© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Süreçle Birlikte Büyüyen Formlar – Elif Pınar Karakoç Güz

Süreçle Birlikte Büyüyen Formlar – Elif Pınar Karakoç Güz

 

Elleriyle şekil verdiği seramik dünyasında kendi özünü yeniden keşfeden, PinArt & More Studio’nun kurucusu Elif Pınar Karakoç Güz; taslaksız başlayan üretim sırlarını, “Benzemez” adlıeserinin derin felsefesini ve bilinmezlikle beslenen sanat yolculuğunu MAG Okurları için anlatıyor.

 

Sanatla yolunuz nasıl kesişti? Sanat üretmeye başlamanızın hikâyesini anlatır mısınız?

Aslında benim sanatla olan ilişkim hayatımın çok daha erken dönemlerinde başladı. Ancak eğitim hayatım beni başka bir yöne götürdü. Finans eğitimi aldım ve bir süre finans alanında çalıştım. Zaman içerisinde bu çalışma hayatının beni oldukça yıprattığını hissetmeye başladım. Çocuklarımın doğumuyla birlikte hayatımın ritmi değişti. O dönemde içimde çok güçlü bir şekilde, ellerimle bir şeye hayat verme, ona şekil verme dürtüsü olduğunu fark ettim. Sanırım sanatla yeniden kurduğum bağın başlangıç noktası da buydu.

 

Bu yolculuk seramikle başladı. Seramik benim için çok özel bir yerdeydi; aslında yarım kalmış ama hiç bitmemiş bir hikâye gibiydi. Ellerimle malzemeye dokunmak, ona biçim vermek ve başlangıçta yalnızca bir parça olan şeyin zaman içerisinde başka bir şeye dönüşmesini görmek beni çok etkiledi.

 

Sonrasında farklı workshop’lara katıldım, online eğitimler aldım ve kendimi geliştirmeye devam ettim. Çocuklarım büyüdükçe ben de sanata daha fazla zaman ayırmaya ve bu alanı daha profesyonel bir şekilde hayatımın merkezine almaya başladım. Bugün kendi atölyemde üretmeye devam ediyorum. Geriye dönüp baktığımda bunun benim için bir anda verilmiş bir karar olmadığını görüyorum. Aslında hep içimde olan, zamanını bekleyen bir şeymiş. Çocuklarımla birlikte değişen hayatım, bana o tarafımı yeniden keşfetme fırsatı verdi.

 

Eserlerinizi üretirken nasıl bir süreç izliyorsunuz? Önceden belirlediğiniz bir taslak ya da plan oluyor mu?

Aslında üretirken önceden oluşturduğum net bir taslak olmuyor. Bir esere başlarken onun sonunda nasıl görüneceğini çoğu zaman ben de bilmiyorum. Benim için üretim biraz eserle birlikte yol almak gibi. Başladığım bir form, yaptığım bir kıvrım beni başka bir yere götürebiliyor. O anda ortaya çıkan şey bir sonraki hareketimi belirliyor. Dolayısıyla üretim sürecim daha çok sezgisel ilerliyor. Belki de beni üretirken en çok heyecanlandıran şeylerden biri bu bilinmezlik. Baştan sonucunu bildiğim bir şeyi uygulamak yerine, süreç içerisinde eserin nereye evrileceğini görmek benim için çok daha değerli… Bazen başladığım yerle vardığım yer arasında büyük bir fark olabiliyor. Ama tam da o değişimin içinde benim o anki duygularım, düşüncelerim ve eserin kendi dili ortaya çıkıyor. Ben eseri yönlendirirken bir noktadan sonra eser de beni yönlendirmeye başlıyor.

 

“Benzemez” adlı eserinizin çıkış noktası nedir? Bu eserde ne anlatmak istediniz?

“Benzemez” aslında günlük hayatta gözlemlediğim bir şeyden ortaya çıktı. Kalabalığın içerisinde birbirimize ne kadar çok benzemeye başladığımızı düşünüyordum. Yüzlerimiz, seçimlerimiz, beğenilerimiz… Farkında olmadan birbirimize yaklaşırken bizi biz yapan farklılıklarımızı ne kadar koruyabildiğimiz sorusu bende oluşmaya başladı. Oysa benim için insanı güzel ve özel yapan şey tam da bu farklılıklar. Bu nedenle “Benzemez”de birbirinden farklı kıvrımlar, dokular ve renkler var. İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen bütün bu parçalar bir araya geldiklerinde aslında bir bütün oluşturuyorlar. Tıpkı insanlar gibi.

 

Eserde canlı renkler kullanırken alt katmanlarda griye doğru giden bir yapı var. Benim için o gri, birbirimize benzemeye başladığımızda kaybetmeye başladığımız özgünlüğü de temsil ediyor. Renkler ise bireyselliği, farklılığı ve insanın kendine ait olan tarafını taşıyor. Aslında “Benzemez” derken benim için olumsuz bir ifade yok. Tam tersine, benzememenin güzelliğini anlatıyor. Çünkü bizi bir araya getiren şey her zaman aynı olmamız değil; farklılıklarımızla yan yana durabilmemiz.

 

Neden özellikle üç boyutlu eserler üretmeyi tercih ediyorsunuz?

Eller benim için gerçekten çok önemli. Sanata ilk başladığımda da ellerimle bir şey yapma dürtüsünün bende çok yüksek olduğunu fark etmiştim. Günlük hayatıma baktığımda da ellerimi çok sık kullandığımı görüyorum. Dokunmak benim için gerçekten çok değerli bir his. Bu yüzden üç boyutlu eserlerde o dokunma hissi benim için çok güçlü. Katmanların arasında ellerimi gezdirmek, her bir kıvrımda farklı bir duyguya ya da düşünceye gitmek üretim sürecinin önemli bir parçası. Bir kıvrımın tek başına aslında hiçbir şey ifade etmemesi ama başka kıvrımlarla yan yana geldiğinde bambaşka bir ahenk oluşturması beni çok etkiliyor.

 

Üç boyutlu yüzeylerde ışıkla birlikte oluşan gölgeler de eserin sürekli değişmesine neden oluyor. Aynı eser, günün farklı saatlerinde ya da ona farklı bir açıdan baktığınızda başka bir duygu verebiliyor. Sanırım bütün bunlar nedeniyle düz bir yüzeyden çok, dokunabildiğim, katmanlarını hissedebildiğim ve kendi içinde hareket eden yüzeyler beni daha fazla içine çekiyor.

 

Eserlerinize renk verme süreciniz nasıl gelişiyor? Renkleri önceden mi belirliyorsunuz?

Renk aslında bende tamamen eser bittikten sonra oluşuyor. Önceden oluşturduğum bir taslak olmadığı için rengini de başlangıçta belirlemiyorum. Zaten eseri üretme süreci biraz zaman alan bir süreç ve ben o süre boyunca eserle birlikte yaşıyorum. Form tamamlandığında ona bakıyorum ve renk bende o zaman oluşmaya başlıyor. Sanki eser, hangi renge ihtiyacı olduğunu o aşamada bana söylüyor. Bu nedenle renk benim için üretimden ayrı, sonradan verilmiş dekoratif bir karar değil. Formun bende bıraktığı hissin devamı… Renklerle ilişkim de tek bir duygu üzerinden ilerlemiyor. Bazen çok sakin, dingin tonlara çekiliyorum; bazen çok daha canlı ve güçlü renkler kullanmak istiyorum. Sanırım benim için renk, sükûnetten coşkuya doğru ilerleyen bir devinim gibi. O anda eserin bende yarattığı duygu neyse renk de oradan çıkıyor. Bu nedenle aynı form başka bir zamanda karşıma çıksa belki onu tamamen başka bir renkte görmek isteyebilirim.

 

Bundan sonraki üretimlerinizde sizi nasıl bir süreç bekliyor? Geleceğe dair planlarınız neler?

Şu sıralar özellikle seramik duvar panoları üretme fikri beni çok heyecanlandırıyor. Seramiğin dokusunu ve üç boyutlu yapısını daha büyük yüzeylere taşıyarak, mekânla daha güçlü ilişki kuran işler üretmek istiyorum. Ama aslında gelecekle ilgili çok kesin planlar yapmayı sevmiyorum. Çünkü kendi üretim sürecimde de hayatımda da beni en çok besleyen şeylerden birinin süreç içerisinde karşıma çıkanlar olduğunu düşünüyorum.  Bugün yaptığım işler bile başlangıçta tasarladığım bir sonuca göre ortaya çıkmıyor. Bir form diğerini, bir düşünce başka bir düşünceyi getiriyor. Sanırım geleceğe bakışım da biraz böyle. Yeni malzemeler, yeni yüzeyler, yeni ölçekler denemek ve üretmeye devam etmek istiyorum. Ama bütün bunların beni nereye götüreceğini şimdiden belirlemek istemiyorum. Ben geleceği tasarlamaktan ziyade yaşamayı seçiyorum.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.