Niş Bir Dokunuş, Zamansız Bir Dil – Yugu Atelier
Kurumsal dünyanın sınırlarından sıyrılıp toprağın şekillendirici gücüyle kendi içsel yolculuğuna çıkan Büşra Özdemir, Yugu Atelier ile modern estetiği kişisel bir varoluş hikâyesine dönüştürüyor. Sanatı bir kaçış değil, aksine en yalın hâliyle kendine yaklaşma biçimi olarak tanımlayan tasarımcı, geçmişin izlerini bugünün formlarıyla işlediği niş dünyasının kapılarını aralıyor. Sürecin dönüştürücü gücüne ve sabrın estetiğine odaklanan Özdemir, markasının ilham dolu serüvenini MAG Okurları için paylaşıyor.
Yugu Atelier nasıl doğdu? Bu yolculuğun arkasındaki kişisel hikâyeyi biraz anlatır mısınız?
Yıllarca kurumsal şirketlerde ve ajanslarda çalıştım, bana ait hissettirmeyen bir düzenin içindeydim. Varoluşsal sanrılar yaşadığım bir dönemde kendime sürekli aynı soruları sormaya başladım: Burada ne kadar daha kalacağım? İstediğim hayat bu mu? Bu sorgulama hâli zorlayıcıydı ama kendimi bulmamı sağladı.
Tam da böyle bir dönemde, kız kardeşimle birlikte seramik yaptığımız bir gün her şeyi değiştirdi. Saatler boyunca zaman kavramını kaybettim. O an, uzun zamandır ilk kez kendimle gerçekten temas ettiğimi hissettim. Kırılma noktası tam olarak o gündü; aslında aradığım şeyin çok da dışarıda olmadığını fark ettim.
Zaten hep sanatla ilgili bir geçmişim vardı ama bir iş olarak hiç düşünmemiştim. Seramikle kurduğum bağ zamanla benim için çok daha derinleşti. En çok sevdiğim tarafı ise, sanat aracılığıyla kendimi ifade edebilmek. Yugu Atelier de tam olarak bu içsel dönüşümün, kendime yaklaşma ve kendimi ifade etme ihtiyacının bir yansıması olarak ortaya çıktı.
İlham kaynaklarınız neler? Günlük hayatta sizi yakalayan ve tasarıma dönüştüren anlar nasıl ortaya çıkıyor?
İlhamı tek bir şeye bağlamak benim için zor. Daha çok, hayatın içinde biriken bir şey gibi. Küçüklüğümden beri gördüğüm yerler, duyduğum sesler, kokular ve doğanın renkleri…
Bazen çok küçük ama etkisi büyük anlar oluyor. Mesela çocukluğumdan hatırladığım bir mekânın hissi, bir duvarın dokusu ya da belirli bir ana ait bir koku… O anın kendisini değil, bıraktığı duyguyu hatırlıyorum ve yıllar sonra o duygunun, fark etmeden, yaptığım bir formda ya da yüzeyde yeniden karşıma çıktığını görüyorum.
Geçmişten gelen bu hisleri bugünün estetiğiyle birleştirmeyi seviyorum. O yüzden ilham benim için tek bir yerden değil, farklı anların ve duyguların birleşmesinden doğuyor.
Bir ürünü tasarlarken sizin için süreç mi yoksa sonuç mu daha belirleyici? Üretim süreciniz nasıl ilerliyor?
Kesinlikle süreç, çünkü bugün sadece tasarımda değil, hayatın genelinde de hep sonuç odaklı yaşamaya alışmış durumdayız. Sürekli bir sonraki adımı, bir sonraki hedefi düşünüyoruz. Oysa benim için asıl değerli olan, o sonuca giderken yaşananlar.
Bir şeyi üretirken, hatta en basit hedeflerde bile insanı asıl dönüştüren şeyin süreç olduğunu düşünüyorum. O süreçte büyüyorsunuz, sabretmeyi öğreniyorsunuz ve kendinizle başka bir ilişki kuruyorsunuz. Bu yönüyle aslında hayatla çok benzer bir tarafı var. Her şey, her zaman beklediğimiz gibi ilerlemeyebilir ama bazen ortaya çıkan şey, hayal ettiğimizden çok daha iyi olabilir. Tıpkı, ayrılık acısı çekerken hiç beklemediğiniz bir anda doğru kişiyle karşılaşmak gibi ve o insanı bulduğunuzda hiçbir şeyi zorlamadan, sadece olduğu gibi kabul ederek, saf ve temiz duygularla, sonucunu düşünmeden o aşkı yaşamak gibi.
Seramik sabır ve belirsizlik barındıran bir sanat. Bu süreçte sizi şaşırtan ya da mutlu kazalara dönüşen anlar oluyor mu?
Kesinlikle oluyor. Hatta seramiğin en sevdiğim taraflarından biri bu. Ne kadar planlarsanız planlayın, fırından çıkan sonuç her zaman küçük sürprizler barındırıyor. Hatta bununla ilgili çok net hatırladığım bir an var. Bir gün, eskizini çizdiğim bir tasarımı üretmeye başladım; ama o dönem zihinsel olarak oldukça karışık, aynı zamanda duygusal olarak yoğun ve zor bir süreçten geçiyordum. Ne yaparsam yapayım istediğim gibi ilerlemedi. Bir noktadan sonra kontrol etmeyi bırakıp tamamen kendimi sürece bıraktım. Saatler sonra ortaya çıkan parça ise çizdiğim eskizden tamamen farklıydı. O tasarım şu an hâlâ koleksiyonumun bir parçası ve en anlamlı bulduğum işlerimden biri. Bu deneyim bana kontrolü bırakmayı ve sürece güvenmeyi öğretti, çünkü bazen gerçekten en güzel sonuçlar, planlanmayan anlardan doğabiliyor.
Yugu Atelier’in şu anki ürün yelpazesinden de bahsederek, gelecek koleksiyonlarında nelerin yer alacağını anlatır mısınız?
Yugu Atelier’de daha niş ürünler yer alıyor ve bu yaklaşımın önümüzdeki dönemde de devam edeceğini söyleyebilirim. Ürünlerin, gerçekten sanatla bağ kuran ve bu dili okuyabilen bir kitleye hitap ettiğini düşünüyorum.
En çok hoşuma giden şeylerden biri de aldığım geri dönüşler. “Buradan mı esinlendiniz?”, “Bu form bana şunu hatırlattı.”, “Bu dokuda böyle bir his var.” ya da “Beni buraya götürdü!” gibi.. Yaptığım işin karşı tarafa geçtiğini görmek benim için çok değerli.
Yugu Atelier’de her zaman geçmişten taşıdığım izlerle bugünün estetiğini bir araya getirdiğim bir dil var ve bu dili koruyarak devam etmeyi planlıyorum. Çok yakında yeni bir koleksiyonumuz çıkacak, hatta bunun için bir lansman planlıyoruz. Bu koleksiyonda, son dönemde gördüğüm ve gezdiğim yerlerden aldığım ilhamla, geçmişin izlerini bugünün estetiğiyle buluşturan bir yaklaşım olacak.
Ürünlerin sadece ev dekorasyonu olarak alınmasından ziyade insanların kendinden bir parça bulabildiği, bağ kurabildiği ve gerçekten hissedebildiği bir koleksiyon hazırlıyoruz.