Medicana International Ankara Hastanesi – Kadın Sağlığında Farkındalığın Önemi
Kadın sağlığında erken tanının hayati önemini, HPV taramaları ve aşının koruyucu gücünü anlatan Medicana International Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Deniz Han Deniz, bilinçli takip ve beden farkındalığının neden geleceğe yapılan güçlü bir yatırım olduğunu MAG Okurları için açıklıyor.
Uzmanlık alanlarınıza da değinerek kendinizden bahseder misiniz?
1998 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. Ardından, İnönü Üniversitesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlık eğitimimi tamamladım. Daha sonra İzmir, Malatya ve Ankara’da hem kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak görev yaptım hem de tüp bebek alanında çeşitli eğitimler aldım. Son üç yıldır Ankara’da, tüp bebek ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak çalışmaktayım. 2025 yılından itibaren ise Medicana International Ankara Hastanesinde, kadın sağlığına gönül vermiş bir hekim olarak görevime devam etmekteyim.
Rahim ağzı hücrelerinde zamanla oluşabilecek değişiklikler genellikle nasıl fark edilir? Bu değişimleri erken aşamada tespit etmenin avantajları nelerdir?
Anormal vajinal kanama, ilişki sonrası kanama, kötü kokulu akıntı veya kasık ağrısı gibi belirtiler olabilir; ancak, bunlar çoğunlukla erken evrede görülmez. Rahim ağzı (serviks) hücrelerinde zamanla oluşabilecek değişiklikler çoğu zaman belirti vermeden ilerler. Bu yüzden genellikle özel tarama yöntemleriyle fark edilir. Bu testlerin ilki Pap smear (Pap testi). Rahim ağzından alınan hücrelerin mikroskop altında incelenmesiyle anormal hücre değişiklikleri saptanır. En yaygın tarama yöntemidir… İkincisi HPV testi. Rahim ağzı kanserinin en önemli nedeni olan Human Papilloma Virüsü (HPV) varlığını araştırır. Özellikle yüksek riskli HPV tiplerini tespit eder… Üçüncüsü, jinekolojik muayene ve kolposkopi. Pap smear veya HPV testinde şüpheli bir durum varsa, rahim ağzı özel bir cihazla büyütülerek incelenir ve gerekirse biyopsi alınır.
Bu değişimleri erken aşamada tespit etmenin avantajlarını ise şöyle söyleyebilirim. Öncelikle, kanser gelişmeden önlenebilir, yani hücresel değişiklikler erken dönemde yakalandığında, kanser oluşmadan tedavi edilebilir. İkincisi, tedavi daha basit ve etkilidir. Erken evrede yapılan müdahaleler daha kısa sürede, daha az riskle ve daha düşük maliyetle sonuç verir. İleri evre tedavilere (ameliyat, radyoterapi, kemoterapi gibi) gerek kalma olasılığı azalır. Risk taşıyan kişiler daha yakından izlenebilir. Özetle, rahim ağzı hücrelerindeki değişiklikler çoğunlukla tarama testleriyle fark edilir ve erken tanı, hem kanseri önleme hem de başarılı ve kolay tedavi açısından hayati önem taşır. Düzenli jinekolojik kontroller bu nedenle çok önemlidir.
Genç yaşlardan itibaren beden farkındalığı kazanmak neden önemli? Kadınların kendi sağlıklarını takip etmeleri için neler önerirsiniz?
Genç yaşlardan itibaren beden farkındalığı kazanmak, bireyin, hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını korumasında temel bir rol oynar. Özellikle kadınlar için bu, üreme sağlığı ve genel sağlık sorunlarının erken fark edilmesi demektir, çünkü “değişiklikler” erken fark edilir. Kişi kendi vücudunun normal hâlini tanıdığında, olağandışı bir değişimi (ağrı, akıntı, kanama, kitle vb.) daha erken fark eder. Bu da, erken tanı ve önleme imkânı verir. Yani birçok jinekolojik ve genel sağlık sorunu erken dönemde daha kolay tedavi edilebilir… Ayrıca sağlık sorumluluğu kazandırır; böylece birey, düzenli kontrolleri ihmal etmez. Bunun yanında öz güven ve bedenle barışık olmayı destekler; kendi bedenini tanıyan birey, utanma veya korku nedeniyle sağlık sorunlarını ertelemez… Kadınların kendi sağlıklarını takip etmeleri için şu önerilerde bulunmak isterim:
- Öncelikle adet tarihlerini, süresini, ağrı ve kanama miktarını not almak (mobil uygulamalar da kullanılabilir),
- Yaşa ve risk durumuna göre Pap smear, HPV testi ve muayeneleri yaptırmak,
- Meme her ne kadar konumuz dışında gibi görünse de bundan da bahsetmek isterim; meme dokusundaki değişiklikleri erken fark etmek için düzenli olarak kontrol yapmak,
- Sürekli ağrı, anormal akıntı, koku, kaşıntı, ilişki sonrası kanama gibi belirtileri ciddiye almak,
- Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, sigaradan uzak durmak ve yeterli uyku,
- İnternetteki bilgi kirliliğine karşı sağlık profesyonellerinin ve resmî kaynakların önerilerini takip etmek,
- Bence en önemli olan ve yeni jenerasyonun bu konuda iyi olduğunu düşündüğüm; doktorla açık iletişim kurmak ve merak edilen konuları dile getirmek.
HPV aşısı, kadınların sağlıklı bir gelecek inşa etmesinde nasıl bir rol oynuyor? Aşının sunduğu koruma hakkında en çok merak edilen noktalar neler?
HPV aşısı, kadınların sağlıklı bir gelecek inşa etmesinde koruyucu ve önleyici bir rol oynar. Özellikle rahim ağzı kanseri başta olmak üzere HPV’ye bağlı gelişebilen birçok hastalığın ortaya çıkma riskini önemli ölçüde azaltır. Rahim ağzı kanserlerinin büyük çoğunluğu yüksek riskli HPV tiplerinden kaynaklanır. Aşı, bu tiplerin neden olduğu enfeksiyonları önleyerek kanser riskini ciddi oranda azaltır. HPV’ye bağlı hücre değişiklikleri oluşmadan önce koruma sağlar, böylece ileride tedavi gerektiren durumların önüne geçer. Genç yaşta yapılan aşı, yıllar boyunca koruyuculuğunu sürdürerek yaşam boyu sağlık kazanımı sağlar. Aşılama yaygınlaştıkça HPV’nin toplumda dolaşımı azalır, bu da genel korunmayı artırır. Kadınların kanser korkusu ve belirsizlikle yaşamasını azaltır. Peki, aşı kimlere yapılmalıdır? Genellikle 9 ila 45 yaş arası bireylere önerilir. En ideal dönem, cinsel yaşam başlamadan öncedir; ancak, cinsel olarak aktif kişiler de aşıdan fayda görürler.
- En çok sorulan sorulardan birisi “Mevcut HPV virüsü ile karşılaşmış kişilere de aşı faydalı mıdır?”. Özetle, bu soruyu “evet” olarak cevaplamalıyım; her ne kadar aşılar yeni enfeksiyonlara karşı koruma sağlasa da mevcut enfeksiyonların da yok edilmesinde veya daha hafif olarak atlatılmasında faydalı olduğu kanıtlanmıştır.
- “Aşısı güvenli midir?” HPV aşıları dünya genelinde uzun yıllardır uygulanmaktadır ve güvenilirliği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Yan etkiler genellikle hafif ve geçicidir (aşı yerinde ağrı, hafif ateş gibi).
- Yine çok sorulan bir soru da “Aşı olanlar tarama testlerine devam etmeli mi?”. Evet. Aşı çok güçlü bir koruma sağlasa da tüm HPV tiplerine karşı %100 koruma sağlamaz. Bu nedenle Pap smear ve HPV testleri ihmal edilmemelidir.
- “Kaç doz yapalım?” diye sorarsanız, yaşa göre değişmekle birlikte genellikle iki veya üç doz şeklinde uygulanır.
HPV aşısıyla ilgili koruyuculuk oranları ve olası yan etkiler konusunda zaman zaman kamuoyunda farklı görüşler dile getiriliyor. Aşı sonrası vaka artışı iddiaları da bu tartışmaların bir parçası. Bu tür karşıt görüşleri nasıl değerlendiriyorsunuz ve bilimsel veriler ışığında bu konuda neler söylemek istersiniz?
Aşılamanın yaygınlaşmasıyla, hedeflenen HPV tiplerine bağlı enfeksiyon oranları ve kanser öncesi lezyonlar belirgin şekilde azalmıştır. Örneğin; bazı çalışmalar aşılı genç kızlarda HPV 16/18 enfeksiyon oranlarının dramatik biçimde düştüğünü göstermiştir. HPV aşıları; yıllar süren klinik denemelerden geçmiş ve dünya çapında milyonlarca doz uygulamasıyla etkinliği ve güvenliği değerlendirilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ulusal sağlık otoriteleri, HPV aşılarının uzun süreli koruma sağladığını ve genital siğil ile HPV ilişkili kanser türlerini önlediğini raporlamaktadır. Bu koruma, virüse hiç maruz kalmadan önce yapılırsa en yüksek düzeye ulaşır, bu nedenle önerilen yaşlarda uygulanması tavsiye edilir.
Aşı sonrası vaka artışı iddialarını ise, neden-sonuç ilişkisi saptanmamış, hiçbir bilimsel veriye dayanmayan bireysel görüşlerden ibaret olarak değerlendirebilirim. Bu kapsamda aşı karşıtlığı konusunda da bir şeyler söylemek isterim. Aşı, tıbbın mucizelerinden biridir ve toplum sağlığı açısından çok önemlidir. Aşı sayesinde dünyada milyonlarca insan, özellikle bebek ve çocuklar ölümden ve ciddi hastalıklardan kurtulmuştur. Belki biliyorsunuzdur, çiçek hastalığı artık dünyadan eradike edilmiştir. Yani artık özel laboratuvarlar haricinde çiçek virüsü dünyadan yok edilmiştir ve aşısı da artık uygulanmamaktadır. Ancak çiçek hastalığı son 40-50 yıl öncesine kadar ciddi ölümlere ve hastalıklara neden olmuştur. Eskiden insanlar çiçek hastalığı çıkaran kişilerin ciltteki kurumuş yaralarının kabuklarını, hastalığı çıkarmayan çocuklarının kıyafetlerinin altına, bazen de küçük kesilerle kanatılan cildin üstüne koyarlarmış. Düşünürseniz bu şimdiki aşı teknolojilerinin en ilkel hali. Ciltten ölü virüse ait parçalar kısmen de kana karışarak o kişide bağışıklık sisteminin aktive olup, çiçek virüsüne karşı aşılanıp, o çocukların hastalığı hiç geçirmediği veya hafif geçirdiklerini; antikorların varlığından bile haberi olmayan insanlar fark etmişlerdir. Özetle; aşının varlığından haberdar olmayan bu insanlar bile bilerek veya bilmeyerek aşıyı kullanmışken, aklın, ilmin ve teknolojinin hayatımıza bu kadar yoğun girdiği bir dönemde aşı karşıtlığı anlaşılır bir durum değildir.