Emel Uslu Atik – Cumhuriyetin Işığında Bir Ömür ve Kadın Emeği
Bazı isimler vardır; sadece yaptıkları işlerle değil, savundukları değerler ve açtıkları yollarla bir toplumun hafızasında yer edinirler. EUAVakfı kurucusu, mimar, iş insanı, sivil toplum sevdalısı ve cumhuriyet kadını Emel Uslu Atik tam da böyle bir figür… Anadolu’nun dört bir yanındaki kadınlara dokunan, iş dünyasında kadın eli değen yönetimi bir nezaket değil, bir denge unsuru olarak tanımlayan Atik, MAG Okurlarına siyasetten anne kimliğine, toplumsal cinsiyet eşitliğinden ekonomik kalkınmaya kadar geniş bir yelpazede ufuk açıcı bir perspektif sunuyor.
İş dünyasında başarılı bir kadın figürü olarak, “kadın eli değen” bir yönetim anlayışını nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce iş dünyasında kadın olmanın en büyük avantajı nedir?
Kadın eli değen bir yönetim anlayışı; yalnızca şefkatli olmak değil, denge kurabilmektir. Akıl ile vicdanı, kural ile insani olanı, sonuç ile süreci aynı anda görebilmektir. Kadınlar çok katmanlı düşünür; detaydan bütüne giderken insanı merkeze koymayı ihmal etmez. Kadınlar daha çok, disiplinli ve başarı odaklı işlere imza atmayı ve sorumluluk almayı tercih eder. Aynı zamanda derler, toparlar ve emek verirler. İş dünyasında kadın olmanın en büyük avantajı da tam olarak budur: Sezgisel zekâ ile stratejik aklı bir arada kullanabilmek. Bu, sürdürülebilir başarıyı getirir.
Kariyer yolculuğunuzda karşılaştığınız engelleri aşarken en büyük motivasyon kaynağınız neydi? Genç kadın girişimcilere “asla vazgeçme” dedirten temel prensibiniz nedir?
Benim en büyük motivasyonum; kimliğimden, değerlerimden ve emeğimden vazgeçmemek oldu. Kapıların kapandığı yerde başka bir kapı açmak için mücadele yerine, gerekirse kendi kapılarını inşa etmeyi öğrensinler.
Genç kadınlara hep şunu söylüyorum: Vazgeçmek bir tercih, direnmek bir karakter meselesidir. Bulundukları şartlar ve koşullar içinde, kabiliyet ve imkânlarını optimum derecede kullanmayı iyi bilmeleri gerekiyor. İnandığınız yolda yalnız kalabilirsiniz ama kendinizden vazgeçerseniz kalabalıklar da sizi kurtarmaz.
Bir iş kadını gözüyle, Türkiye’de kadın istihdamını ve kadının ekonomideki yerini güçlendirmek için atılması gereken en acil adım sizce nedir?
En acil adım; kadını yalnızca istihdam edilen değil, karar mekanizmalarına dâhil edilen bir özne hâline getirmektir. Kadın emeği desteklenmeli ama daha önemlisi kadın yetkinliği görünür kılınmalıdır. İş gücüne kadınların katılımı ülkemizde yeterli oranda olsa da üst yönetim, karar verme ve yönlendirme makamlarında bu oran istenilen seviyede değil; fakat son yıllarda birçok arkadaşımızın, büyük şirketlerin veya aile şirketlerinin en tepe noktalarında başarıları ile bizleri gururlandırdığını görüyorum. Ben girişimci yetiştiren değil, girişimcilere alan açan bir işveren olmayı tercih ediyorum, çünkü sürdürülebilir kalkınma, kadınların birbirine rakip değil, omuz verdiği bir ekosistemle mümkündür.
Yoğun iş temposu ve sosyal sorumluluk projeleri arasında “anne” kimliğinizle çocuklarınıza aşılamak istediğiniz en temel değer nedir?
En önemli şapkam. Çocuklarıma aşılamak istediğim en temel değer onurlu ve vicdanlı bir duruş. Başarıdan önce karakterin, kazanmaktan önce hakkaniyetin, güçten önce vicdanın geldiğini bilmelerini istiyorum. Anne olmak bana şunu öğretti: Dünyayı değiştirmek büyük projelerle değil, iyi insanlar yetiştirerek başlar. İyi yetişmiş nesiller ülkemizi ve milletimizi yarınlara taşıyacak en önemli insan gücümüz olacaktır. Anne özelliği merhameti, vicdanı, emeği ve başarıyı mutlak kılmaktadır.
Birçok kadın “Kariyer mi, çocuk mu?” ikilemiyle karşı karşıya bırakılıyor. Siz bu dengeyi nasıl kurdunuz? Modern kadının bu dengeyi kurarken kendine zaman ayırması neden bu kadar önemli?
Bu ikileme hiçbir zaman inanmadım, çünkü kadın tek başına bir denge unsurudur. Çalışan kadınların hem çocuk yetiştirmek hem de kariyer alanında başarılı işlere imza attığını görüyoruz.
Sorun ekonomik ve sosyal özgürlük ile aile olmanın temel değerlerine sahip olmakla çözülüyor. Ülkemizde doğum oranlarının düşmesi kadınların çalışma hayatına katılım oranıyla ilgili değildir. Çalışan ve üreten kadınlarımıza sosyal ve ekonomik iyileştirmeler yapıldığında bunu daha açık bir şekilde göreceğiz. Kariyer de çocuk da kadının hayatında yer alabilir; mesele kendini ihmal etmemek. Kendine zaman ayırmayan bir kadın ne işinde ne ailesinde sağlıklı bir denge kurabilir. Modern kadın, fedakârlığı tükenerek değil; kendini besleyerek yapmalıdır.
Başarılı bir kadının arkasındaki en büyük güçlerden biri de aile huzurudur. Eşinizle olan yol arkadaşlığınızın, hem profesyonel hem de kişisel gelişiminizdeki rolünü nasıl anlatırsınız?
Hayat yolculuğunda birlikte yürüdüğünüz insan, sizin hızınızı da yönünüzü de etkiler. Aile huzuru; kadının cesaretini büyüten görünmez bir güçtür. Yol arkadaşlığı, sadece iyi günlerde yan yana durmak değil; zor zamanlarda birbirinin yükünü arttırmadan, tam aksine hafifleterek paylaşabilmektir. Aileniz sizin başarılı olduğunuzu gördüğünde, bütüncül olarak desteklemeye başladığında sizin başarınız bir o kadar daha artıyor. Eşiniz eve çocuklarınıza zaman ayırma konusunda gündelik zamanı iyi yönettiğinizde bir bütünlüğü sağlıyorsunuz.
Hayatın getirdiği sorumlulukları paylaşırken, birbirinizin hayallerine nasıl alan açıyorsunuz?
Hayaller kişiye aittir ama saygı ortak bir dildir. Alan açmak; yönlendirmek değil, engel olmamaktır. Birbirimizin hayallerine müdahale etmeden, ama gerektiğinde arkasında durarak ilerlemek… Gerçek ortaklık tam da budur. Ailede herkes kendi işine yoğunlaşırsa ve birbirinin iş akışına veya işleyişine müdahale etmezse başarılı bir yaşam ortaya çıkıyor.
Türkiye genelindeki çalışmalarınızda, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kadınların potansiyelini yakından gözlemliyorsunuz. O toprakların kadınlarındaki o kadim gücü nasıl tarif edersiniz?
O toprakların kadınları; sessiz ama sarsılmazdır. Zorlukla yoğrulmuş bir bilgelikleri, sabırla güçlenmiş bir dirayetleri vardır. Onlar imkân verildiğinde mucize yaratmaz; zaten içlerinde var olan gücü ortaya koyarlar. Bu, kadim bir mirastır.
Kadın güçlendiğinde sadece birey değil, toplum iyileşir. Bunu her ortamda üstüne basa basa söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim. Ekonomiye katılan kadın; çocuğun eğitimini, ailenin refahını, bölgenin sosyal dokusunu dönüştürür. Ben sahada şunu gördüm: Kadına yatırım yapmak, geleceğe yatırım yapmaktır. Güçlü kadın, güçlü çocuk, güçlü aile, güçlü toplum. Bunu bölgesel değil de, Batı’da da bazı köylerde görüyoruz. Kadın; anne, eş, kardeş, gelin olarak toplumun en kıymetli hazinesidir. Bu hazine yaşanmışlıklar, emek, sevgi ve çalışkanlık gibi kelimeleri içinde barındırır.
İş insanı ve sivil toplum gönüllüsü olarak siyasete nasıl bakıyorsunuz? Siyasete mesafeli olabiliyor musunuz?
Türkiye’de iş insanı olarak ve ayrıca Ankara başta olmak üzere tüm ülkede, aktif sivil toplum gönüllüsü olarak çalışmalar yaparken tabii ki her sorunun çözüm mercini siyaset ve demokrasinin mabedi TBMM olarak görüyorum. 1980 Darbesi sonrası yürürlüğe giren Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu, üzülerek belirtmeliyim ki kadınların siyasette uzaklaşmasını sağlamıştır. 1935 yılında TBMM’de on yedi kadın milletvekilimizin hayat hikâyesine lütfen bakınız. Bugün siyasi partilerde kota ya da yan kuruluş olarak kadın kolları başkanlıklarının veya gençlik kolları başkanlıklarının bulunmasını hayretle izliyorum. Biz kadınlar siyasetin göbeğinde ve merkezinde olmalıyız. Bugün Bakanlar Kurulunda tek kadın bakan olması ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile sınırlandırılması derinden üzmektedir. Türkiye nüfus oranına bakıldığında yarı yarıya olduğumuz bir zamanda 81 ilin valisinin yarısı, parlamentonun yarısı, kabinenin yarısı kadın olmalıdır. Yine, belediye ve yerel yönetimlerde kadınlarımız söz sahibi olmalıdır. Kadının olduğu siyasette uzlaşma, hoşgörü, sevgi, güzel üslup ve temiz dil olur. Türkiye’nin buna çok ihtiyacı olduğu apaçık gerçektir.
“Siyasette kadın” konusunda neler söylemek istersiniz?
Kutuplaşan siyaseti normalleştirmeyi ve projeler üreten yönetimleri ancak kadınlarımızla başarırız. Hangi görüşten olursa olsun, hangi siyasi partide olursa olsun, kadınlarımızı aktif siyasete davet ediyorum. Biz kadınlar istediğimizde başarırız ve siyasette çok güzel çalışmalara imza atarız. Bu süreçte bireysel olarak bize görev düşerse sorumluluk almaktan kaçınmayız. Hangi siyasi alanda insanlara ve milletimize faydamız olacaksa sorumluluğu seve seve alırız. Türkiye’nin muasır medeniyet seviyesine gelmesi için ve insanların refahının arttığı, adaletin güçlü olduğu demokratik değerlerin var olması için kadınlar olarak hangi görev bize düşerse kaçmadan, düşünmeden sorumluluk alırız.
8 Mart vesilesiyle, Edirne’den Kars’a kadar tüm Türkiye’deki kız çocukları için kurduğunuz en büyük hayal nedir?
Hayalim çok net: Hiçbir kız çocuğunun hayal kurarken izin almak zorunda kalmadığı, kimliğini savunmak için sesini yükseltmek zorunda bırakılmadığı bir Türkiye. Cumhuriyetin eşit yurttaşları olarak; özgür, güçlü, eğitimli ve umutlu kız çocuklarının büyüdüğü bir gelecek… Cumhuriyeti kuran iradenin bize borç kıldığı şey de budur. Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu iradede bulunan dava arkadaşlarının bize yüklediği sorumluluğun bu olduğunu düşünüyorum. Bu hayal benim değil, bu ülkenin borcudur.