© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Estetikte Yeni Trend: Doğal Görünüm – Uzm. Dr. Peyami Duman

Estetikte Yeni Trend: Doğal Görünüm – Uzm. Dr. Peyami Duman

Medikal estetikte doğal dokunuş felsefesiyle öne çıkan Uzm. Dr. Peyami Duman, biyorejeneratif yaklaşımlardan kök hücre teknolojilerine uzanan yeni dönemi ve sosyal sorumluluk anlayışını MAG Okurları için anlatıyor.

 

Son yıllarda estetik dünyasında “over-filled” (aşırı doldurulmuş) yüzlerden kaçış ve “naturel görünüm” trendi var. Sizin doğal dokunuş felsefeniz tam olarak nedir? Bir hastanın beklentisi doğallıktan uzaklaştığında sınırınızı nasıl çiziyorsunuz?

Son yıllarda gerçekten de “over-filled” yüzlerden, yani yüzün kendi anatomisini kaybettiği, şişkin ve yapay görünümlerden belirgin bir uzaklaşma var. Benim doğal dokunuş felsefem çok net: Yüzü değiştirmek değil, yüzün zaten sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarmak. Her yüzün bir ışığı, bir karakteri, bir oran dengesi var. Bizim işimiz o dengeyi bozmadan, hatta mümkünse daha görünmez bir şekilde iyileştirmek.

 

Medikal estetikte başarı, “ne yaptığınızın anlaşılmaması” ile ölçülür. Hastam daha dinç, daha iyi, daha sağlıklı görünebilir; ama kimse “Yüzüne ne yaptırdın?” dememeli. Bunun için abartılı hacimlerden, yüzün anatomik sınırlarını zorlayan uygulamalardan özellikle kaçınıyorum. Küçük, planlı ve kademeli dokunuşlara inanıyorum.

 

Bir hastanın beklentisi doğallıktan uzaklaştığında ise en önemli nokta açık iletişim. Önce neden o istekte bulunduğunu anlamaya çalışırım. Bazen sosyal medya filtreleri ya da çevresel etkiler gerçekçi olmayan bir algı oluşturabiliyor. Bu noktada hekimin görevi sadece uygulama yapmak değil, rehberlik etmektir. Yüzün anatomik sınırlarını, uzun vadeli sonuçları ve olası riskleri net bir şekilde anlatırım. Eğer talep, yüzün doğallığını bozacak ve mesleki etik anlayışıma ters düşecek bir noktadaysa, uygulamayı yapmamayı tercih ederim, çünkü benim için önemli olan, o anki memnuniyet değil, hastanın yıllar sonra da aynaya baktığında kendini iyi hissetmesidir. Doğallık bir trend değil, sürdürülebilir estetiğin temelidir.

 

Estetik dünyası artık sadece doldurmak değil, hücreyi yenilemek üzerine kurulu. Eksozom tedavileri bu devrimin neresinde?

Estetik tıp artık yalnızca hacim vermek üzerine kurulu bir alan değil; biyolojiyi harekete geçirmek, hücreyi uyarmak ve dokuyu içeriden yenilemek üzerine evriliyor. Bu dönüşümün en dikkat çekici başlıklarından biri de eksozom tedavileri. Eksozomlar, hücreler arası iletişimi sağlayan ve rejeneratif süreçleri tetikleyen biyolojik mesaj taşıyıcılarıdır. Ciltte kolajen üretimini destekleme, doku kalitesini artırma ve iyileşme sürecini hızlandırma potansiyelleri nedeniyle özellikle son yıllarda öne çıkıyorlar. Ben eksozomları bir “dolgu alternatifi” olarak değil, cilt kalitesini artıran biyolojik bir destek olarak konumlandırıyorum. Yani artık sadece yüzü doldurmak değil; derinin yapısını güçlendirmek, parlaklığını ve elastikiyetini geri kazandırmak hedefimiz. Eksozom tedavileri bu anlamda estetikteki biyorejeneratif yaklaşımın önemli bir parçası. Her hastada doğru endikasyonla, doğru planlamayla ve bilimsel veriler ışığında uygulanması gerektiğini de özellikle vurgulamak isterim.

 

Son dönemde akıllı dolgular ve biyostimülatörler çok konuşuluyor. Cildi dışarıdan beslemek yerine, içerideki mekanizmayı uyandırmak estetik tıbbın geleceği mi?

Son yıllarda estetik tıpta belirgin bir paradigma değişimi yaşıyoruz. Artık yalnızca hacim veren klasik uygulamaları değil, dokuyu içeriden dönüştüren akıllı dolguları ve biyostimülatörleri konuşuyoruz, çünkü mesele sadece yüzü doldurmak değil, cildin kendi üretim kapasitesini yeniden devreye sokmak. Biyostimülatörler, kolajen üretimini tetikleyerek zaman içinde daha sıkı, daha kaliteli bir doku oluşmasını sağlar. Bu yaklaşımda sonuç anlık ve dramatik değil; daha zamana yayılan, daha doğal ve sürdürülebilir bir iyileşmedir. Ben bu tedavileri “içeriden inşa” olarak tanımlıyorum.

 

Cildi dışarıdan beslemek elbette hâlâ önemli; ancak asıl kalıcı etki, hücresel mekanizmaları uyandırdığınızda ortaya çıkar. Bana göre estetik tıbbın geleceği de tam olarak burada: Yüzü değiştirmek yerine, cildin kendi biyolojisini destekleyerek daha sağlıklı ve doğal bir görünüm elde etmek.

 

Kök hücre teknolojilerinin gelecekte dolgu maddelerinin yerini tamamen alacağını düşünüyor musunuz?

Kök hücre teknolojileri estetik tıpta heyecan verici bir alan açıyor; özellikle rejeneratif uygulamalarda cildin kendi onarım kapasitesini destekleme potansiyeli çok kıymetli ancak, dolgu maddelerinin tamamen ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Dolgu maddeleri hacim kaybını anında ve kontrollü bir şekilde yerine koymamızı sağlar. Kök hücre ve benzeri rejeneratif yaklaşımlar ise daha çok doku kalitesini arttırmaya, iyileşmeyi desteklemeye ve uzun vadeli bir gençleşme sağlamaya yöneliktir. Yani iki yaklaşımın hedefi birebir aynı değil.

 

Ben geleceği “ya o, ya bu” şeklinde değil, kombine ve kişiselleştirilmiş tedavilerde görüyorum. Doğru hastada, doğru endikasyonla uygulandığında hem hacim veren hem de biyolojik olarak dokuyu güçlendiren yöntemler birlikte çok daha dengeli ve doğal sonuçlar sunacaktır.

 

Hekimliğinizin yanında, toplumsal fayda sağlama konusunda oldukça sessiz ama çok sistemli bir yol izliyorsunuz. Sosyal sorumluluk projelerinizde nasıl bir ekosistem kuruyorsunuz?

Hekimlik benim için sadece klinikte yapılan bir meslek değil; hayata nereden dokunabiliyorsam orada olma sorumluluğu. Bu yüzden sosyal sorumluluk tarafını özellikle sessiz ve gösterişten uzak yürütmeyi tercih ediyorum, çünkü iyilik, en çok büyüdüğünde değil, en çok hissettirdiğinde anlamlı… Bu anlayışın bir parçası da Duman WoodFire. Orası sadece bir restoran değil; ikinci bir şansın, güvenli bir ailenin ve birlikte büyümenin adresi. Orada çalışan gençlerin her biri hayata dezavantajlı başlamış ama umutlarını kaybetmemiş insanlar. Biz onlara sadece bir iş değil; meslek, aidiyet ve gelecek inşa etmeye çalışıyoruz.

 

Ben sosyal sorumluluğu bir proje gibi değil, bir ekosistem gibi görüyorum: Eğitimle, istihdamla, düzenli destekle, küçük ama sürdürülebilir adımlarla, çünkü bir hayatın yönü değiştiğinde, aslında bir toplum değişmeye başlıyor ve bazen en güçlü tedavi, bir insana “yalnız değilsin” diyebilmek.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.