Radyasyon Onkolojisinde Yenilikler – Medicana International Ankara Hastanesi
Medicana International Ankara Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Kaan Oysul, radyasyon onkolojisindeki teknolojik gelişmeleri ve tedavilerde yan etkileri azaltma hedefinin bugün geldiği noktaya MAG Okurlarıyla paylaşıyor.
Akademik ve mesleki yolculuğunuzdan bahseder misiniz?
Eskişehir Anadolu Lisesinden sonra girdiğim Gülhane Askeri Tıp Akademisinden 1992 yılında mezun oldum. Mecburi kıta görevim sonrası başladığım uzmanlık eğitimimi aynı merkezde bitirdikten sonra, ABD Pittsburgh Üniversitesinde 2005 yılında Stereotaktik Radyocerrahi Fellowship programını tamamladım. Doçent ve profesörlüğü takiben 2012 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisinden ayrıldım. O tarihten beri Medicana International Ankara Hastanesinde çalışmaktayım.
Radyasyon onkolojisi, son yıllarda hem teknoloji hem de yaklaşım açısından büyük bir dönüşüm yaşıyor. Sizce bu alanı geçmişe kıyasla en çok ileri taşıyan değişim ne oldu?
Son otuz yıldaki teknolojik değişimlerin en fazla katkısı göz hastalıkları ve radyasyon onkolojisi alanında oldu. Tedavi planlama ve uygulamalarında beş kez devrim niteliğinde değişiklik oldu. İlk başladığımda bir boyutlu tedaviler yaparken, bugün görüntü rehberliğinde adaptif, volümetrik modülasyonlu ark tedavileri uyguluyoruz. Bu sayede tedavi etmek istediğimiz vücut bölgesini çevreleyen sağlam dokuyu daha iyi koruyarak, tedavi etmek istediğimiz bölgeyi homojen bir şekilde ışınlamak; tedavi etkinliği ve yan etki açısından bizlere, dolayısıyla hastalara çok büyük bir katkı sağladı. Bir diğer yenilik “stereotaktik radyocerrahi” ve “stereotaktik beden radyoterapisi” adını verdiğimiz tedavi yöntemidir. Aynı radyasyonu kullanarak, standart radyoterapiden farklı etki mekanizmasına, farklı biyolojiye, kısa tedavi süresine sahip; nokta atışı olarak tanımlayabileceğimiz yeni bir tedavi yaklaşımı diyebiliriz. Bugün radyoterapi pratiğinin neredeyse yarısını işgal ediyor ve zaman içinde payı artacak gibi duruyor. Radyasyon onkolojisini ileri taşıyan en büyük değişim ise ışını nereye ve ne zaman verdiğimizi artık biyoloji, adaptasyon ve hasta özelinde düşünmeye başlamamızdır.
Son yıllarda radyasyon tedavilerinde sıkça vurgulanan “yan etkileri azaltma” hedefi, geldiğimiz noktada ne ölçüde karşılık buluyor?
Yeni teknolojiler sayesinde bu mümkün oluyor. Biz yan etkileri bir ve dört arasında sınıflandırıyoruz. Eskiden dört şiddetinde yan etkiler mecburen kabul edilebilirken, bugün yan etki şiddetlerinin üç ve altında olması kabul görüyor. Tabii ki amaç yalnızca yan etkileri azaltmak değil; bu sayede tedavi etkinliğimizde de ciddi kazanımlar mevcut.
Yan etkileri azaltma konusunda hangi eğitim veya multidisipliner yaklaşımlar öne çıkıyor?
Teknolojiye açık bir toplumuz; hemen kabul ediyor ve başarıyla kullanıyoruz ama kanser tedavisinde teknoloji tek başına çözüm değil, multidisipliner yaklaşımla çözülmesi gereken bir problem. Yani hastalığın durumuna göre cerrahi, radyoterapi ve ilaç tedavisinin tek başına, ikili veya üçlü kombinasyonlarla kullanılması gerekiyor. O nedenle biz kanser tedavisiyle uğraşan farklı uzmanlıklara sahip doktorlar tedavi kararına birlikte karar veriyor ve uyguluyoruz. Aynı multidisipliner yaklaşım; yan etkileri azaltma konusunda, hatta destek tedavi ve tedavi edilen kanser hastalarının hayatlarını nasıl yaşaması gerektiği konusunda da gösterilmeli. Bu da diyetisyen, fizik tedavi rehabilitasyon, psikoloji ve psikiyatri gibi farklı disiplinlerin bir arada, multidisipliner bir anlayışla yaklaşımı sayesinde olabilir. Biz tedavi ve tedaviye bağlı yan etkiler konusunda problemi büyük oranda çözmüşken tedavi sonrasında hastalarımıza destek olacak birliktelikler hâlâ istenen düzeyde değil. Kısa sürede bu sorunu da aşacağımız konusunda şüphem yok.
Yeni nesil PET/CT gibi görüntüleme teknolojileri tedavi planlamasında nasıl fark yaratıyor? Geliştirilen yeni yöntemler ve teknolojiler, hastaların tedavi konforu ve günlük yaşam kalitesi üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?
Bizim kanser doktoru olarak amacımız hem bu hastalığı iyileştirmek hem de tedavi esnasında ve sonrasında en az yan etkiyle bu başarıya ulaşmak. PET/CT adını verdiğimiz görüntüleme sistemi bize hastalığı yalnız anatomik olarak değil, aynı zamanda fonksiyonel olarak da göstermekte. Bu sayede biz de tedavimizi tümörün yalnızca anatomik durumuna göre değil, fonksiyonel durumuna göre de şekillendirme şansına sahip oluyoruz.