© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Heyecanlı, İçten, Samimi Yüsra Geyik

Heyecanlı, İçten, Samimi Yüsra Geyik

Hayatın ne olduğunu henüz bilmeden, sadece içgüdüleriyle kamera karşısına geçen o küçük kız, bugün Türkiye’nin en çok izlenen yapımlarında karakterlerine can değil, ruh üfleyen güçlü bir kadına dönüştü. “Arka Sokaklar” dizisinin Zeliş’i olarak bir neslin gözü önünde büyüyen Yüsra Geyik, bu uzun yolculuğu bir sınırlanma değil, profesyonel bir keşif alanı olarak tanımlıyor. Kariyerindeki değişimlerin kendisine kattıklarını ve karakterlerle kurduğu bağları anlatan güzel oyuncu, hem geçmişini hem de bugününü MAG Okurlarıyla paylaşıyor.

 

 

On üç yaşında, “Hayat Bilgisi” setine ilk adımınızı attığınız gün, kamera karşısında olmanın sizde bıraktığı his neydi; o an bunun hayatınızın yönünü değiştireceğini hissetmiş miydiniz?

Hayır… Hayat nedir? Yön vermek gerekir mi, verilebilir mi? Hatta yön nedir? Bunları hiç bilmeden, sadece iç güdümle hareket ettiğim yaşlardı… Yaş aldıkça en çok fark ettiğim şey bu: Koşullardan uzak, sadece iç sesinizle “bir şey” yapmak çok kıymetli.

“Arka Sokaklar” gibi uzun soluklu bir projede aynı karakterle var olmak, sizi özgürleştiren mi, yoksa zaman zaman sınırlandıran bir deneyim miydi?

Kendi özelimde konuşmak isterim. Özellikle de belirtme ihtiyacı duyarım hatta, çünkü benim oyunculuğu profesyonel bir meslek olarak henüz seçtiğimden emin olmadığım yaşlarda başlayan ve profesyonel hayata adım attığım yaş aralığını kapsayan bir süreç bu. Bu sebeple benim için ayrılma kararı almak, yönümü bulmak sebebiyle gerekli, hatta mecburiydi. Rekortmen bir iş “Arka Sokaklar”. Benim için orada oyuncu olarak yer almak gururdur.

 

Zeliş’le vedalaştığınızda, geride bıraktığınız sadece bir karakter miydi yoksa hayatınızın önemli bir dönemi miydi?

Kesinlikle hayatımın önemli bir dönemiydi. Tabiri caizse deri değiştirmiş gibi hissettim.

 

Zeliş’ten “Aile”deki Yağmur’a geçişte, seyirciler sizi çok farklı karakterlerde gördü. Bu değişim sizin için ne ifade ediyor?

Oh! Çok şükür. İşte bu yüzden 10+ reyting alan bir işten ayrılmıştım… Çok şükür bir sürü farklı şey oynama fırsatım varmış, var… Çok şükür şanslı hissediyorum. Çok şanslı.

Yağmur… Kalbimde bir yaradır. Hiç tahmin edemeyeceğim birini çıkardı, iyileştirdi ben de.

 

“Aile” dizisinde, öyküyü oluşturan aslında Yağmur karakteriydi. Onun üzerinden anlatılan aile içi çatışmalar ve görünmeyen yaralar, sizi kişisel olarak da etkilemiş miydi hiç?

Şu an cevabı düşünürken heyecanlanıyorum. Daha iyisi için neler mümkün? Etkilenmek doğru kelime mi bilmiyorum. Oynadığım her karakter, ben; ben, oynadığım her karakterim. Karakterle iyileşmek şanslı bir durum. Yağmur öyle bir karakterdi. Beraber iyileştik. Ben ve ben…

Peki, gelinlik giymek nasıl bir duyguydu? Evlilik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gelinlik şahane bir kostüm! Anlamı kadar kusursuz bir görünümü var. Kostüm diyorum, çünkü hikâyenin içinde giyilen her şey kostüm. Gerçekten giymek ya da o büyük kararı almak üzerine düşünmüyorum. Hiç düşünmedim. İnanıyorum ki bu tür duygular, olması gerektiği zaman olur.

 

Oynadığınız karakterlerin aşk hikâyeleri, sizin gerçek hayattaki aşk beklentilerinizi değiştirdi mi?

Hayır, aşk hikâyeleri hem hep aynıdır hem de çok biriciktir.

Canlandırdığınız bir karakterin aşkını yaşamak zorunda kalsaydınız, hangisini seçerdiniz?

Hiçbirini seçmem. Benim aşk hayatım biricik… Onu başkasının inisiyatifine ya da hayal dünyasına bırakamam.

Oyunculuk kariyeriniz boyunca aşkı sahnede defalarca yaşadınız. Gerçek hayattaki aşkı sahnedekinden ayıran en büyük fark sizce nedir?

Aşkı ekranda daha çok keskin çizgilerle, siyah ve beyaz ayrımını kuvvetli izliyoruz. Bir seyirci olarak yorumum bu kesinlikle ama bir şey gri olacaksa, o, aşktır… Aşk gridir.

 

Aşk sizin için daha çok huzur mu, yoksa insanı kendisiyle yüzleştiren bir sarsıntı mı?

Hepsi hepsi! Neler neler daha… Güzel bir yüzleşme olduğu kesin. Huzur, başımızın tacı ama aklına ne gelirse kat. Kimsenin yemeyeceği ama içinde herkesin sevdiği bir iki malzemenin kesin bulunduğu bir türlü.

 

Bugün aşkı tek bir kelimeyle değil, bir sahneyle anlatsanız, o sahnede neler olurdu?

“Yanalım Eyşan…”

Bu ayın öne çıkan tarihi 14 Şubat. Sevgililer Günü’nü romantik bir gün olmaktan çıkarıp bir kadının kendine duyduğu sevgiye dönüştürmek mümkün mü sizce?

Hangi günü kim nasıl, ne için kutlamak istiyorsa kutlayabilir bence. Başkasının sınırlarını ihlal etmediği sürece tabii ki. Ben özel günleri, birbirini hayat içinde unutan, koşturmacadan kafasını kaldıramayan ve benzeri bir sürü sebebi olanlar için kıymetli buluyorum. Bu kalabalıkta hatırlamak için fırsat, hatta bazıları için bahane…

 

Dünyada veya Türkiye’de en romantik bulduğunuz kentler hangileri?

İstanbul kesinlikle hem Türkiye’nin hem de dünyanın en romantik şehri.

Sizi güncel olarak izlediğimiz “Sahtekarlar” dizisi, entrika ve dramı bir arada sunuyor. Sizce bu diziyi diğer projelerinizden ayıran en güçlü özellik nedir?

İsmiyle müsemma dizimiz… Her taşın altından başka bir olay çıkıyor. Ekranda görmeye çok alışık olmadığımız bir hikâye türüne sahip. Gözünü kırpmadan izlemen lazım; az önce kaçırdığın bir bakış, bütün meselenin en can alıcı noktası olabilir ve aynı hayatta olduğu gibi, insan kendi ve sevdikleri söz konusu olunca beklenmedik bir sürü şey yapabilir. Şeytan ayrıntıda gizlidir.

 

Kıvılcım, dizide olayların merkezinde yer alan, entrikaların içinde güçlü rol üstlenen biri. Dizide olayların merkezinde olmak, oyunculuk açısından size nasıl bir meydan okuma sunuyor?

Kıvılcım’ın iç hesabı bambaşka; o dinamikler yavaş yavaş seyirciyle de paylaşılıyor. Planlı yaşayan, akıllı bir kız fakat herkes gibi onun da yumuşak karnı var. Planlı, programlı, hedef koyan; uğruna her şeyi yapabilen bir karakter, zorlu bir meydan okuma. Anlamaya çalışıyorum, yalan yok. Hak vermeye daha da çok çalışıyorum.

Setlerden sonra kendinizle baş başa kaldığınızda neler yapıyorsunuz?

Tavana bakıyorum! Haftalık dizi temposundayken yatakta tavana bakmak en güzel anlardan biri oluyor; ama bence kararında bir sosyalliğim var, onu da ihmal etmem. Uzun uzun yemek yemeyi severim sevdiklerimle, beni deşarj eder. Spor, cilt bakımı; bunlar zaten rutinlerim.

Numerolojiye ilginiz olduğunu biliyoruz. Hayatınızda sizi en çok etkileyen sayı hangisi?

Hepsi! Hayatımda tekrar eden sayı neyse, o an onun bana gösterdiklerinden etkileniyorum. Beni rahatlatıyor. Bir şekil iyi hissetme metodu benim için.

 

Uğraştığınız en “uçuk” olarak adlandırılabilecek hobiniz nedir?

O sürekli “uç”larda yaşayan kişi ben değilim öncelikle. O yüzden bahsedebileceğim, uç sayılabilecek bir hobim de yok. Hobi değil; ama sınırlarımı zorlamayı severim. Açlık, uykusuzluk vb. şekillerde bedeni eğitme ve zihni tabii ki… bunları dener, zorlarım kendimi.

Bir süper kahraman olsanız, gücünüz ne olurdu?

Zamanın yöneticisi olmak isterdim.

 

Hayatınız bir müzik türü olsaydı, hangi tür olurdu?

Tek bir tür söylemek zor. Hayat hem değişken hem de akışkan. Sanırım bu aralar konçerto.

Hayatınızda ya da kariyerinizde paylaşmak istediğiniz yeni sürprizler var mı?

Hepimize hep beraber sürpriz kalsın isterim. İşimin en sevdiğim tarafı da sanırım olabilecek en iyi sürprizlere çok yakın olmak. Şanslıyım.

 

KOORDİNASYON: MELTEM ERCAN    
RÖPORTAJ: BEGÜM TURANÇİFTÇİ
FOTOĞRAF: BARAN ALTINDAĞ
STYLING: BÜŞRA ÇEVİK
SAÇ: İBRAHİM JUNİOR
MAKYAJ: HİDAYET KORKMAZ
SANAT YÖNETMENİ: EZGİ TOSUN
PRODÜKSİYON: YUSUF KOÇ
MEKÂN: ART+ISTANBUL

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.