© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Çekici, Kararlı, İddialı Şifanur Gül

Çekici, Kararlı, İddialı Şifanur Gül

Son yıllarda dizi ve film dünyasında sadece yeteneğiyle değil, canlandırdığı her karaktere kattığı ruhla da adından söz ettiren Şifanur Gül, Ankara’nın disipliniyle yetişmiş bir isim olarak kariyer basamaklarını kararlılıkla tırmanıyor. Kimi zaman bir dönem dizisinde, kimi zaman modern dünyanın gerçekliğinde izlediğimiz güzel oyuncu, bugünlerde hem “Sumud” hem de “Mor Işıklar” projelerinin heyecanını yaşarken, sahnede devleştiği “Araf” müzikalinin ardından iç dünyasının kapılarını MAG Okurları için aralıyor.

 

 

Oyunculuk eğitiminizi Ankara’da aldınız ve uzun yıllar burada yaşadınız. Ankara’da geçirdiğiniz yıllar, bugünkü Şifanur’un hangi yönünü en çok şekillendirdi?

Ankara disiplin şehri. Disiplinimi ve çalışkanlığımı bana Ankara hediye etti diyebilirim.

 

Bugüne kadar Selçuklu’dan cumhuriyetin ilk yıllarına, modern iş dünyasından günümüzün zorlu hayat mücadelelerine kadar pek çok farklı dönem kadınına hayat verdiniz. Sizce bir kadını güçlü kılan ortak özellik nedir? Bugüne kadar oynadığınız karakterler arasında sizi çok dönüştüren bir rol var mı?

Oynadığım tüm karakterler çok güçlüydü. Kadın olmak, tek başına benim için bir güç demek zaten. Oynadığım karakterler beni dönüştürdü demeyeyim ama o dönemki enerjimi değiştirdi elbette. Mesela Esvet beni sessizleştirdi, Güliz çok enerjik biri yaptı.

 

Son diziniz “Sumud”a baktığımızda; Melisa’nın kimlik arayışını izliyoruz. Bu karakterin kadınlara ilham verecek en belirgin özelliği sizce ne olacak?

Tüm gücüyle, var olduğu yeri dönüştürmek, iyileştirmek için çabalıyor oluşu; fakat yalnızca kadınlara değil, insanlığa “görmeyi, duymayı, hissetmeyi” hatırlatıyor olacak bence.

 

Çekimler sırasında Midyat’ın kendine has atmosferinde vakit geçirdiniz. Set bittiğinde, kostümünüzü çıkarıp Şifanur olduğunuzda, o coğrafyanın ve hikâyenin ağırlığını üzerinizden atabiliyor muydunuz, yoksa bu süreç sizi kendi hayatınızda da etkiledi mi?

Midyat, enerjisi çok yüksek bir yer. Zaman zaman ağır hissettirebiliyor. Senaryonun da çok ağır sahnelerini çektiğimiz günler, evet, bu birleşim beni biraz yıpratabiliyordu; ama Midyat’ın, insanı içine çeken, özüne döndüren de bir enerjisi var. İkisi birbirini dengeliyordu diyebilirim.

 

Bir diğer yeni işiniz “Mor Işıklar”a gelecek olursak; henüz bilmeyenler için konusunu sizden dinleyebilir miyiz?

“Mor Işıklar” komedi dalında benim ilk deneyimim oldu. Muhteşem bir set süreci geçirdik. Benim için hem farklı hem inanılmaz eğlenceliydi. Konusundan söz etmek için biraz erken, sadece çok güleceğimizi ve büyük bir heyecanla beklediğimi söyleyebilirim.

 

Dijital platformlar için üretilen projelerle, televizyon dizilerinde oyunculuk yapmak arasında sizin için nasıl farklar var? Bu iki alan, oyunculuğunuzu farklı şekillerde besliyor mu?

Oyunculuk üslubu ile ilgili büyük farklılıklar olduğunu düşünmüyorum; fakat dijital platformlarla çalışmak elbette ki daha konforlu ve bu konfor her şeye yansıyor. Daha fazla zaman ayırabilmek, düzenli saatlerde çalışmak, senaryonun başı ve sonunun belli olması… Tüm bunlar oyun potansiyelimize de, sonunda işin bütününe de tabii ki yansıyor ve olumlu anlamda değiştiriyor bence.

 

Sizi bugüne kadar sinema ve dizi projeleriyle tanıdık; ancak “Araf” müzikaliyle sahnede bambaşka bir yönünüzü gördük. Sahneyle kurduğunuz bağ, kamera önünden nasıl farklılaşıyor? Bu deneyim size ne kattı ve ileride yeniden sahneye dönmeyi ister misiniz?

Sahne benim aslında yola çıktığım yerdi. İstanbul’a gelmekle birlikte maalesef dizi temposundan dolayı uzak kaldım. Sahne en büyük hayalimdi ve öyle bir hayal ki gerçekleştiğinde bile hayal olarak kalabiliyor. Güzelliğinden, heyecanından, verdiği mutluluktan hiçbir şey eksiltmeyen bir şey sahnede olmak. Bugüne kadar deneyimlediğim her şeyden daha iyi hissettiren bir yer. Oyun daha biteli birkaç ay oldu ama çok özlüyorum. İçime sinen ilk oyunla geri döneceğim.

 

Peki, hayatınızın şu anki dönemine bir isim vermeniz gerekse ve bu bir şarkı olsa, bu hangi türde veya hangi tempoda bir eser olurdu?

Leonard Cohen’dan Waiting for the Miracle.

 

Sahne performansında, kamera önüne kıyasla kendinizi daha açık hissettiğiniz anlar oluyor mu? Seyircinin anlık tepkisi oyunculuğunuzu nasıl etkiliyor?

Seyirciyi çok seviyorum. Performans sergilerken onlarla göz göze olmak, aynı havayı soluyor olmak televizyonda olmaktan daha heyecan verici geliyor bana. Anlık tepkileri, oynayacağımız sahneleri değiştirmiyor tabii ki ama bizimle ağladıklarını, güldüklerini görmek motive ediyor.

 

Bugüne kadar oynadığınız karakterlerden biri gerçek hayatta kapınızı çalsa, hangisiyle arkadaş olmak isterdiniz, hangisinden uzak dururdunuz?

Esvet’ten uzak dururdum, çünkü kendi hayatımda da eylem alamayan, sessizliği ve razı gelmeyi tercih eden insanlarla çok iletişim kuramıyorum. Kendilerine verdikleri zarar beni üzüyor. Mor Işıklar dizisindeki karakterim Hüma ile arkadaş olmak isterdim. Siz henüz tanışmadınız ama onunla yan yana olmak gücüme güç katardı diye düşünüyorum. Pes etmeyişini çok seviyorum.

 

Sete giderken enerjinizi yükselten bir rutininiz var mı?

Uyandığımda yarım saat yalnız kalmalıyım, kahve içebilmeli ve çıkıp dışarıda biraz yürüyebilmeliyim. Ancak bunları yapabildiğimde enerjim doğru yerde oluyor ve kolay odaklanıyorum. Hızla ya da gün aydınlanmadan evden çıktığım set günlerinden çok hoşlanmıyorum.

 

Kameranın sizi izlediğini bilmek, zamanla insanın kendini algılama biçimini değiştiriyor mu? Şifanur olarak kendinize dışarıdan bakabiliyor musunuz?

Kendine dışarıdan çok da bakmamak gerektiğine karar verdiğim bir süreçteyim. Bunu normal hayatımda da oyunculuk hayatımda da sıkça yapıyor, hatta yapamamaktan, kendimi bilmemekten, görememekten korkuyordum. Şimdilerde böyle değil. Oscar Wilde’ın çok sevdiğim bir sözü var: “Bilmek her şeyin sonu olur, çekici olan bilmemektir; sis her şeye harika bir güzellik katar.” Biraz bilmemek, biraz kendimle arama mesafe koymak, daha az farkındalık bana iyi geldi.

 

Yoğun bir kariyer temposunda, özel hayatınız size nasıl bir denge sağlıyor?

Özel hayatım benim önem listemde bir numaram. Orayı her zaman öncelik eder, sağlam tutarım, çünkü başlama ve devam edebilme gücümü oradan alıyorum. Tüm dengemi orada sağlıyorum.

 

Kısa bir süre önce evlilik teklifi aldınız. Evlilik fikrinin daha somut bir yere gelmesiyle birlikte, bu dönemde hayatınızda en çok neyin dönüştüğünü hissediyorsunuz?

Aslında bir şey değişmedi. Her zaman olduğu gibi mutluyum. Bizim için daha çok eğleneceğimiz bir süreç sadece. Üzerine düşünmek, planlar yapmak çok keyifli; ama spesifik olarak evliliğin hayatımızda getiri ya da götürüleri olacağına inandığımız bir yerde değiliz.

 

Hayatınızın bu döneminde sizi en çok mutlu eden şey nedir?

Seyahat etmek, daha önce hiç bilmediğim bir şey öğrenmek, duymadığım bir şarkı dinlemek. “İlk” olan her şey.

 

Hayatınızda size en çok ilham veren kişi kimdir?

Çocukluğum. İlhamımı hep kendimden, çocukluğumdan alıyor oldum. Kayboluyor olursam dönüp oraya bakıyorum, bir ilham perisine ihtiyaç duyarsam dönüp küçük Şifa’ya bakıyorum. Onun hayal gücüyle hareket ediyorum. Dünyayı onun gözleriyle görmeye devam etmeye çabalıyorum. Bunu tam anlamıyla yapabildiğimde başarılı oluyorum.

 

Önümüzdeki yıllarda kendiniz için en çok neyi diliyorsunuz?

Biraz sakinleşmeyi. Duygularımı biraz uç noktalarda yaşayan biriyim. Biraz azalmalarını ve telaşımı kaybetmeyi diliyorum.

 

Seyahat etmeyi sevdiğinizi söylediniz. Peki, yolculuklar size neler katıyor? Örneğin; ilhamınız mı olur yoksa dinlenmek için harika bir fırsat mıdır?

Yay burcu olmaktan sanırım, sürekli seyahat ediyorum. İçimde çok büyük bir merak duygusu var. Merak beni bir yerlere götürüyor sürekli, ben de peşinden gidiyorum. Tüm bu seyahatler genellikle kendi hayatıma da mesleğime de ilham oluyor. Bazen de sadece dinlenmek için seyahat ediyorum. Dinlenmek için gittiğim yerler hep aynıdır, değişmez; bildiğim yerde, bildiğim insanlarla biraz nefes almayı seviyorum.

 

Kendi hayatınızı bir yolculuk metaforuyla anlatacak olsanız, şu an hangi “rota”dasınız?

Havaalanı.

 

Bu ayın önemli günlerinden biri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Bu 8 Mart’ta tüm dünya kadınları için kalbinizden geçen en büyük dilek nedir?

Tüm kadınlarımızın kendilerini gerçekleştirebilmelerini, hayatta, ayakta ve huzurlu olmalarını dilerim. Günümüz kutlu, mutlu olsun. Kahkahalarımızla, tüm gücümüzle, birlikte nicelerine…

 

 

KOORDİNASYON: MELTEM ERCAN   
RÖPORTAJ: ELİF ŞİMAL AKMAN
FOTOĞRAF: BARAN ALTINDAĞ
STYLING: BÜŞRA ÇEVİK  
SAÇ: FERİT BELLİ  
MAKYAJ: ASLI BİLGE
VIDEO: ALİ ZADSHİR 
SANAT YÖNETMENİ: EZGİ TOSUN 
PRODÜKSİYON: YUSUF KOÇ
MEKÂN: THE GALATA ISTANBUL HOTEL – MGALLERY COLLECTION

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.