmeye başladık, belli rollerin belli oyuncuları olmaya başladı. Ben kendi sınırlarımı zorlamayı tercih ediyorum. Bugüne kadar yer aldığım projeler arasında tutmayan ya da erken final yapan bir iş olmadı. Kariyerimde zaman zaman bir iki yıllık aralar verdim ama her dönüşümde, canlandırdığım karakter seyirciyle güçlü bir bağ kurdu.
Dizi ve film sektörünün çalışma saatlerinin yoğunluğu, reyting kaygısı derken, set dışında ruhsal dengenizi nasıl koruyorsunuz?
Denge ve içsel dayanıklılık benim bir oyuncu olarak sorumluluğum aslında. Ben öyle düşünüyorum. Önce, bir insan olarak kendi duygularımla başa çıkabilmeyi öğrenmem gerekiyor ki oynamaya hazır olabileyim. O yüzden her akşam uyumadan önce zihinsel olarak o günün enerjilerinden, kaygılarından arınıp, öyle uyuyorum. Bir nevi günün kapanışını yapıyorum. Genel olarak çok kaygıyla yaşayan birisi değilim. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ama benim inisiyatifimde olmayan şeyleri de akışına bırakmaya çalışıyorum. Çok kalabalık bir ekip işi yapıyoruz. Bu sebeple herkesin kaygısı, set yorgunluğu zaman zaman birbirini etkiliyor tabii ki ama ben kendi merkezimde kalabiliyorum. Duyguları görmezden gelip, biriktirip tükenmek yerine, daha duygu geldiğinde, böyle cımbızla yakalayıp, “Şu anda böyle hissediyorum, şartlar şöyle, ben bunları değiştirebilir miyim, yoksa bu şartlarda ruhsal dengemi koruyarak nasıl devam edebilirim?” onu sorguluyorum. Hayatımda duygularımı ve yaşadıklarımı paylaşabildiğim sağlam dostluklarım var. Onlarla her şeyi paylaşabilmek de büyük bir denge unsuru. Bunun yanında yalnız kalmaya da ihtiyaç duyuyorum; bazen kendi sessizliğimde doğa yürüyüşleri yapıyorum. Bazen bir kitabın içine çekilip dünyayla arama tatlı bir mesafe koyuyorum. Set dışında bu küçük ama kıymetli alanlar beni yeniden merkeze getiriyor ve dengemi korumama yardımcı oluyor.
Kariyeriniz boyunca canlandırdığınız kadınlar arasında; “Bu kadının mücadelesi benim hayata bakışımı ve kadın dayanışmasına olan inancımı değiştirdi.” dediğiniz bir rol var mıydı?
Elbette kadın hikâyelerinin görünür olması çok kıymetli. Bir karakterin direnci, kırılganlığı ve dönüşümü bana dokunuyorsa, orada zaten evrensel bir bağ kuruluyor. Leyla karakteri benim için çok öğreticiydi. Boşanmış, çocuğu olan ve çocuğu için eski eşinin ailesiyle yaşayan bir kadındı. Bazen hayatta kendi konforundan, hatta kendi sınırlarından feragat ediyorsun; sadece sevdiklerini ayakta tutabilmek için. Aynı çatı altında, farklı yaralarla ama ortak bir amaçla bir arada duran kadınların birbirine nasıl güç verdiğini görmek etkileyiciydi. Sevgi, sorumluluk ve fedakârlık üzerinden kurulan bu direnci, komedi ve dram unsurlarıyla birleştirmek bana çok şey kattı.
Karakterlerinize eklediğiniz o kadın gücü dokunuşları genellikle neler oluyor?
Benim için “güç” yüksek sesle konuşmak, sert olmak değil. Güçlü kadın deyince anladığım; sınırlarını bilen, duygusundan utanmayan ve kırılganlığını bir zayıflık gibi saklamayan, sessiz kaldığı anlarda bile bir duruşu, bir bakışı olan, başına gelenleri kabullenmek yerine onlarla ne yapacağını seçen kadın… Detaylarda çalışıyorum: Nefesi, yürüyüşü, susuşu, çünkü gerçek güç çoğu zaman büyük hareketlerde değil, küçük ama bilinçli seçimlerde ortaya çıkıyor. Bu da karakteri hem sahici hem de ilham verici kılıyor.
Sizi yıllardır takip eden ve “İnadına Aşk” gibi işlerle bağ kuran hayran kitleniz, sizin artık sadece bir eş olmanızdan korkuyor. Onlara, sanatsal üretiminizin bitmediğine dair nasıl bir söz verebilirsiniz?
Hayatımda çok yeni ve kıymetli bir dönemin içindeyim. Bu süreçte biraz durup nefes almaya, kendimi dinlemeye ihtiyacım vardı; ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bu bir vazgeçiş değildi, tam tersine yeniden güç toplama zamanıydı. Sanatsal üretimim bitmedi; içimdeki anlatma isteği, sahnede ve kamera karşısında var olma tutkum hâlâ çok canlı ve sürekli üzerinde çalışıyorum. Bu süreçte sevenlerimin beni yalnız bırakmaması ve destekleri gerçekten çok kıymetliydi. Güvenleri ve sevgileri bana her zaman cesaret verdi. En kısa sürede yeni bir işle yeniden buluşmayı ben de sabırsızlıkla bekliyorum.
FOTOĞRAF: SİNEM YAZICI
STYLING: EYLEM YILDIZ
SAÇ: MEHMET TÜRKİBİS
MAKYAJ: RUKİYE YILDIRIM
STYLING ASİSTANI: SUDE ATASOY
MEKAN: ÇAKIRBEY ATLI SPOR KULÜBÜ