Uzm. Dr. Miray Özlem Tümer – Sağlıklı Yaş Almak
Longevity yaklaşımının bilimsel temellerini, hücresel yaşlanma sinyallerini ve genetikten epigenetiğe uzanan yaşam tarzı etkilerini anlatan Uzm. Dr. Miray Tümer, uzun ve sağlıklı yaşamın püf noktalarını MAG Okurları için paylaştı.
Son yıllarda anti-aging kavramı yerini “longevity”ye bıraktı. Longevity’nin temel sırları nelerdir?
Anti-aging uzun yıllar boyunca daha çok “genç görünmek” üzerinden konuşuldu. Oysa bugün biliyoruz ki gerçek gençlik, hücrelerin ne kadar sağlıklı çalıştığıyla doğrudan ilişkili. İşte bu noktada “longevity”, yani uzun ve sağlıklı yaşam kavramı öne çıkıyor. Longevity’nin özü; sadece ömrü uzatmak değil, yaşam kalitesini koruyarak yaş almak. Enerjik uyanabilmek, zihinsel berraklığı sürdürmek, kas gücünü ve cilt sağlığını yıllar içinde kaybetmemek bu yaklaşımın temel hedefleri arasında.
Bilimsel olarak baktığımızda longevity; hücrelerin kendini onarma kapasitesini desteklemek, kronik inflamasyonu azaltmak, oksidatif stresi kontrol altına almak ve mitokondri sağlığını korumak üzerine kurulu bir denge sistemi. Günlük hayatta ise bu; kişiye özel beslenme, kaliteli uyku, düzenli ama doğru egzersiz, stres yönetimi ve vücudu yoran toksik yüklerin azaltılması anlamına geliyor. Kısacası longevity bir kür ya da tek bir uygulama değil; bilinçli bir yaşam biçimi.
Hücrelerin yaşlandığını gösteren temel biyolojik sinyaller nelerdir? “Inflammaging” ve telomer kısalması cilt yaşlanmasıyla nasıl ilişkilidir?
Yaşlanma, sandığımız gibi aynada başlayan bir süreç değil; hücre seviyesinde çok daha erken başlıyor. Bu sürecin en önemli göstergelerinden biri “inflammaging” olarak adlandırılan, düşük seviyeli ama uzun süre devam eden kronik inflamasyon. Vücut sürekli inflamasyon hâlindeyken hücreler kendini onarmaya değil, hayatta kalmaya odaklanır. Bu da zamanla yenilenme mekanizmalarının yavaşlamasına neden olur… Bir diğer kritik mekanizma ise telomer kısalmasıdır. Telomerleri hücrelerin biyolojik yaşı gibi düşünebiliriz. Her hücre bölünmesinde biraz daha kısalırlar ve belli bir noktadan sonra hücre ya yaşlanır ya da işlevini kaybeder.
Cilt, bu biyolojik süreçlerin en net yansıdığı organdır. Kronik inflamasyon arttıkça kolajen ve elastin yıkımı hızlanır, telomerler kısaldıkça cilt hücrelerinin yenilenme hızı düşer. Bunun sonucunda; elastikiyet kaybı, ince çizgiler, lekelenmeler ve cildin canlılığını kaybetmesi ortaya çıkar. Bu nedenle cilt yaşlanması yalnızca kozmetik bir konu değil, vücudun içeriden verdiği biyolojik bir sinyaldir.
Genetik mi daha belirleyici, epigenetik mi? Yaşam tarzı seçimleri genlerin çalışma şeklini değiştirebilir mi?
Genetik faktörler yaşam süremizin yaklaşık %20 ila %30’unu belirler. Geri kalan büyük pay ise epigenetik etkilere aittir. Epigenetik; genlerimizin kendisinden çok, nasıl çalıştığını belirleyen yaşam tarzı faktörlerini ifade eder. Ne yediğimiz, ne kadar uyuduğumuz, stresle nasıl başa çıktığımız, hangi toksinlere maruz kaldığımız, hatta günlük duygu durumumuz bile genlerin aktif ya da pasif hâle gelmesini etkileyebilir. Yani genetik bir yatkınlığa sahip olmak, o sonucu mutlaka yaşayacağımız anlamına gelmez. Doğru yaşam tarzı seçimleriyle; inflamasyonu arttıran genlerin baskılanması, hücresel onarım ve uzun yaşamla ilişkili genlerin aktive edilmesi mümkündür. Longevity yaklaşımının en umut verici tarafı da tam olarak budur: Genlerimizi değiştiremeyiz ama onları nasıl yöneteceğimizi büyük ölçüde seçebiliriz.