Birleşik Krallık Türkiye Büyükelçisi – Jill Morris CMG
“Sadece Cesaret Yetmez, Koşullar Eşitlenmeli” Birleşik Krallık’ın Türkiye’deki ilk kadın büyükelçisi olarak; diplomasi, kültürel etkileşim ve liderlikte cinsiyet eşitliği üzerine görüşlerini paylaşan Jill Morris CMG; iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı ve genç nesillere mesajını MAG Okurlarıyla paylaşıyor.
Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye atadığı ilk kadın büyükelçi olarak, gerçekten de öncü bir rol üstleniyorsunuz. Bu dönüm noktasının, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri nasıl değiştirdiğini düşünüyorsunuz?
Majestelerinin Türkiye’ye atadığı ilk kadın büyükelçi olmaktan çok büyük bir gurur ve onur duyuyorum. Türk Dışişleri Bakanlığındaki saygın üst düzey kadın diplomatların yanı sıra Ankara’da bulunan çok sayıdaki kadın büyükelçiden büyük ilham aldım.
Bir büyükelçi olarak görev yapmak, kendi ülkenizi temsil etme anlamında gerçekten çok derinden hissedilebilen bir ayrıcalık. Bir kadın olarak bu rolü üstlenmek, modern diplomasinin artan çeşitliliğini ve kapsayıcılığını yansıtma fırsatı da sunuyor. Modern diplomasi, tüm uluslararası yetenek ve deneyimden beslenerek zenginleşir. Böylesi görevlerde bir kadının yer almasının, daha fazla kadının diplomasi alanında kariyer yapmaya yönelmesine ilham vereceğini umuyorum.
Birleşik Krallık ve Türkiye, çok uzun bir süredir mükemmel ikili ilişkilere sahip. Bu güçlü temel üzerinde, ülkelerimiz arasındaki stratejik ortaklığı daha da güçlendirmek ve derinleştirmek için birlikte çalışmaya devam ediyoruz. Aralarında ticaret, savunma, güvenlik ile bilim ve teknoloji iş birliğinin de olduğu, geniş bir yelpazeye yayılan ortak önceliklerimiz var. Bu öncelikler doğrultusunda gelişen bağlarımız, her iki taraf için de önemli kazanımlar sağlıyor. Ortaklığımız; uzun zamandır karşılıklı saygıya dayalı olarak devam eden kültürel bağlarımız ve halklarımız arasındaki canlı ilişkiler sayesinde daha da güçleniyor.
Çağdaş diller konusundaki akademik geçmişiniz ve kültürel diplomasiye bağlılığınıza dayanarak, sizce Türk sanatında ya da edebiyatında kadınların hikâyesini en güçlü kimler anlatıyor ve bu yaratıcılar arasında, Türk kültürü konusunda size bizzat ilham kaynağı olan birisi oldu mu?
Türk sanat ve edebiyatı, kadınların gerek geçmişteki gerekse günümüzdeki deneyimlerini anlamamızı sağlayan çok etkileyici bir bakış açısı sunuyor aslında. Halide Edib Adıvar gibi kült yazarlar, yirminci yüzyılın başlarında kadınların toplum içerisinde yükselmeye başlayan rollerini çok iyi yansıtmış. Öte yandan Duygu Asena ve Sevgi Soysal gibi yazarlar, kadınların sosyal ve kişisel gerçekliklerinin tasvirinde çığırlar açmışlar. Şiir dünyasında Gülten Akın, kuşağının en etkili seslerinden bir olarak öne çıkıyor. Görsel sanatlarda ise Türkiye, Fahrelnissa Zeid’den – ki kendisi İstanbul Güzel Sanatlar Akademisine kaydolan ilk kadın sanatçıdır – Eren Eyüboğlu, Neşe Erdok ve Selma Gürbüz’e kadar sayısız öncü kadın sanatçı tarafından şekillendirilmiş. Bu, çok sayıdaki kadın sanatçının her biri, Türk sanat ve edebiyat mirasına köklü katkılar yapmışlar.
Ticaretten bilime uzanan, geniş bir yelpazeye sahip çeşitli sektörlerde, kadınların “cam tavanları” kırması için sadece cesaret yeterli mi? Sizce, kadın liderliğini etkin biçimde desteklemek için hükûmetler ve kurumlar nasıl bir kültürel ve kurumsal dönüşüm başlatmalı?
Cesaret, kadınların ilerlemesi için elbette temel bir itici güç ancak, tek başına, çoğu zaman “cam tavan” olarak adlandırılan engelleri yıkmak için yeterli değil. Sürdürülebilir ilerleme için cesaretin, kadınların eşit koşullarda başarıya ulaşmasına imkân sağlayan yapılarla ve kültürlerle desteklenmesi gerekir.
Hükûmetler ve kurumların, kadınların liderliğine değer veren ve yeteneklerinin gelişmesine imkân sağlayan koşulları yaratma sorumluluğu vardır. Bu, kadınların katkılarının adil biçimde değerlendirilmesiyle başlar. Aile dostu imkânlar ve esnek çalışma düzenlemeleri gibi, pek çok kadının sahip olduğu farklı sorumlulukları tanıyan iş yeri politikaları da aynı şekilde önemlidir. Kadın liderliğinin, bir istisna değil, profesyonel hayatın doğal ve ayrılmaz bir parçası olarak görülmesinden tüm kurum ve kuruluşlar fayda sağlar. Bunun için de kadınların seslerinin tüm seviyelerde duyulduğu, saygı gördüğü ve güçlendirildiği ortamlar oluşturulmalıdır.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle, şu anda farklı hayal ve hedeflerini başarmaya çalışan genç kadınlarla paylaşmak istediğiniz cesaret mesajınız var mı?
Bugün genç kadınlar hem olasılıklarla dolu hem de dirayet, merak ve öz güven isteyen sınamalarla karşı karşıya oldukları bir dünyaya adım atıyorlar. Hayallerinin peşinden gitmek, her zaman düz bir yol olmayabilir; ancak, öğrenmeye istekli olmakla birleşen kararlılık, hiç beklenmedik kapıları açabilir. Ayrıca, her alanda sınırları zorlayan küresel kadınlar topluluğunun bir parçası olmak da bugünün genç kadınlarına güven verecektir. Yaptığınız katkıya inanın, yeni şeyler öğrenmek için fırsat kollayın ve size ilham veren hedeflerin peşinden gitmekten çekinmeyin.