Basilica İç Mimarlık – Lüksü Göstermek Değil, Lüksü Yaşatmak
Basilica İç Mimarlık’ın kurucusu Gökhan Kaplan, henüz 23 yaşında imza attığı büyük ölçekli projelerle benimsediği zamansız tasarım anlayışını, projelerde vizyonun ve hikâyenin belirleyici rolünü ve mekânı yalnızca estetik değil, bir deneyim olarak ele alan yaklaşımını MAG Okurları ile paylaşıyor.
Yirmi üç yaşında olmanıza rağmen, büyük ölçekli projelerde adınızdan söz ettiriyorsunuz. Bu kadar erken fark yaratmanın sırrı nedir?
Erken fark yaratmak gibi bir hedefim hiç olmadı. Ben yalnızca ortalama işler yapmamaya karar verdim. Bir projeye giriyorsam, o iş referans olur mu, uzun vadede ismimi temsil eder mi, buna bakarım. Bu filtre birçok kişiyi eler ama kalan işler beni büyütür.
Projeleriniz neden “dikkat çekici” olarak tanımlanıyor?
Çünkü projelerim bağırmıyor. Sessiz ama net konuşuyor. Zamansız çizgiler, güçlü oranlar ve gereksiz detaylardan arındırılmış mekânlar… Lüksü göstererek değil, hissettirerek anlatmayı tercih ediyorum.
Bir projeyi kabul ederken en önemli kriteriniz nedir?
Projenin vizyonu. Eğer iş sadece “yapılmış olmak için” yapılıyorsa ilgilenmem; ama proje bir hikâye anlatıyorsa, dönüştürücü bir etkisi varsa masaya otururum.
İç mimariyi küresel ölçekte nasıl konumlandırıyorsunuz?
İç mimari, dünyada artık dekorasyon değil, deneyim tasarımıdır. Bir mekân, markanın karakterini; bir ofis, şirketin kültürünü; bir konut, sahibinin yaşam vizyonunu anlatır. Ben tasarımı bu dil üzerinden kurarım.
Türkiye’de sizi farklı kılan temel unsur nedir?
Ben yalnızca tasarım yapmıyorum, risk alıyorum. Sürece dâhil oluyorum, sorumluluk alıyorum, gerekirse masada zor kararlar veriyorum. Bu, sektörde herkesin tercih ettiği bir pozisyon değildir.
Uluslararası arenada çalışmayı planlıyor musunuz?
Planlamak değil, hazırlanıyorum, çünkü uluslararası işler aceleye gelmez. Dil, sistem, hukuki yapı ve iş kültürü aynı anda hazır olmalıdır. Ben adımı atmadan önce zemini kurarım.