Mariam A. Khan – Kadın Güçlenirse Dünya Güçlenir
Kadınların yaşam döngüsü boyunca güçlenmesinin neden sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı olduğunu anlatan UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam A. Khan, kadın hakları konusundaki profesyonel vizyonunu ve kişisel yolculuğundaki motivasyonunu MAG Okurlarıyla paylaşıyor.
Sizi daha yakından tanımak adına; kökenleriniz, aldığınız eğitim, profesyonel uzmanlık alanlarınız ve sizi tanımlayan kişisel hayat hikâyenizden bahseder misiniz?
İngiltere’de doğdum. Çocukluğum, ergenliğim, öğrencilik yıllarım ve daha sonra bir diplomat olarak çalıştığım dönem boyunca Cezayir’den Çin’e, Endonezya’dan Laos’a, Pakistan’dan Tanzanya’ya birçok farklı ülkede yaşadım. Kültürler arasında büyümek, dünyaya bakışımı çok erken yaşta şekillendirdi. Büyüdüğüm ailede, sahip olduğum fırsatlar çoğu zaman o dönemde yaşadığımız ülkenin kültürüne bağlıydı. Erkek kardeşlerimse nerede yaşarsak yaşayalım daha fazla özgürlüğe ve seçeneğe sahipti. Bu durum beni küçük yaşlardan itibaren adalet ve fırsat eşitliği üzerine düşünmeye yöneltti. Neden bazı insanların seçim hakkı varken bazılarının yok? Bu sorgulama aslında hayatımın tamamını şekillendirdi.
Sosyoloji ve Nüfus Çalışmaları alanlarında iki yüksek lisans yaptım. Bu alanları seçmemin nedeni, toplumların nasıl işlediğini ve doğru politikaların insanların hayatlarına, özellikle de kadınların ve gençlerin yaşamlarına nasıl dokunduğunu anlamak istememdi. Son yirmi beş yıldır Asya, Afrika, Orta Doğu, Avrupa ve Kuzey Amerika’da kalkınma ve insani yardım programlarına liderlik ettim. Eşitlik, güvenlik, fırsat ve umudun farklı coğrafyalarda ne anlama geldiğini de yakından görme fırsatı buldum.
Öte yandan, seçtiğim kariyeri sürdürebilmem için kendi kariyer yolunda değişiklik yapmayı seçen bir eşim, iki de çocuğumuz var. Bu deneyim de bana, eşitliğin yalnızca bir kavram değil, günlük hayata geçirilmesi ve her gün desteklenmesi gereken bir değer olduğunu çok daha somut biçimde öğretti.
Kısacası benim hikâyem, doğru olanı yapma konusundaki güçlü inancımla şekillendi. Çok basit bir ilkeye inanıyorum: Her kadın ve genç, kendi hayatı hakkında bilinçli kararlar verebilme ve potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştirebilme hakkına sahip. Kadınların ve gençlerin güçlenmesinin, herkes için daha adil ve daha sürdürülebilir bir dünya kurmanın en temel koşulu olduğuna yürekten inanıyorum.
Kasım 2024’ten bu yana Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) Türkiye temsilciliğini, Azerbaycan ve Gürcistan’ın ülke direktörlüğünü yapıyorsunuz. Bu üç farklı ülkenin kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki ortak öncelikleri ve farklı dinamikleri hakkındaki gözlemleriniz nelerdir?
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın her birinin kendine özgü sosyal ve kültürel dinamikleri var; ancak, üç ülkede de çok net bir ortak öncelik öne çıkıyor: Kimsenin geride bırakılmadığı bir gelecek için herkesin eşit haklara, fırsatlara ve hizmetlere erişimini sağlamak.
Üç ülkede de benzer zorluklarla karşılaşıyoruz. Kadınların sağlık ve koruma hizmetlerine, sosyal ve ekonomik kaynaklara eşit erişimi hâlâ önemli bir mesele. Cinsiyete dayalı kalıp yargılar ve yerleşik bazı sosyal normlar; kadınların haklarını ve seçimlerini şekillendirmeye ve hem ekonomik hem de sosyal yaşama tam katılımlarını sınırlandırmaya devam ediyor. Bununla birlikte, hem kurumlar hem de sivil toplum tarafında, cinsiyet eşitliğini ilerletmeye dair güçlü ve artan bir çaba olduğunu da görüyoruz.
Bir diğer önemli ortak odak noktası ise demografik dayanıklılık; yani toplumların değişen nüfus dinamiklerine nasıl uyum sağladığı. Bu; kadınları aile dostu politikalarla desteklemeyi, kadın istihdamını güçlendirmeyi ve kadınların kendi bedenleri ve gelecekleri hakkında bilinçli kararlar verebilmelerini sağlamayı içeriyor. Dolayısıyla benim mesajım çok net: Sağlıklı, güvende hisseden, güçlenmiş ve ekonomik olarak aktif kadınlar, güçlü ve dayanıklı toplumların temelidir. Kadınlar güçlendiğinde aileler, toplumlar ve ülkeler de güçlenir.
Sizin liderliğinizde bu yılki 8 Mart’ın bu bölgedeki ana teması veya önceliği nedir? Yerel topluluklara hangi mesajı vermeyi hedefliyorsunuz?
Dünya Kadınlar Günü’nün 2026 küresel teması: Rights. Justice. Action. For all women and girls. “Tüm kadınlar ve kız çocuklarına eşit haklar ve adalet için harekete geç.” şeklinde çevirebiliriz belki. Biz UNFPA olarak, hamilelikten ve erken çocukluk döneminden başlayarak ergenlik, gençlik, çalışma hayatı, menopoz ve yaşlılığa kadar yaşamın her aşamasında; hem kalkınma hem de gerektiğinde insani yardım koşullarında kadınları ve kız çocuklarını destekliyoruz. Bu nedenle bu yılki Kadınlar Günü temasına “yaşam döngüsü” dediğimiz bir perspektifle yaklaşıyoruz. Bunu basitçe şöyle anlatabilirim: Cinsiyet eşitsizliği kümülatif bir süreç. Yaşamın erken dönemlerinde başlayan eşitsizlikler zamanla derinleşiyor ve bir kadının sağlığını, eğitimini, ekonomik ve sosyal fırsatlarını hayatı boyunca etkiliyor. Bu nedenle eşitsizlikle mücadelede yaşamın tüm aşamalarını birlikte düşünmek gerekiyor. Güvenli annelikten çocuk yaşta evliliklerin önlenmesine, gençlerin güçlenmesinden sağlıklı yaşlanmaya kadar hakların ve adaletin her yaş ve koşulda güvence altına alınması gerekiyor. Dolayısıyla bu yılki Kadınlar Günü kampanyamız ile vermek istediğimiz ana mesaj şu: Kadınlara ve kız çocuklarına hayatlarının her aşamasında yatırım yapmak yalnızca bir eşitlik meselesi değil, daha güçlü ve daha dayanıklı toplumlar inşa etmenin ve sürdürülebilir kalkınmanın da anahtarı.
Kariyeriniz boyunca, gittiğiniz ülkelerde değişim süreçlerini yönettiniz. Kadınların güçlenmesinin önündeki en büyük yapısal engel sizce nedir? Bu engel tüm dünyada ortak mı?
Eğer tek bir temel yapısal engel söylemem gerekirse, bunun az önce de bahsettiğim gibi cinsiyet eşitsizliğinin birikimli doğası olduğunu söylerim. Bu tek bir engel değil elbette; doğumdan ileri yaşlara kadar bir kadının hayatını şekillendiren toplumsal beklentiler ve kalıp yargılar ile haklara ve hizmetlere eşit erişimdeki eksiklikler gibi birbirini besleyen pek çok unsurdan oluşan bir yapı. Bu örüntüyü dünyanın birçok farklı yerinde görüyoruz. Biçimleri ve bağlamı değişse de, temel sorun aynı kalıyor.
Şöyle düşünün; bir kız çocuğu kaliteli eğitime erişemiyorsa, ilerleyen yıllarda ekonomik fırsatları daha sınırlı olabilir. Genç bir kadın evdeki ücretsiz bakım yükünün büyük kısmını tek başına üstleniyorsa, iş gücüne katılımı kısıtlanabilir. Orta yaşta sağlık ihtiyaçları göz ardı edildiğinde bu durum hem yaşam kalitesini hem de üretkenliği doğrudan etkileyebilir. Zaman içinde katmanlanan bu dezavantajlar, ileri yaşlarda yoksulluk ve sosyal dışlanma riskini artırabilir. İşte tam da bu nedenle bu eşitsizliklerle mücadele ederken yaşam döngüsü temelli bir yaklaşım gerekiyor. Kadınlara ve kız çocuklarına yaşamın her aşamasında yatırım yaparak hem kadınlar hem de toplumun tamamı güçlendirilebilir. Bu da ancak hakların ve adaletin her dönemde ve her koşulda güvence altına alınmasıyla mümkün olabilir. Ama hiçbir kurum bunu tek başına başaramaz. Bu anlayışla, UNFPA olarak, kamu, özel sektör ve sivil toplum ortaklarımızın yakın iş birliğinde; sistemleri güçlendirmek, kaynakları harekete geçirmek ve insanların hayatında somut bir fark yaratan çözümleri yaygınlaştırmak için çalışıyoruz. Sürdürülebilir bir değişim ancak birlikte mümkün.
Yirmi dört yılı aşkın süredir en çok ihtiyaç duyan kesimlere hizmet ediyorsunuz. Bu zorlu ama tatmin edici yolculukta sizin kişisel motivasyon kaynağınız nedir?
En büyük motivasyonum, dönüşüme tanıklık etmek. Cezayir’den Çin’e, Endonezya’dan Laos’a, Tanzanya’dan bugün Türkiye’ye kadar, birbirinden çok farklı ülkelerde, ulusal önceliklere ve kültürel dinamiklere uygun, doğru politikaların ve güçlü ortaklıkların hayatları nasıl değiştirebildiğini gördüm. Şiddet mağduru olarak yola çıkıp daha sonra toplum liderine dönüşen kadınlara şahit oldum. Destek sistemleri güçlendirildiği için eğitimine devam edebilen ve dönüşüme öncülük eden genç kızlarla tanıştım. En zorlu insani kriz koşullarında hayat kurtaran ebeleri izledim. Bu anlar insanın içine işliyor.
Elbette takdir edilmek ve ödüller almak anlamlı ancak, beni asıl motive eden şey, güçlenen bir kadının ailesini, çevresini ve bir sonraki nesli etkilemesiyle ortaya çıkan o kelebek etkisi. Yaptığımız çalışmaların, küçük de olsa, bu dönüşüme katkı sağladığını görmekse motivasyonumu daha da güçlendiriyor. Sonuçta yaptığımız iş umutla ilgili ve umut, eylemle desteklendiğinde dünyanın en dönüştürücü gücü.