Uniqera – Geçmişten Gelen Işıltı
Paris’te başlayan vintage tutkusunu, hikâyesi olan zamansız takılarla Uniqera markasına dönüştüren Ceyda Subaşı, 1800’lerden günümüze ulaşan seçkisini ve koleksiyon parçalarını MAG Okurları ile tanıştırıyor.
Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
1983 İstanbul doğumluyum. Enformasyon Teknolojileri eğitimimin ardından, on seneyi aşkın bir süre kurumsal iş dünyasında e-ticaret alanında çalıştım. Bu süreçte bazı aralar vererek iki sene Paris’te yaşadım. Zaten vintage takılara olan ilgim de orada başladı. Ayrıca Paris’teki deneyimlerimden yola çıkarak yazdığım bir de “Aşk Olsun Paris!” adında bir kitabım var. Sonra hızımı alamayıp bir de “Çam Fıstığı” adında bir çocuk kitabı yazdım. Üretmeyi çok seviyorum. Çok araştırıyorum, okuyorum, dünyayı takip ediyorum. Sanırım bu yüzden sürekli aklıma yeni iş fikirleri geliyor. Nitekim kurumsal hayatımın yanı sıra iki profesyonel marka çıkardım. İlk markamı yirmi üç yaşımda kurdum; bundan yirmi sene önce, henüz insanların internetten alışveriş yapmaya cesaret edemediği bir dönemde, kişiye özel hediyeler üretip online olarak satıyordum. O dönem alternatifi olmadığı için çok ilgi gördü ve gittikçe büyüdü. Sonra satın almak isteyen bir şirkete satışını gerçekleştirdim. Zaten Paris de aynı döneme denk geldiği için uzaktan yönetmem çok zor olmaya başlamıştı.
Paris’te yaşadığınız dönemde topladığınız parçalar bir gün profesyonel bir girişime dönüşeceğinin sinyallerini veriyor muydu? Uniqera’yı kurmaya karar verdiğiniz o “kırılma anı” neydi?
Tamamen kişisel olarak topluyordum açıkçası. O senelerde Türkiye’de vintage kültürü pek gelişmemiş olduğu için ilgilenebilecek kişiler olduğundan emin değildim. Zaten Türkiye’ye döndükten sonra kurumsal şirketlerde devam ettim ama kızımın doğumundan sonra yeniden kendi işimi yapmaya karar verdim. Yapmayı en çok sevdiğim şeyleri ve ilgi alanlarımı düşündüm: Seyahat etmek, araştırmak, antika pazarlarından vintage takı toplamak… Bunların hepsi bir araya gelince, 2019 senesinde Uniqera markası ortaya çıktı. O kadar amatör başladım ki; dört beş tane ürünü, hikâyelerini anlatarak Instagram’da paylaştım. Bir anda takipçi sayım artmaya başladı. Senenin sonunda ürün yetiştiremez haldeydim. Yurt dışı ürün toplama seyahatlerimi sıklaştırdım, ürün portföyüm genişledi. İşler büyüyünce ilk mağazamı satın aldım. Sonra orası küçük gelmeye başladı, şimdi Erenköy’deki ikinci mağazamızdayız. Kontrollü bir şekilde büyüyoruz.
Ürün yelpazeniz 1800’lerden 2000’lere kadar uzanıyor. Bir parçayı Uniqera koleksiyonuna dâhil ederken hangi kriterlere öncelik veriyorsunuz?
Öncelikle gerçekten vintage olduğuna emin olmam gerekiyor. Maalesef piyasada o kadar çok Çin işi vintage stili ürün var ki, tecrübeli olmadığınız sürece kandırılma olasılığınız çok yüksek. Artık senelerin getirdiği tecrübeyle ürünleri tanıyorum. Zaten marka damgası, sene damgası gibi özellikleri varsa bunlar da işimi kolaylaştırıyor. Beğenmediğim ve kendim takmayacağım bir ürünü asla almıyorum. Benim aradığım ürünler çoğunlukla özellikli ve hikâyesi olan ürünler. Özellikle Victoria ve Edward dönemi antika altın takılar ilgi alanıma giriyor. Ürünlerin el yapımı olması ve üzerinde uğraşıldığını gösteren detayları, onların ruhu olduğu hissiyatını veriyor. Yine Art Deco ve Belle Époque dönemi takılar da, bulunca kaçırmayacağım parçalar arasında yer alıyor. Belli bir dönemin özelliklerini yansıtıyor olmaları beni heyecanlandırıyor… 80’lerin Chanel, Dior, Givenchy gibi markalarının takıları da nadir olarak karşıma çıkan ama kondisyonu iyiyse mutlaka aldıklarımdan oluyor. Kondisyon konusu çok önemli benim için. Aldığım ürünlerin neredeyse hepsi tertemiz, taş eksiği olmayan, kaplaması pırıl pırıl parçalar. Vintage saatlerin çalışıyor olmasına özellikle dikkat ediyorum. Aradan çalışmayan bir model çıkarsa da mutlaka bakımını yaptırıp çalışır hâle getiriyoruz.
İlk gittiğiniz antika pazarını ve aldığınız ilk ürünü hatırlıyor musunuz?
Aldığım ilk ürün takı değildi. Hatta ilginç ve bence biraz da mistik bir hikâyesi var. Paris’teki bir antika pazarıydı. Girişinde eski resimler vardı. Resimlerin bazıları aynı ressam tarafından yapılmıştı. Belli ki birinin koleksiyonundan toplu hâlde alınmış. O kadar ilgimi çekti ki uzun süre resimlere baktım. O zaman hiç ilgimi çekmeyen bir alan olmasına rağmen bu resimler beni ilginç bir şekilde çekti; ancak rakamlar çok yüksekti. Aklım kalarak stanttan ayrılırken satıcı adam arkamdan koşturup bana bir hediye getirdi. İçinde sevdiğim ressamın resimlerinin bulunduğu kocaman hard cover bir kitaptı bu. Bana sorarsanız çok özel bir parçaydı ve değerli olmalıdır diye düşünerek parasını vermek istedim ama adam asla kabul etmedi. “Kıymetini bilecek birine vermek istedim.” dedi ve gitti. İşte o kitap benim bu işe ilk başladığımda ürünlerin arkasına fotoğraf fonu olarak kullanacak hiçbir şey bulamayıp “Bir de bunu deneyeyim!” diyerek içindeki resimleri kullandığım kitap.
Markayla o kadar özdeşleşti ki, altı sene oldu, hâlâ kullanıyoruz. Bu bir işaret miydi bilmem ama eğer işaretse de sanırım görmeyi başarmışım.
Yurt dışından gelen parçalardan ayrı, kendi koleksiyonlarınızla da farklı seçenekler sunuyorsunuz. Bundan biraz bahseder misiniz?
Vintage ürünler tek ve satıldığı zaman aynısını bulma imkânı olmuyor genelde. Öyle ürünler vardı ki satıldıktan sonra yüzlerce soru geliyordu yeniden bulup bulamayacağıma dair. Bunlardan biri de Faberge stili mineli yumurta kolyelerdi. Üretimini yapıp daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak istedim. Tasarım yapmayı çok sevdiğim için bir nevi o yönümü de tatmin etmek istedim aslında. Artisan Koleksiyonu adı altında vintage stili ürünler üretmeye başladık. Bu üretimin temelinde el yapımı ürünler olması ve Kapalı Çarşı’daki zanaatkâr ustaların elinden çıkması en önemli kriterimdi. O kadar güzel oldular ki beklentimin de üzerinde bir ilgiyle karşılaştık. Şu anda bu koleksiyonda yüze yakın ürün var. Stoklu ürünler olduğu için farklı mağazalarda da satışını yapabiliyoruz. Bu anlamda çok güzel iş birliklerimiz oldu. Örneğin; en son Büyükada’daki Splendid Palas için adanın nostaljik faytonlarından ilham alarak at nalı figürlü şans kolyeleri hazırladık. Ayrıca Paris’te farklı farklı zamanlarda Artisan koleksiyonumuz ile dâhil olduğumuz butiklerde pop-up satışlarımız oluyor. Bunun yanı sıra, Uniqera markasıyla; fular, takı kutusu, mum ve çay gibi yan ürün grupları da geliştirdik. Her biri hayalini kurduğum güzellikte olduğu için çok mutluyum.