The Morgan Library & Museum’da Caravaggio ve Renoir
Bu ay New York’ta olmak için zor bir dönem. Tatil sezonu sona erer, hava soğur ve şehrin yıl boyunca taşıdığı enerji kısa bir süreliğine donar. Galeri takvimleri yavaşlar, açılışlar azalır, sanat dünyası sonbahar ve kış aylarının yoğunluğunun ardından daha sakin bir ritme girer.
Buna rağmen, zaman zaman bu durgunluk içinde güçlü sergilere denk gelmek çok güzel oluyor. Bu kış benim için bu sergi, The Morgan Library & Museum’daydı.
Morgan, yirminci yüzyılın başında J. Pierpont Morgan’ın özel kütüphanesi olarak kurulmuş ve 1924 yılında kamunun ziyaretine açılmış. McKim, Mead & White tarafından tasarlanan özgün yapı, kitaplar ve çizimler için inşa edilmiş. Kırmızı damask kaplı duvarlar, vitray pencereler, oyma tavanlar ve eski kitaplara ev sahipliği yapan rafları muhteşemdi. Daha sonraki mimari eklemelere rağmen, bu ilk odalar günümüze kadar özgün karakterlerini korumuş.
Müze kısmında, Caravaggio’nun “Meyve Sepetli Çocuk” adlı eseri, sanatçının Roma dönemine ait erken resimleri ve çizimleriyle birlikte sergileniyordu. Sunum, ağırlıklı olarak Caravaggio’nun Roma’daki erken dönem üretimine odaklanıyordu. Bu dönemin, sanatçının Roma’daki ilk hamileriyle, özellikle Kardinal Scipione Borghese ile kurduğu ilişkiler çerçevesinde şekillendiği anlatılıyordu.
Caravaggio, Avrupa sanat tarihinin en etkili ressamlarından biri olarak kabul ediliyor. Canlı modellerle çalışması, sıradan insanları dinsel ve mitolojik sahnelerin merkezine yerleştirmesi ve figürleri resim yüzeyine çok yakın konumlandırmasıyla tanınıyor. Resimlerinde güçlü yönlü ışık, derin gölgeler ve dar kadrajlar öne çıkıyor; bu unsurlar figürlerin fiziksel varlığını ve anlatıdaki gerilimi belirginleştiriyor. Bu yaklaşım, dönemin idealize edilmiş güzellik anlayışından bir kopuş olup, İtalya’dan İspanya’ya, Hollanda’dan daha geniş bir coğrafyaya uzanan kalıcı bir etki yaratmış.
Morgan’daki daha kapsamlı sergilerden biri ise Pierre-Auguste Renoir’a ayrılmıştı ve odağını resimden çok, çizime kaydırıyordu. Sanatçının kariyeri boyunca ürettiği çizimleri, iki galeriye yayılarak bir araya getirilmişti. Erken dönem çalışmaları ve geç dönem çizimleri bir arada sunuluyor, özellikle “The Great Bathers” ile ilişkili çalışmalar öne çıkıyordu. Renoir genellikle empresyonizmin önde gelen isimlerinden biri olarak anılsa da, bu seçki onun figürle kurduğu uzun soluklu ilişkiyi yakından görme imkânı veriyordu.
Bu sergiler için Morgan’ı ziyaret etmeyi gönül rahatlığıyla öneririm. Sergiler olmasa bile, kütüphanenin kendisi mimari ve kültürel açıdan güçlü bir deneyim sunuyor ve tek başına görülmeyi fazlasıyla hak ediyor.
***
January is a difficult month to be in New York. The holidays have ended, the weather has turned unforgiving, and the city feels stripped of the energy that usually carries it through the year. Gallery calendars slow down, openings are fewer, and the art world seems to collectively exhale after the intensity of fall and winter fairs. And yet, every so often, a small gem of an exhibition appears. This winter, it was at The Morgan Library & Museum.
The Morgan began in the early twentieth century as the private library of financier J. Pierpont Morgan and opened to the public in 1924. Its original building, designed by McKim, Mead & White, was conceived as an intimate setting for books, drawings, and works on paper. Red damask walls, stained glass windows, carved ceilings, and enclosed book stacks shape the rooms. Heavy curtains frame stained glass panels depicting allegorical figures, and leather-bound volumes line the shelves. Despite later architectural expansions, the original rooms have retained their original grandeur.
Within this setting, Caravaggio’s Boy with a Basket of Fruit appeared alongside several early works and preparatory material connected to his Roman period. Consisting largely of half-length figures and still life studies, the presentation reflected Caravaggio’s early Roman work, shaped by his earliest patrons in Rome, including Cardinal Scipione Borghese.
Caravaggio is one of the most influential painters in the history of European art. He is known for working from live models, using ordinary people as subjects for religious and mythological scenes, and placing figures close to the picture plane. His paintings rely on strong directional light, deep shadow, and sharply cropped compositions that heighten physical presence and narrative tension. These choices broke with prevailing conventions of idealization and had a lasting impact on painters across Italy, Spain, the Netherlands, and beyond.
A larger exhibition devoted to Pierre-Auguste Renoir unfolded across two galleries and shifted attention from painting to drawing. Works on paper from across his career appeared together, bringing early studies, preparatory material, and later drawings into a single narrative, with particular attention to preparatory studies related to The Great Bathers. Renoir remains best known as a central figure of Impressionism, associated with scenes of modern life, portraiture, and the human figure.
I would recommend a visit to the Morgan to see these exhibitions. Even without them, the library itself remains a remarkable work of architectural and cultural history, and it is worth experiencing on its own.