© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Elif Zorlu Tapan – Sayısız İkonik Karenin Fotoğrafçısı Andrew D. Bernstein

Elif Zorlu Tapan – Sayısız İkonik Karenin Fotoğrafçısı Andrew D. Bernstein

Efsane fotoğrafçı Andrew D. Bernstein, NBA’in görsel hafızasını yaratan isimlerin başında geliyor. Michael Jordan’dan LeBron James’e dünyanın en üst düzey sporcularının unutulmaz anlarını ikonik karelere dönüştüren Bernstein, 2018’de Basketbol Şöhretler Salonu’nun (Basketball Hall of Fame) verdiği prestijli Curt Gowdy Ödülü’nün de sahibi. “The Mamba Mentality: How I Play” kitabını Kobe Bryant’la birlikte hazırladı. Massachusetts’teki Naismith Memorial Basketball Hall of Fame’de işleri kalıcı olarak sergilenen yalnızca dört fotoğrafçıdan biri olan efsane fotoğrafçıyla MAG Okurları için konuştuk.

 

Kariyerinizin ilk yıllarına bir yolculuk yapalım. Spor fotoğrafçısı olmaya sizi ne teşvik etti? NBA ve diğer spor organizasyonlarıyla çalışma fırsatınız ilk nasıl doğdu? Okurlarımız için, Andrew Bernstein’ı kısaca tanıyabileceğimiz hızlı bir özet paylaşır mısınız?

Fotoğrafla tanışmam on dört yaşımda, babamın doğum günüm için bana bir fotoğraf makinesi hediye etmesiyle oldu. Ardından, ABD’deki birçok büyük tabiat parkını gezdiğimiz bir seyahate çıktık ve o yolculukta fotoğrafın yaratıcı ifade gücü beni içine çekti. Brooklyn, New York’ta liseyi bitirdim; sonrasında Massachusetts Üniversitesine giderek fotoğrafçılık becerilerimi daha da geliştirme fırsatı buldum ve kariyere dönüştürmeye karar verdim. İkinci sınıfta Art Center College of Design’a geçtim. Orada Sports Illustrated dergisinden harika spor fotoğrafçılarıyla tanıştım. Sınıfta öğrendiklerim ve sahada edindiğim deneyim bir araya gelince, spor fotoğrafçılığının benim için doğru yol olduğundan emin oldum. Zaten çocukluğumdan beri büyük bir spor tutkunuydum; spora olan sevgimle fotoğrafçılığı birleştirmek benim için mükemmel bir kariyer yönüydü.

 

Mezuniyetimin ardından 1981’de tam zamanlı fotoğrafçı olarak çalışmaya başladım. 1984’te Dodgers’ın takım fotoğrafçısı oldum. NBA ile ilk görevim ise 1983’te Los Angeles’taki NBA All-Star maçıydı. 1986’da “resmî NBA fotoğrafçısı” pozisyonunu oluşturduk ve aynı yıl NBA Photos’u da hayata geçirdik.

 

Kariyerinizde “İşte bu! Tamam, başardım.” dediğiniz anları hatırlıyor musunuz? Yolculuğunuzdaki en kritik dönüm noktaları ve kırılma anları nelerdi?

Bir maçta büyük bir an yakalamak ya da güzel bir portre veya reklam kampanyası ortaya çıkarmak her zaman heyecan vericiydi. İşimde en önem verdiğim şey hazırlığım ve profesyonelliğim, çünkü en üst düzey sporcularla ve onların çevresindeki insanlarla çalışırken hazırlık gerçekten hayati. Tabii ki yol boyunca bazı başarısızlıklar ve kaçan kareler de oldu; bunlar beni daha çok çalışmaya ve daha iyi olmaya iten öğrenme ve kırılma noktalarıydı.

 

Saha içindeki aksiyonu fotoğraflamak mı, yoksa oyun sonrası soyunma odasındaki duyguyu, sevinci, hayal kırıklığını yakalamak mı? Sizin favoriniz oyun anı mı, yoksa sonrası mı?

İkisi de benim için aynı ölçüde heyecan verici. Başarıma giden yolda saha içi de dışı da belirleyici rol oynadı. Michael Jordan’ın ilk şampiyonluk kupasını kucakladığı o anı belgelemek çok önemliydi; bugün NBA tarihinin en ikonik karelerinden birine dönüştü. Kobe’nin maç kazandıran şutlarını ya da Shaq’in smaçlarını çekmek de ayrı bir keyifti. Kariyerim boyunca pek çok branşta, sayısız unutulmaz ana tanıklık edip onları kayıt altına alma şansına sahip oldum; bu da kendimi şanslı hissettirdi.

 

Saha kenarında maçı taraftarların göremediği hangi detaylarla izliyorsunuz?

Ben maçı yalnızca objektifin içinden takip etmiyorum; lensin yakaladıklarının yanı sıra, çevremde olup biten her şeye dikkat kesiliyorum. Saha kenarında bir an bile dalgın olma lüksünüz yok. Bu yüzden zihnimi tamamen o ana kilitlerim; her detayı okuyarak, dikkat dağıtan hiçbir şeye izin vermeden, çünkü kaçırdığınız kare geri gelmez ve ben “odaklanmadığım için” önemli bir anı kaçıran kişi olmak asla istemem.

 

Basketbol Şöhretler Salonu (Basketball Hall of Fame), 2018’de size Curt Gowdy Medya Ödülü’nü vereceğini açıkladığında neler hissettiniz? Kariyerinize ve yolculuğunuza nasıl bir anlam kattı?

Bu, kariyerimin en büyük heyecanıydı. Basketbol Onur Listesi tarafından takdir edilmek ve Curt Gowdy Ödülü’nü alan bir fotoğrafçı olmak inanılmaz bir duyguydu. O an, yıllar boyunca verdiğim emeğin, gösterdiğim adanmışlığın ve bu noktaya gelmek için harcadığım tüm çabanın gerçekten karşılık bulduğunu hissettirdi. Son derece gurur vericiydi.

 

Michael Jordan, LeBron James, Kareem Abdul-Jabbar ve Magic Johnson gibi efsaneleri fotoğrafladınız; Nike, Adidas, Pepsi ve Coca-Cola gibi dev markalar için de kampanyalar ürettiniz. Sizi heyecanlandıran, efsane bir atletle çalışmak mı, yoksa büyük bir markanın kampanyasını yaratmak mı?

Her zaman zorluklar karşısında seviyemi yükseltmeyi hedefledim. İster NBA finallerinin yedinci maçı gibi baskının zirvede olduğu bir an olsun, ister büyük bir reklam kampanyası ya da özel bir portre çekimi… Her projeyi, aynı ciddiyetle ele aldım. İş ahlakım ve heyecanımdan hiç kopmadan, her göreve sanki en önemli işimmiş gibi aynı enerji ve özenle yaklaştım.

 

Bugün neredeyse herkesin elinde bir kamera var. Sosyal medya, yapay zekâ ve filtreler çağında fotoğrafçılığın nasıl evrildiğini düşünüyorsunuz?

Buna bayılıyorum, çünkü bugün dünyadaki herkes cebinde taşıdığı telefon sayesinde bir anlamda fotoğrafçı. Fotoğraf sanatı, hiç hayal etmediğim kadar geniş alana taşıdı. Bir anda herkes çevresine daha dikkatli bakmaya, gördüğünü kayda almaya başladı. Bu bana on dört yaşımda fotoğrafçılığa âşık olduğum günleri ve o “anı yakalama” isteğini hatırlatıyor. Fotoğrafçılığın özü değişmedi. İyi bir görüntünün işlevi hikâye anlatmaktır; sadece anı dondurmak değil.

 

Kırk yıla yayılan tarihî maçlar, Dream Team ve olimpiyatlar, NBA’e damga vuran efsaneler… Üzerinizde iz bırakan birkaç unutulmaz anı paylaşmanızı istesem, neleri anlatırdınız?

1992’de Dream Team’le yedi hafta boyunca birebir birlikte olmak, hayatım boyunca unutamayacağım bir görevdi. Michael Jordan’ın kariyerine tanıklık etmek, ardından Shaq ve Kobe yılları, sonra LeBron ve Curry dönemi ve tüm bunların üzerine kariyerimde beş binden fazla maçı fotoğraflamış olmak… Düşündükçe insanın aklı gerçekten duruyor. NBA’in görsel hafızasının oluşmasında fotoğraflarımın önemli rol oynaması büyük gurur; ama hepsinin ötesinde, Kobe Bryant’ın kariyerini baştan sona belgeleyebilmek benim için en büyük armağandı.

 

Kobe Bryant dünyanın tanıdığı süper yıldızdı ama siz Kobe’ye en yakın kişilerden biriydiniz. Sizin gözünüzden Kobe Bryant’ı nasıl anlatırsınız?

Kobe, hayatımda tanıdığım en hırslı ve en kararlı insandı. Onu on sekiz yaşında çaylak bir oyuncu olarak ilk tanıdığım günden, yirmi yıl sonraki son maçına kadar, her gün tek bir amaç için çalıştı: Daha iyi olmak. Bu inanılmaz ilham vericiydi. “Mamba Mentality” sadece onu değil, beni de daha iyisini yapmaya zorladı; kendi işimde sınırlarımı sürekli ileri taşımama neden oldu.

 

Kobe ile, kariyerinin başından itibaren aramızda güçlü bir bağ oluştu. Beni kendi dünyasına kabul ettiği için ona sonsuza dek minnettarım. Onun yanında olmayı, nasıl hazırlandığını izlemeyi ve sahada adeta bir “suikastçı” gibi işini bitirişini görmeyi çok severdim. O, tüm dünyaya ilham verdi ve ben onu her gün, her an özlüyorum…

 

En üst düzey sporcuların yanında, yüksek baskı altında çalışan bir fotoğrafçı olarak sizi ayakta tutan motivasyon neydi? Gücünüzü en çok nereden alıyordunuz?

Fotoğraflarım aracılığıyla yanlarında bulunma ve hikâyelerini belgeleyebilme şansı yakaladığım sporcular, kariyerim boyunca benim için bitmeyen bir ilham kaynağı oldu. İşlerine duydukları sevinç, sevgi ve adanmışlık; profesyonellikleri ve çalışma disiplinleri bana da bulaşan bir enerji gibiydi. Sahada, çimde ya da buz pistinde neleri başarabileceklerini gördükçe hayranlığım arttı. Açıkçası bu yüzden motivasyonumu korumak zor olmadı. Onların her gün ortaya koyduğu tutku ve emek, benim de işime aynı heyecanla sarılmamı sağladı. Kırk yılı aşkın süredir bu işi severek ve yapabilmemin en büyük nedeni de buydu.

 

Hall of Fame’in onurlandırdığı bir fotoğrafçı olarak, kariyerinin başındaki genç fotoğrafçılara tavsiyeleriniz neler olur?

Genç fotoğrafçılara ilk tavsiyem, daha yolun başındayken kendi tarzlarını oluşturmaya çalışmaları, çünkü sizi öne çıkaracak şey, bakış açınız. Bol bol çekin, hatta mümkünse sürekli çekin. Üretmeye devam ettikçe hem gözünüz gelişir hem de güçlü bir portföy oluşturursunuz. Ağ kurmayı önemseyin ve sizi ileri taşıyacak mentörler bulun. Doğru insanlar, doğru zamanda hem kapılar açar hem de moral verir. Bir de en kritik noktalardan biri: Kafanızın içindeki olumsuz seslerin sizi durdurmasına izin vermeyin. Fotoğraf makinesini her elinize aldığınızda biraz daha iyi olmaya odaklanın; küçük gelişimler zamanla büyük fark yaratır. Ve hepsinden önemlisi: Her koşulda profesyonel olun. İnsanların sizinle çalışmak isteyeceği biri olun. Samimi ve içten çalıştığınızda doğru kişiler zaten size doğru çekilecektir.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.