Detaylarda Saklı Bir Başarı – Alper Can Bulçum
Sharq Village & SPA, a Ritz-Carlton Hotel Doha, Qatar genel müdürü, “Otelci” kitabının yazarı Alper Can Bulçum, erken yaşlarda otelcilik sektörünün mutfağından zirveye uzanan ilham verici kariyer yolculuğunu ve hayatını besleyen tutkularını MAG Okurları için anlatıyor.
Kariyerinize oldukça genç yaşlarda alt kademelerden adım attınız ve yine erken sayılabilecek bir dönemde üst düzey yönetici ünvanlarını üstlendiniz. Bu erken başlangıç, vizyonunuzu şekillendirmede size nasıl bir avantaj sağladı? Sizce sektörde ilerlemek için mutlaka çekirdekten yetişmek şart mı, yoksa daha olgun bir yaşta bu sektöre adım atan biri de aynı zirveyi görebilir mi?
Sizin de belirttiğiniz gibi gerçekten çok erken yaşta başladım. On beş yaşında otelcilik meslek lisesi stajıyla girdim sektöre, sonra bu stajlar Hacettepe Üniversitesinde Otel Yöneticiliği okurken devam etti. Genç yaşta hem teorik eğitimini alırken hem de operasyonun içinden başlayarak adım atmam, bugün sahip olduğum yönetim anlayışımın temelini oluşturdu. Mesleğimin her kademesini deneyimlemek hem misafirleri hem de ekip arkadaşlarımızı daha iyi anlamamı ve kararlarımı bu bakış açısından verebilmemi, empati yapabiliyor olmamı sağladı. Şunu da belirtmek isterim ki o zamanlarda alınan eğitim ve disiplinler bugünlere kadar ulaşıyor. Yolun başındayken edinilen bu tecrübelere sahip çıkarak yenilikleri bu temele inşa etmek, günümüzde gerek teknoloji gerek misafir talepleri çok hızlı değiştiği için güncel olabilmek çok önemli.
Bu mesleğin en büyük zorluklarından biri de bayramlardan, hafta sonlarından ve aile tatillerinden ödün vermek, vazgeçmek. Geriye dönüp baktığınızda, bu fedakârlıklara her seferinde değdiğini düşünüyor musunuz? Bu anlamda, sektördeki gençlere neler söylemek istersiniz?
Otelcilik kendine münhasır kuralları olan ve gerçekten fedakârlık isteyen bir meslek. Özellikle tüm arkadaşlarınız, aileniz ve yakınlarınız bayramlarını ve tatillerini yaşarken bizler onların tatillerini unutulmaz kılmak için çalışıyoruz. Geçmişe baktığımda tabii kaçırdığım anlar, son dakikada iptal ettiğim tatil planlarım oldu; ancak mesleğimin bana kattıkları, tanıdığım insanlar ve ekiplerle beraber yarattığımız başarıları düşündüğümde buna değdiğini en azından kendi adıma söyleyebilirim. Örneğin; son iki yılda görev yaptığım Ritz-Carlton Sharq Village & SPA Doha Qatar’da 2025 ve 2026 yıllarında peş peşe otel olarak 1 Anahtar Michelin ödülünü aldık, inanın o levhaları kapıya astığımızda yaşanan gurur ve mutluluk her şeye değer. Bunlar gibi çok anılarımız ve mutluluklarımız var ve beni tatilden daha çok motive ediyor desem yeridir.
Bir dönem şan dersleri aldınız, müzik çalışmalarınız oldu. Otelcilik gibi kriz yönetimi ve stres dolu bir sektörde, müzik sizin için nasıl bir tutkuydu?
Müzik benim en büyük hobilerimden biridir, bu sebeple hobime sahip çıkabilmek adına ve ciddiye aldığım için şan dersleri aldım; zira müzik, iş hayatının yoğun temposundan uzaklaştığım bir mecra, tam ifade etmek istersek ters köşe bir alan benim için. Otelcilik yüksek tempo, stres ve sürekli sorumluluk gerektiren bir meslek olduğu için, müzik bana nefes almayı, duygularımı farklı bir şekilde ifade etmeyi ve dengede kalmayı öğretti. Profesyonel kariyerim otelcilikte şekillendi ama müzik, hayatımda her zaman çok özel bir yerde kaldı. Bazı yarışmalara katıldım, reklam müzikleri seslendirdim ve sanatçı dostlarıma vokal yaptım. Belki de müzik beni de ben yapan renklerden biridir. İnanıyorum ki insanı ayakta tutan şey, yaptığı iş kadar ruhunu besleyen tutkulardır, benim için müzik tam böyle bir yerde duruyor. Ayrıca son zamanlarda tenis oynamaya başladım ki bu da benim için büyük bir dinlenme ve kafa dağıtma imkânı veriyor.
Kariyerinizi ve anılarınızı kâğıda dökme fikri pandemi döneminde olgunlaşmıştı. “Otelci” kitabını yazma süreci sizin için nasıl bir deneyimdi? Belki de unutmayı seçtiğiniz veya yazarken sizi çok zorlayan bir anı var mıydı?
Ben kendimi bildim bileli anılarımı, enteresan bulduğum şeyleri not alıp yazarım, ayrıca okumayı da çok severim ve okurken de not tutarım. Bu aralar kitap dinlemeye de başladım, bu da bana daha fazla kitap bitirme imkânı verdi. Pandemi, hepimiz için hayatın bir anda durduğu ve kendimizle daha fazla baş başa kaldığımız sıra dışı bir dönemdi. O sırada JW Marriott Bakü Otel’de görev yapıyordum ve maalesef otel on bir ay boyunca kapalı kaldı. Bu dönemde hayat yavaşlayınca, benim de yıllardır koştururken dönüp bakmaya pek fırsat bulamadığım anılarım karşıma çıktı. “Otelci”yi yazarken bunun beni bu kadar geçmişe götüreceğini açıkçası düşünmemiştim. Yazdıkça insanları, mekânları, başarıları ve başarısızlıkları, hayal kırıklıklarını ve bazen de unuttuğumu sandığım duygularımı yeniden hatırladım. Tabii bu süreçte kaleme almakta zorlandığım veya yazmadığım, kendime sakladığım anılarım da oldu. Şunu da belirtmek isterim, bu kitabı otelciliği meslek seçeceklere veya “Kariyer gelişimi nasıl olur?” gibi, kafasında soru işaretleri olanlar faydalansın diye yazdım. İnanılmaz geri dönüşler aldım, hâlâ da özellikle Linkedin’den çok güzel mesajlar alıyorum. Ayrıca Storytel’de de çok dinlenenler arasında bulunuyor.
Bugün turizm ve otelcilik okuyan ya da sektöre yeni adım atanlara, kitabınızdan vereceğiniz altın kural ne olurdu?
Esasında bu sorunun tek cevabı yok bence, ama illa ki bir tane istiyorsanız, “Öğrenmekten ve her kesimden insanları dinlemekten asla vazgeçmeyin.” olurdu. Otelcilik (ve esasında iş hayatı) sadece iyi otelleri yönetmek değil, insanı anlamak mesleğidir, çünkü bu meslekte sizi zirveye taşıyan şey ünvanınız değil. Yol boyunca ne kadar öğrendiğiniz, kaç insana dokunduğunuz ve arkanızda nasıl bir iz bıraktığınız önemlidir. Ben bir dönem üniversitede misafir eğitmen olarak ders veriyordum. O zamanlar “Bize ne öğüt verirsiniz?” dediklerinde, “Cevabına hazır olmadığınız soruyu sormayın…” demiştim, çok sevdiğim bir tavsiyedir ve kendimde de çok uygularım.
Resim, müzik edebiyat… Peki, bu alanlarda yeni çalışmalarınız olacak mı?
Şu dönemlerde işlerime çok yoğunlaştım ama ikinci bir kitap için notlarımı alıyorum. Bu sefer daha çok insan ve ekip çalışmasının şekilleri, faydaları, ekip enerjileri ve her ekibi bir araya getiren kişilerin nasıl ortak noktada buluşabildiklerini anlatmak istiyorum. Özellikle farklı milliyetteki insanların ve kültürlerin nasıl bir arada çalışabileceklerini anlatan bir kitap olacak gibi görünüyor. Şu anda çalıştığım otelde yirmi dokuz ayrı ülkeden oluşan bir ekibim var, çok değişik bir tecrübe oluyor.
Yönetiminiz altındaki Sharq Village & SPA, uluslararası alanda prestijli platformlardan -Michelin Guide gibi- önemli ödüller alarak başarısını tescilledi. Ekibinizle birlikte bu zirve standardını sürekli kılmak ve her gün aynı kusursuzlukta tutmak için hangi liderlik reflekslerini devreye sokuyorsunuz?
Bizim sektörümüzde alınan tüm ödüller bir seferlik değil, sürdürülebilir olmalı. Michelin 1 Anahtar ödülü veya Conde Nast Travel’ın hazırladığı dünyanın en iyi otelleri listesine girebilmek kollektif bir çalışmadır, detaylara gösterilen özen ve hizmette sürekliliktir. Liderlik refleksini sordunuz; buna diyebilirim ki en önemli olanı, genel müdür olarak saha da olmaktır. Ekip arkadaşlarımdan yüksek standart ve performans bekliyorsak, önce o bekleneni kendi liderliğimde göstermem gerekir. Biz ekip olarak başarıyı da hataları da birlikte sahipleniyoruz; başarıları eğlenerek kutluyoruz, bazen de elimizi şakağımıza koyup “Nerede yanlış yaptık ve nasıl düzeltebiliriz?” diyoruz. Lüks otelcilikte kusursuzluk bir hedef değil, her gün akışında tekrarlanması gereken bir alışkanlık olmalıdır.
Katar’daki global lüks standartları ile Türkiye’deki misafir ağırlama alışkanlıklarını ve servis kalitesini karşılaştırdığınızda ortaya ne çıkıyor? Bu iki kültürün birbirine kattığı yönler oluyor mu?
Bu iki olguyu karşılaştırdığımızda, birbirini tamamlayan iki güçlü yaklaşım görüyoruz. Katar’da hizmette standart, detaylara verilen önem, mahremiyet ve kişiselleştirme çok ön planda iken, Türkiye’de ise misafirperverlik çok daha sıcaktır ve ilişki odaklı ilerler. Her ikisinde de ortak olan ne biliyor musunuz, kişiler için “an” yaratmak. Bu ne demek? Misafir kapıdan çıktığında aklında ne kalıyor bunu yaratabilmek çok mühim. O “an” bir tat, bir ince servis detayı, bir gülen yüz, bir ortam kokusu veya tamamen çok rahat geçmiş bir konaklama olabilir. Tabii bunun tersi de mümkün ki bu hiç istemediğimiz bir şey tabii. İsterseniz bunlara da bir başka sohbetimizde değinelim: “Negatiften pozitif bir konaklama çıkarmak mümkün müdür mesela?”, veya, “Şikâyet eden bir misafire ilk yaklaşım nasıl olmalıdır?”, “Hayır demeden nasıl hayır dersin?” gibi…