Bedeniniz Hangi Yükleri Taşıyor? – Dr. Ahmet Çiçek
İlaçlı modern tıbbın eksikliklerini ve hastalıkların bastırılmış duygulardan kaynaklandığını vurgulayan Dr. Ahmet Çiçek; ilaçsız tedavi yöntemleri, hipnoz ve zihinsel dönüşüm teknikleriyle bedenin nasıl iyileştirilebileceğini MAG Okurları için anlatıyor.
Tıp fakültesinden mezun olup kliniğe adım attığınız ilk yıllarda sizi klasik tıbbın dışına çıkmaya, yani bilinçaltı ve alternatif terapilere yönlendiren o kırılma noktası neydi?
Öncelikle bir hekim olarak tıbbın dışına çıkmam mümkün değil ve bana göre tıbbın alternatifi olmaz. Bu nedenle “alternatif tıp” dediğinizde benim zihnimde beliren şey toplumun çaresizliğinden yararlanan insanlar oluyor… Sorunuza dönersek, tıp fakültesine girdiğim andan itibaren hayalimdeki hekimlik ile gördüğüm arasındaki uçurumu fark ettim. Fakat eğitim sizi öyle bir kalıba sokuyor ki farklı düşünmekten bile kaçınmaya başlıyorsunuz.
Klasik tıbbın ilaç sektörüne hizmet ettiğini görmeme rağmen karşı duruş sergilemem benim de zamanımı aldı. İlk yıllarımda ben de klasik hekimlik yaptım ve çılgınca ilaç yazdım. Beni arayışa iten temel neden; modern tıbbın, cerrahi branşlar dışında neredeyse hiç tedavi edici sonuçları olmamasına ve sadece ilaç sektörünün vitrinindeki ilaçları halka sunan aracı olmamıza dair duyduğum yoğun rahatsızlıktı. Ben yeniden üzerine basarak söylüyorum, alternatif aramadım. İlaçsız tedavinin birçok hastalıkta mümkün olduğunu gösterdim. Eğer başarılı olduysam bir konuda, o da birçok hastalık adı verilen durum için geliştirdiğim ilaçsız tedavi yöntemleridir.
Bastırılmış öfke veya çözülmemiş travmalar bedende somatikleşerek hangi organları hedef alabiliyor?
Net olarak söyleyebilirim ki her hücrenizi hedef alır. En bariz olan hastalık örneğin kanserdir. Karşılaştığım kanser vakalarında neredeyse istisnasız gördüğüm duygu öfke ve itilmişlik ya da değersizlik duygusuydu. Modern tıp, eğer ilaçla tedavi edemiyorsa herhangi bir durumu hastalık olarak adlandırmıyor. Bana kalırsa insanların en büyük hastalık yükü geçmiş hikâyeleridir. Çünkü kalıtsal ve doğumsal, ender görülen bazı hastalıklar dışında insan yavrusu sağlıklı doğar. Bir bebek ne depresyon bilir ne de travma… Sonra hayatın saati işlemeye başlar ve biz duygu biriktiririz. Bu duyguların, bizde yarattığı kanserden psikolojik rahatsızlıklara, inanın sınırı yoktur.
İçimizde taşıdığımız her kırgınlığı ya da söylenmemiş sözü serbest bıraktığımızda, beden o hafifliği nasıl fark ettiriyor?
En önemlisi kortizol seviyeniz düşüyor. Mesela tepkilerini dışa vurabilen, karşılaşacağı tepkiden korkmayan ve hatta tepkilerini filtresiz gösteren insanlara göre sakin ve tahammüllü olduğunu düşündüğümüz insanlarda stres hormonları çok daha yüksek ölçülüyor. Diğer yandan, biriktirdiğimiz duyguları kendi içimizde saklamak sırtında taş dolu bir çantayla dolaşmaya benziyor. Özellikle seminerlerimde obez insanlarda gördüğüm duygu yükü kilolarından daha fazla.
Size önerim; bırakın karşı tarafı incitme korkusunu. Siz iyi insansınız. Sizden çıkacak söz karşı tarafı incitmez, aksine farkındalık yaratır. Eğer sizin siteminiz karşı tarafa ağır geldiyse, bilin ki yanlış kişiyle bir aradasınız.
Zihnin hafızasını eski travmalardan arındırıp yepyeni ve neşeli bir sayfa açmak için uyguladığınız en pratik zihinsel dönüşüm adımı nedir?
Burada da bir düzeltme yapmalıyım. Her ne kadar psikologlar söyleyeceğimden hoşlanmasalar da travma diye bir şey yoktur. Yaşanmışlıklar vardır. Hayat hikâyelerinizin sizi nasıl etkilediğine göre, saklanan duygu değişir. Aslında hepsi budur. Fakat psikiyatri ve psikoloji sizin yaşadığınız duygulara verdiğiniz tepkileri hastalık diye tanımlamayı çok seviyor. Daha doğrusu mecburlar. Diğer türlü ellerinde şizofreni, deliryum, paranoya gibi durumlar kalacak ki onları da tedavi edemiyorlar zaten. Ben size bu konuda yardımcı olacak, “Ne Renk?”, “Ayağa Kalk!” ve “Seni Değiştirebilirim” adında üç kitap yazdım ve söz veriyorum, bu kitaplar hayatınızı çok kolaylaştıracak.
Biraz da hipnoz çalışmalarından bahsedebilir misiniz? Bu süreç nasıl ilerliyor, nasıl sonuçlar alınıyor?
Hipnoz, insan beyninin dalga boyunu değiştiren aslında doğal bir süreçtir. Freud beceremeyince arka plana atılan ve ehil ellerden uzaklaşan bir sahne gösterisine dönüştürüldü. Hipnotist adı verilen ve hiçbir tıbbi eğitimi olmayan bu insanlar tarafından iyice tıp dünyasından uzaklaştırıldı. Oysa yetkin bir hipnoterapist çok kısa zamanda çok başarılı iyileşmelere vesile olabilir.
Burada da bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Hipnoz yapma yetkisi ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından doktorlar, diş hekimleri ve klinik psikologlara verilmiştir. Bugün iki saatlik ve aslında hiçbir geçerliliği olmayan sertifikalarla size yardım edeceğini söyleyenlere dikkat etmelisiniz. Çünkü herkes hipnoz yapmayı öğrenebilir ama hipnoterapist ve hipnozla tedavi çok farklı bir şeydir.
İnsanlar kilolarıyla başa çıkamayınca “İradem zayıf.” diyerek pes edebiliyor. Peki, hipnoz bu konuda neler yapabiliyor?
“Seni Zayıflatabilirim” seminerlerinde hipnoz, bütünün çok az bir bölümünü oluşturuyor. Aslında derin hipnoz topluluk içerisinde çok uygulamayı tercih edeceğiniz bir şey değil. Bu nedenle ben bir meditasyon yaptırıyorum. Sonuç ise inanılmaz. Her seferinde katılımcılardan gelen tepkiler ve şaşkınlığı izlemek çok güzel bir duygu. Çünkü bu uygulamadan sonra gelen en büyük tepki tok hissettikleri ve kolay acıkmadıkları yönünde -ki bu istenebilecek en güzel sonuçtur. Ben bu duygunun kalıcı olması için seminerde yaklaşık sekiz dokuz saat anlatıyor ve yirmiye yakın teknik öğretiyorum. Katılanlara seminer sonunda özellikle bu yöntemle kilo verip veremeyeceklerini soruyorum ve bugüne kadar olumsuz cevap veren kimse olmadı.