© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Dinamik, Cesur, Etkileyici Selin Türkmen

Dinamik, Cesur, Etkileyici Selin Türkmen

“Kızılcık Şerbeti”nin Çimen’iyle geniş kitlelerce sevilen Selin Türkmen, ilk karakterine duyduğu bağı “göz bebeğim” sözleriyle tarif ederken, değişim ve gerçekliği oyunculuğunun itici gücü olarak görüyor. Disiplinli duruşu, eleştiriye açık tavrı ve rolü için sınır tanımayan cesaretiyle dikkat çeken genç oyuncu, sektördeki yolculuğunu ve bu sürecin kendisinde yarattığı dönüşümü MAG Okurları için anlatıyor.

 

 

Kızılcık Şerbeti dizisinde canlandırdığınız “Çimen” karakteriyle geniş bir izleyici kitlesine ulaştınız. Çimen’in sizin için anlamı ne oldu ve bu karakterle aranızdaki en güçlü bağ neydi?

Çimen, izleyici karşısında canlandırdığım ilk karakter olduğu için içimde her zaman ilk günkü heyecanı taşıyor. Karakter yıllar içinde çok büyük gelişimler yaşadı. İlk başta saf, küçük bir lise öğrencisiyken; sosyokültürel olarak kendisinden çok farklı, yaşça büyük bir adama âşık olup onunla evlendi. Ardından yıllar geçti, yurt dışından dönüp burada üniversite hayatına devam ederken yine sosyokültürel olarak farklı bir adamla evlendi; ancak, bu kez o masumiyet ve saflık, yerini ayakları yere daha sağlam basan, daha dişli ve kendini ezdirmeyen bir karaktere bıraktı. Bu süreç, aynı dizi içerisinde farklı performanslar sergilememe de vesile oldu. Bu noktada oynadığım karakteri çok seviyorum ve tabii ki Çimen, canlandırdığım ilk karakter olduğu için benim göz bebeğim diyebilirim.

 

Çimen izleyici tarafından çok konuşuluyor. Sizce onu bu kadar gerçek ve etkileyici kılan nedir?

Bence tamamen gerçekliği. Ben ona uzaktan baktığımda çok gerçek buluyorum. Az önce de söylediğim gibi insanlar kendi hayatlarında da birçok değişim yaşıyor. On yedi yaşındaki hâliyle yirmi beş yaşındaki hâli aynı kalmıyor. Yaşanan olaylar karakter üzerinde değişime yol açıyor. Çimen de tam bu noktada değişimini gösterdi. Birinci sezondaki Çimen ile dördüncü sezondaki Çimen arasında dağlar kadar fark var ama hâlâ bir yerlerde aynılar… İnsan da böyledir, ben de böyleyim. On yedi yaşındaki Selin ile şu anki Selin aynı değil ama içimde hâlâ o tarafım var.

 

Çimen’i canlandırırken “Ben olsam böyle davranmazdım.” dediğiniz anlar oldu mu?

Tabii ki oldu. Ben Çimen’in yaptığı birçok şeyi yapmam. Âşık olduğu zaman, kendi doğruları ve isteklerinden kolayca vazgeçebilen biri. Aynı şekilde Emir de Çimen’le uzun vadede yol alabilecek bir karakter değil. Ben bunun sinyalini en başta alır ve o ilişkiye devam etmezdim; ama Çimen körkütük âşık! Tabii bu tarz sahnelerde kendimi bir kenara bırakıp karakterle bütünleştiğim için, oynarken Çimen’i yargılamıyorum.

 

Kızılcık Şerbeti’nde gelinlik giydiğiniz sahneler de çok konuşulmuştu. Kamera karşısında da olsa gelinlik giymek sizde nasıl bir duygu yaratıyor?

Gelinlik giymeyi seviyorum. “Karadut”ta da giymiştim, çok tatlı bir hissiyat; ama bunun gelinlik olmasından ziyade büyük, beyaz ve kabarık bir elbise olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Şu an için evlilik gibi bir hayalim yok; tamamen Aslan burcu olmamdan ve biraz daha iddialı, dikkat çeken parçaları sevmemden kaynaklanıyor.

 

Dizinin bu kadar geniş bir kitleye ulaşması sizin hayatınızı nasıl etkiledi? Günlük hayatınızda en çok ne değişti?

Öncelikle emeklerimizin karşılığını almak, hem çalışırken hem de özel hayatımızda bizi çok motive ediyor. Her iş çok özeldir, çok emek verilir ama bazen maalesef hak ettiği değeri göremeyebilir. Kızılcık Şerbeti bunu gerçekten başarmış bir proje. Bu bir ekip başarısı ve bu başarı hissinin bende “biz olma” bilinci yaratması hayatıma önemli bir şekilde yansıdı diyebilirim.

 

Oyunculuğa adım attığınız ilk dönemden bugüne uzanan süreçte, sizi en çok geliştiren deneyim ne oldu ve bu yolculukta oyunculuğa bakışınız nasıl değişti? İlk günkü heyecanınız hâlâ sizinle mi?

Evet, ben hâlâ ilk günkü gibi heyecanlıyım. Karakter gelişimini görmek, farklı tür sahneler oynamak ve farklı projelerde farklı karakterleri canlandırmak heyecanımı hep diri tutuyor. Bu heyecanın, bu mesleği yaptığım sürece devam edeceğini düşünüyorum. Her yeni rol, her yeni sahne yeni bir heyecan demek.

 

İzleyiciden gelen yorumlar sizin için ne ifade ediyor? Bu geri bildirimler sizi etkiliyor mu?

Oyunculuğum üzerine yapılan tüm eleştirileri kabul eder ve saygı duyarım. Eğer değiştirebileceğim ve üzerine koyabileceğim bir şey varsa, bunu yapmaya çalışırım. Bu geri bildirimlerin beni kötü değil, iyi yönde etkilemesine izin veririm. Öte yandan bu yorumlar çok doğal. Bazen doğru oynasanız bile seyirciye geçmeyebilir ve beğenilmeyebilir; bu da çok normaldir. Böyle durumlarda daha iyisini yapmaya çalışırım.

 

Oyunculukta kendinizi zorlamak adına sınırlarınızı ne kadar zorlayabilirsiniz? Örneğin; bir rol için fiziksel olarak büyük değişimler yapmak —kilo almak, saçınızı tamamen değiştirmek gibi— sizin için ne kadar mümkün?

Benim bu konuda hiçbir sınırım yok. Saçımı keserim, kilo alırım; rol için ne gerekiyorsa yaparım. Zaten projeye katkı sağlayamayacağım ya da bana katkı sağlamayacak bir işte yer almam. Eğer bir projede yer alıyorsam da gereken her şeyi göze alırım.

 

Bir karaktere hazırlanırken sizi en çok besleyen şeyler neler oluyor? Bu unsurları nasıl harmanlıyorsunuz?

Benim oyunculuk konusunda tartışmasız destek aldığım kişi Aliye Uzunatağan. Onun desteği ve yönlendirmesi benim için çok kıymetli. Önce ona danışırım; onun yönlendirmeleri doğrultusunda gözlem yaparım, okumamı önerdiği şeyleri okur ve üzerine düşünürüm.

 

Genç bir avukat ve oyuncu olarak, kendi neslinizin adalet kavramına bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bakış açısı oyunculuğunuza da yansıyor mu?

Benim jenerasyonum, yani Y kuşağının sonları ve Z kuşağının başlangıcı, bir önceki nesle kıyasla daha başkaldıran, daha çok adalet arayan, haksızlığa tahammülü daha az, daha özgür, daha aceleci ve gerçeklik arayışında olan bir jenerasyon. Bu da doğal olarak adalete daha düşkün bir nesil olduğumuzu gösteriyor. Ben de böyleyim; çok sorgularım, gerçeğe ulaşmaya çalışırım, haksızlığa tahammülüm yoktur. Bu bakış açısının oyunculuğuma mı yansıdığı, yoksa hukuk eğitimi alırken olayları çözümlerken failin ya da mağdurun neden o şekilde davrandığını anlamaya çalışmamın mı oyunculuğuma katkı sağladığı… Aslında bu biraz boomerang gibi bir döngü.

 

Peki, senaryoda karakterleri değerlendirirken “haklı–haksız” dengesi ya da empati kurma biçiminizin farklılaştığını düşünüyor musunuz?

Dediğim gibi, bu durum bende üniversite yıllarında değişmeye başladı. Orada olay çözümlemeyi, fail-mağdur dengesini öğreniyoruz. Herkes meşru yollarla hak arama ve savunma hakkına sahiptir; haklı ya da haksız fark etmeksizin herkes bu haktan yararlanabilir. Avukatlar da savunmayı temsil eder. Bu yüzden olayları değerlendirirken ister istemez daha fazla empati kuruyorum. Bu durum da doğal olarak oyunculuğuma yansıyor ve algılama biçimimi değiştiriyor.

 

Bu yoğun temponun içinde özel hayatınıza alan açmak sizin için ne kadar mümkün? Aşk bu denklemin neresinde duruyor?

Aşk benim planlayarak, kalıplara koyarak ya da matematiğe oturtarak yaşayabileceğim bir şey değil. Aşk ya vardır ya yoktur; varsa da yaşamaktan başka yapabileceğiniz bir şey yoktur. Bu yüzden onu bu denklemin içine sokamıyorum. Özel hayata gelecek olursak, set temposu zaman zaman zorlayıcı olsa da hayatımı tamamen kısıtlamıyor. Sosyalleşmek istediğimde kendime zaman yaratıp sosyalleşebiliyor, bana iyi gelen şeyleri yapabiliyorum.

 

En özgür ve en “kendiniz” hissettiğiniz anlar ne zamanlar?

Yalnız çıktığım tatillerde kendimi hem en özgür hem de en “kendim” gibi hissediyorum. Tek başıma tatile çıkmayı severim; içimdeki Selin, belki de o çocuk tarafım, o an ne yapmak isterse kimseye bağlı kalmadan yapmayı seviyor. Kendimi en çocuksu ve en öz hâlimde de oralarda hissediyorum.

 

Bugün geldiğiniz noktadan geçmişteki Selin’e bakınca ona ne söylemek isterdiniz?

Birçok şey söylerdim… “Sakin ol, acele etme, çalışmaya ve inanmaya devam et.” Çünkü bazen anın heyecanıyla tepkilerimizi kontrol edemeyebiliyoruz; fazla aceleci ve yıkıcı olabiliyoruz ama günün sonunda inanç ve sabır kazanıyor. Hayatımın her dönemindeki Selin’e farklı şeyler söyleyebilirim ama bu iki şey hep aynı kalır.

KOORDİNASYON: MELTEM ERCAN    
RÖPORTAJ: ELİF ŞİMAL AKMAN    
FOTOĞRAF: MURAT GÜNGÖR
STYLING: BÜŞRA ÇEVİK    
SAÇ: ENGİN AKTAŞ    
MAKYAJ: BURAK ŞENER
VİDEO: MİRBEY OZAN GÖRÜR
MEKÂN: FAİRMONT QUASAR ISTANBUL

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.