© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Berfin Kıymaz

Berfin Kıymaz

“Her Karakterle Biraz Daha Büyüyorum”

 

“Gönül Dağı” ile, kendi deyimiyle “aniden” başlayan profesyonel oyunculuk yolculuğunu “Kara Ağaç Destanı”, “Sumud” ve son olarak ekranlara gelen “Haysiyet” dizisiyle taçlandıran Berfin Kıymaz, projelerini ve kariyerinde attığı adımları MAG Okurları için anlattı.

 

Sizi oyunculuk yapmaya çeken, içinizdeki o ateşin hiç sönmemesini sağlayan şey tam olarak nedir? Oyunculuk serüveniniz profesyonel anlamda nasıl başlamıştı?

Beni oyunculuğa çeken şey sanırım, başka hayatların içine girebilme duygusu. Bir karakteri oynarken sadece onu anlatmıyorsunuz; bir süreliğine onun dünyasına bakıyor, onun korkularını, sevinçlerini, yaralarını kendi bedeninizden geçiriyorsunuz. Bu benim için çok büyüleyici. İçimdeki ateşi canlı tutan şey de hâlâ tam olarak bu merak. “Bu insan neden böyle davranıyor?”, “Ben onun yerinde olsaydım ne hissederdim?” diye düşünmekten hiç vazgeçmiyorum. Her karakterde kendimle ilgili de yeni bir şey keşfediyorum.

Profesyonel anlamda başlangıcım da aslında hızlı bir girişle oldu. “Gönül Dağı” için audition verdim, ertesi gün de kendimi sette buldum. İlk set tecrübem böyle oldu. Açıkçası o kadar hızlı gelişti ki ne olduğunu anlamaya fırsat bile bulamadım. Bir anda kendimi sette, kameraların arasında, oyuncularla ve ekiple çalışırken buldum. O gün benim için hem çok heyecanlı hem de unutulmazdı.

“Gönül Dağı”nda canlandırdığınız Aylin ile “Kara Ağaç Destanı”ndaki Reyhan karakteri birbirinden oldukça farklı dünyalara ait. Böyle zıt rollerde oynamak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında zıt karakterler olması benim için daha eğlenceli. Çünkü sürekli benzer karakterler oynamak yerine, benden çok farklı bir kadını anlamaya çalışmak bana daha çok şey katıyor. Reyhan’da başka bir tarafımı, Aylin’de başka bir tarafımı keşfettim. Her karakterden sonra sanki oyuncu olarak biraz daha büyümüş gibi hissediyorum. O yüzden bundan sonra da birbirinden çok farklı karakterlerle karşılaşmayı, onları oynamayı çok istiyorum.

 

“Sumud” da bir dijital projeydi. Dijital platformla televizyon işleri arasında fark var mı sizce?

Ana akım işlerinde senaryo daha değişken olabiliyor. Bazen bir hafta sonrasını, hatta karakterinizin başına ne geleceğini bile çok ileriden bilmiyorsunuz. O yüzden karakteri biraz daha anlık yaşıyorsunuz. Dijital projelerde ise sekiz ya da on bölümün tamamını elinizde görmek, karakterin nereye gideceğini bilmek size başka bir avantaj sağlıyor. Ben “Sumud”da Amani’yi oynarken bunu çok hissettim. Karakterin hikâyesini baştan sona bildiğiniz için onun geçmişini, yaşadıklarını ve gelecekte yaşayacaklarını düşünerek karakterin içinde daha rahat yürüyebiliyorsunuz. Bence bu, karakteri anlamayı ve hazırlık sürecini kolaylaştırıyor. Ama kamera karşısına geçtiğiniz anda ikisinde de yaptığınız şey aynı: Karaktere inanmak ve onu gerçekten yaşatmaya çalışmak.

 

Şimdi “Haysiyet” dizisindeki Hülya karakteriyle ekranlardasınız. Dizinin konusunu ve Hülya’yı, bilmeyenler için anlatabilir misiniz?

“Haysiyet”, farklı hayatlara ve farklı değerlere sahip insanların yollarının kesişmesiyle başlayan, içinde aşkın, aile ilişkilerinin ve çatışmaların olduğu bir hikâye. Karakterlerin seçimleriyle birlikte hikâye de sürekli başka bir yere gidiyor. Hülya ise bu hikâyenin en renkli ve en tehlikeli taraflarından biri diyebilirim. Çok güçlü bir kadın ama gücünün altında oldukça yoğun duyguları var. Bir şeyi kafasına koyduğunda kolay kolay vazgeçmiyor; sevdiğinde de, kırıldığında da bunu çok derinden yaşıyor. Bazen kendisini korumak için öyle bir noktaya geliyor ki, izleyici “Hülya bunu gerçekten yaptı mı?” diyecek… Bence Hülya’yı ilginç yapan da tam olarak bu. Onu tek bir kelimeyle tanımlayamıyorsunuz. Hem çok sevgi dolu hem çok hırslı hem kırılgan hem de gerektiğinde çok sert olabiliyor. Üstelik hikâye ilerledikçe Hülya’nın, göründüğünden çok daha fazlası olduğunu göreceğiz. Ben de onun bu taraflarını ortaya çıkarmayı, oynarken çok seviyorum.

 

Senaryoyu ilk okuduğunuzda Hülya’nın hangi duygusu, hangi tavrı ya da hangi yarası sizi kalbinizden yakaladı? “Ben bu kadını oynamalıyım” dediğiniz o ilk his neydi?

Hülya’yı ilk okuduğumda beni en çok etkileyen şey, aslında çok sevgi görerek büyümüş bir kadın olmasına rağmen yaşadığı hayal kırıklıklarıyla giderek sertleşmesi oldu. Hülya ailesinin tek çocuğu, anne ve babasından yana sevgiyi fazlasıyla hissetmiş. Yani sevgiye aç, kendini değersiz hisseden bir kadın değil. Tam tersine, sevmenin ve sevilmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Mehmet’i de gerçekten çok seviyor. Sevdiği insan için mücadele etmekten, fedakârlık yapmaktan, hatta gerektiğinde kendinden bile vazgeçmekten çekinmiyor. Ama bir yandan da kırıldıkça sertleşen bir tarafı var. Her hayal kırıklığı onu biraz daha güçlü, biraz daha keskin bir kadına dönüştürüyor. Bence Hülya’nın en güzel tarafı da bu çelişki. İçinde hâlâ çok seven, çok hisseden bir kadın var ama yaşadıkları onu gitgide daha sert birine dönüştürüyor.

 

Ben de onu oynarken “Bu kadın neden böyle davranıyor?” diye çok düşündüm. Çünkü bazen yaptığı şeyler dışarıdan bakıldığında çok sert görünebilir ama altında çok yoğun bir aşk, kaybetme korkusu ve mücadele var. Sevdiği insan için nereye kadar gidebileceğini kendisi bile her zaman bilmiyor. Bütün bu duygular bana “Hülya’yı oynamalıyım!” dedirtti.

 

Hülya hırslı, gururlu ve sevdiği adama tutkuyla bağlı bir kadın. Peki, siz gerçek hayatta nasılsınız? Aşkı nasıl yaşarsınız?

Sanırım benim aşkı yaşama şeklim biraz yoğun ama daha sakin. Çok severim, sahiplenirim, önemserim ama sevginin içinde kendimi de korumaya çalışırım. Hülya ise sevdiği zaman bütün dünyasını o insanın etrafında kurabilecek kadar tutkulu. Benim ondan ayrıldığım yer biraz burası.

 

Peki, yine Hülya’dan yola çıkarsak, reddedilmek sizin için bir yenilgi midir?

Ben reddedilmeyi yenilgi olarak görmüyorum. Canım yanar mı? Elbette. Ama birinin beni seçmemesi, benim değerimi azaltmaz. Ben bir şey için mücadele ederim ama karşılığında kendimi kaybetmem. Çünkü ben, istediğim için mücadele ettim. Hülya’nın “Ben bunu istiyorum ve alacağım” tarafı çok güçlü. Benimki ise biraz daha “Beni istemiyorsan, ben de kendimi sana ispatlamak zorunda değilim”.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.